Geçen hafta Urfa’nın Birecik İlçesine bağlı Zerêta Serxet köyünde kurulan direniş çadırından yazmıştım, devam etmek istiyorum. Bir tarihe tanıklığı yazmak gerek…

Neler yaşandı o sınırda?
Kuzey Kürdistan’da yaşayan halkın Kobanê halkını nasıl yalnız bırakmadıklarını gördüm. Gençlerin, kadınların, yaşlıların aynı amaç için bir mevzide direndiklerine tanık oldum. Sınır karakollarında yazan, "hudut namustur" sözüne karşı halkta alaycı bir birlik ve buluşma vardı. Onların "namus" olarak gördükleri sınırların aslında nasıl bir namussuzluk olduğuna şahit olduk hep birlikte.
Aynı halktan olan, aynı dili konuşan insanları tel örgülerle ayıran, bir de mayınlar döşeyip geçit vermeyen sisteme lanet okudum.
Kobanê halkıyla buluşan, onları selamlayan onurlu sanatçıların, aydınların, Alevilerin olduğunu görmek ayrı bir umut yarattı.
Komünal yaşamın, ortak hareket etmenin, hayal ettiğim sosyalizmin tam da o çadırlarda kurulduğunu görmek bende başka bir heyecan yarattı.  
Sonra ne oldu?
19 Temmuz Rojava Devrimi’nin kutlamaları oldu. Gerçekten 90’lı yılların ruhuyla bir kutlama yapılıyordu. Gençler, yaşlılar halaya durmuş Rojava’yı selamlıyorlardı.
Birecik’te kutlamalar yapılırken, Suruç’ta kurulan çadırdan kötü haber geldi. Türk askerleri çadırdaki insanlara saldırmış, taş üstünde taş bırakmamışlardı. Bu Birecik’teki çadıra da saldırılacağının habercisiydi. Nitekim de öyle oldu. Aynı yöntemlerle Birecik’e de saldırdılar.
Gaz bombaları atarak insanları yaraladılar, çadırları yaktılar. O çadırların yandığını görmek, beni yıllar öncesine götürdü. Kürdistan’da köylerin yakılma görüntüleri bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Gözümden damlayan yaş bir acı ya da bir öfke miydi bilmiyorum. Hep birlikte askerlerin uyguladığı Vandalizm’e bir kere daha tanık olduk.
Bütün bunları yaşadıktan sonra şu sorular peş peşe geliyor:
Hangi neden ve gerekçe ile polis ve jandarma halka saldırdı ve çadırlarını yaktı?
Askerler neden halkın araçlarının camlarını kırdı, araçları yuvarlayarak ters devirdi ve uçurumdan attı?
Bu insanlık dışı emri asker ve polise kimler verdi?
Hükümet bu emri vermediyse, bu emri verenler hakkında bir işlem yapacak mı?
Bu soruları bilerek soruyorum. Çünkü hükümetten bağımsız bunların olması düşünülemez. Hükümetin bu davranışı açık ve net IŞİD’e destek olduğunun göstergesi…
Silahsız, savunmasız insanlara karşı tankla, topla saldırır, gider çadırlarını yakarsanız, bunun başka bir anlamı olmaz.
Son birkaç gündür Ceylanpınar (Serêkaniyê) bölgesinde askeri hareketliliğin arttığı bilgisi geliyor. Üç Türk askerinin hayatını kaybetmesi, YPG’nin ‘biz yapmadık’ demesinin ardından, IŞİD çevrelerinin ‘biz yaptık’ açıklamasına rağmen Türk basını ve hükümeti halen üç askerin YPG tarafından öldürüldüğünü söylemeleri büyük bir planın olduğunu akıllara getiriyor.
Buna son birkaç gündür Rojava ve Kobanê üzerinde dolanan heronlarını da (İHA) eklediğimizde, hükümetin ateşle oynadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Böyle devam ederse kısa sürede Kürdistan ateş topuna dönüşecektir.
Gazze’de İsrail vahşetine karşı çıkan AKP Hükümeti, kendi ülkesinde aşağı yukarı aynı politikayı uyguluyor. Yine,  Rojava’da IŞİD eliyle vahşet uygulaması Kuzey’de sürdürülen ateşkes ve çözüm sürecini de sekteye uğratıyor.
Bu büyük plana karşı iş yine halka, hepimize düşüyor.