
Beklendiği gibi AKP Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’na hükümeti kurma görevi verildi. 45 günlük bir süresi var.
Erdoğan ve AKP, hükümetin kendi eksenlerinde oluşturulmasını yaşamsal görüyor. İster dışarıdan destekle tek başına, ister başka bir partiyle. Çünkü ne güçlerini kaybetmek ne de yaptıklarının açığa çıkmasını istiyorlar.
Eğer hükümetin bir parçası olamazlarsa bir erime ve çözülme sürecine gireceklerini biliyorlar.
Seçimlerin hemen ertesinden başlamak üzere çeşitli hükümet senaryoları dillendiriliyor. Öne çıkan ağırlıklı senaryo AKP-CHP koalisyonudur. Bunun isteyenleri de çoktur.
Birçok çevre, kesim, dinamik ve uluslararası güç bu yönlü niyet ve beklentilerini açıkladılar. Farklı siyasal, sosyal ve ekonomik yelpazeler anlamında en fazla taraftarı olan bir senaryo olduğunu söylemek mümkündür.
Bu realiteyi gören CHP, hükümette yer alması halinde kırmızı çizgiler diye tarif ettiği vazgeçilmez 14 ilkesini kamuoyuyla paylaştı. Bana göre bu ilkeler bir AKP-CHP koalisyonunu imkansızlaştırmıyor. Çünkü ne AKP ne de CHP bu ilkeleri düğüme dönüştürecek ideolojik, niyetsel ve tarihsel bir geçmişe sahiptir.
Açıklanan bu ilkelerin bazılarını mercek altına alalım.
Cumhurbaşkanlığı makamının yetki sınırlarına çekilmesi: İki parti de Portofino müziği eşliğinde sahneye gelen damat ile gelinin klasik vals dansı figüründe ortaklaşırlar. 1-1,5 m2 lik dairesel bir alanda, 3’lü ileri, geri ve yana hareketi ihtiva eden bu dansın baskın partneri görünür olur. Bu da AKP’nin işine gelir.
17 Aralık dosyalarının (yolsuzluk) yeniden açılması ve Yüce Divana(?) taşınması: Bu konuda da tıkayıcı bir durum gelişmez.
Bugüne kadar yaşanan bu yönlü olaylara baktığımızda; süreçler başlatılmış ancak birkaç olay hariç olmak üzere tüm dosyalar o yüce olarak tarif edilen divan tarafından ya beraatle ya da hükmün ertelenmesiyle sonuçlandırılmıştır.
Bu yöntemin planlanmasında iki partiyi engelleyen bir durum var mı? CHP’nin ahlak yasasına ilişkin yaklaşımına da bu pencereden bakmakta yarar vardır.
İster adına toplumsal barış, ister barış, ister çözüm süreci, ister Kürt sorunu çözümü deyin, iki partinin de birbiriyle çakışan bir politikası vardır.
“Kürtlerin halk olarak sorunu yoktur Kürtlerin bireysel haklarını kullanmasında eksiklikler ve ‘terör sorunu’ vardır.” İki partiye göre de şiddeti bitirmek için siyasal değil bürokratik ilişki ve yöntemler sorun teşkil etmez.
Dünyanın, Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun günümüzdeki denkleminde oyalayarak, istiyormuş veya çözüyormuş gibi görünerek parçalamak, eritmek ve sorun olmaktan çıkarmak.
Bu da tıkanmaya yol açacak bir ilke değildir. Yeni bir anayasa yapma ilkesi de geçmişte yaşananlar göz önünde bulundurulduğunda anlamını yitiriyor.
Bunun için, AB müktesebatı çerçevesinde meclise sunulan “8. Uyum paketi” ile ilgili o dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın söylediklerini, ardından uyum paketlerinin kesintiye uğratılması için CHP’nin takoz oluşunu, bir önceki meclis döneminde 4 partili anayasa komisyonu çalışmasında AKP’nin ipe un sermesini hatırlamak yeterlidir.
Özünde, iki parti de eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik ve çoğulcu bir anayasaya karşı olan bir felsefeye, zihniyete, politik hatta ve tarihsel mirasa sahiptir. Esas düğümün, böylesi bir koalisyonun hangi sermaye grubunun hak ve çıkarlarını eksen alacağı politika ve programda çıkacağını düşünüyorum.
Aşmakta da zorlanacaklar. Çünkü CHP, tarih boyunca sırtını sanayi sermayesine dayamıştır. Hükümet olduğu dönemlerde sürekli bu grubun çıkarlarına göre düzenlenmeler yapmıştır.
Buna karşılık AKP ise İslamiyetin çıkışında olduğu gibi sırtını ticaret (günümüzde hizmet sektörü de bunun bir parçası olmuştur) sermayesine dayamıştır. 13 yıllık iktidarı döneminde aşamalı bir şekilde bu sermaye grubunun lehine düzenlemeler yapmış, ekonomik programlar uygulamıştır.
Sanayi sermayesinin örgütlü gücü olan TÜSİAD’ın dönemsel çıkışlarının en büyük nedeni de budur.
TÜSİAD, günün tablosunda AKP’siz bir hükümeti gerçekçi bulmadığı için AKP-CHP koalisyonunu savunuyor. Aleyhlerine gelişen bu durumu kırmak istiyor.
Ancak, AKP’nin sırtını dayadığı sermaye grubunu göz ardı etme, bu gruba yeniden rakip ve ortak yaratma gibi bir niyetinin olduğunu düşünmüyorum.
Geriye yüksek bir olasılık kalıyor; AKP’ın ekonomik programda dayanacağı sermaye grubunu önemsemeyen bir parti ile yola devam etmesi.