Erdoğan ve Kılıçdaroğlu başkanlığındaki AKP-CHP heyetlerinin yaptığı zirve çözüm yolunda yeni bir dönemi başlatabilir mi? Kamuoyunda gördüğü ilgiye rağmen baştan söylemek gerekirse bu zirve ölü doğmuş ya da  dağ fare doğurmuştur. Daha başta sorunun adı bile doğru konmamıştır.
Erdoğan son yıllardaki kör inadını sürdürmüş ve “Kürt sorunu yok, terör ve PKK sorunu var” demiştir. BDP’yi “terör örgütüyle ilişkisini kesmediği sürece muhatap almayacağını” ilan eden başbakan, MHP’yi ve tavrını da dikkate almamıştır. Başbakan CHP ile ikili olarak komisyon kurulması ve çalışılmasını önermiştir. Başbakanın yapmaya çalıştığı sorunu çözmek değil CHP’yi kendi çözümsüzlük politikalarına destek yapmaktır. Böylece zaten bir alternatif üretmeyen ve etkili olamayan ana muhalefet partisi iyice devreden çıkmış olacaktır. Dar milliyetçi söylemleriyle kısıtlı bir etkisi olan MHP ise devlet tarafından görev verilip desteklenmedikçe, varlığını sürdürse de etkili olamaz. Devletin gizli açık bütün güçlerini “terör”e karşı birleştiren AKP böylece PKK’yi muhatap almamakta, tam tersine PKK’yi tasfiye etmek için kapsamlı bir saldırıya geçmektedir. Silahlı direnişi ezmek için, en modern silahlarla azgınca sürdürülen saldırılar hiç bir kural tanımamaktadır.
Roboskî katliamı bunun en açık ve insanlıkdışı örneği olmuştur. Roboskî’de katledilenler sivil köylüler değil de PKK’liler olsaydı vahşi bir katliam olmaktan çıkacak mıydı? Kürt halkı bunu kabul edecek miydi? PKK ve temsil ettiği halka karşı bir yandan askeri saldırılar sürerken bir yandan da KCK operasyonları adıyla siyasi soykırım uygulanmaktadır. En son Van merkez ve çevre belediye başkanlarının tutuklanması buna örnektir. Diyarbakır herhalde ele-güne karşı ayıp olmasın diye ve nazarlık olarak bırakılmaktadır. Ama bu durum ne AKP rejimini demokrasi yapar ne de adaletin ve hukukun olduğunu gösterir.
Siyasi açıdan bakarsak durum tam bir rezalettir. Ortada devleti de milleti de boğan, bütün boyutlarıyla devasa bir Kürt sorunu yoksa sorun nedir? Ya da ne sorunu vardır? Başbakan buna sanki Kürt sorunundan apayrı şeylermiş gibi “Terör ve PKK sorunu” diyor. BDP’yi de PKK’nin uzantısı saydığı için hepsini de ezmeyi, yok etmeyi, sindirmeyi amaçlıyor. 30 senedir bu amaçla çalışan nice hükümet ve genelkurmayın hazin sonunu ve garipler mezarlığında ya da Silivri’de yatanları görmüyor. Kendisini hepsinden akıllı ve kahraman zannediyor.
Hükümet PKK’yi muhatap almadan sorunu çözebilecekse 10 senedir niye bekledi? Kendi Kürt kökenli vekilleriyle, uzmanlarıyla, korucularıyla bugüne kadar çözseydi yaa. Ama AKP liderlerinin ve devlet yetkililerinin o kadar saf olduklarını iddia etmiyoruz. 10 senedir Kürt sorununu çözmek ve demokratikleşme konusunda iç ve dış kamuoyuna o kadar söz veren, o kadar umut yaratan AKP, bugün niye savaşı tırmandırmakta ve çözüme en uzak noktada inatla debelenmektedir? Niçin AKP’nin reform istemlerine geçmişte şiddetle karşı çıkan CHP bugün işbirliği aramaktadır?
Bu noktada bölgedeki son durumun belirleyici bir rol oynadığını söyleyebiliriz. ABD ve AB’nin bölgeyi yeniden yapılandırma projesi sürmektedir. Tunus’tan başlayan Arap baharı doğuya doğru yayıldıkça kışa dönmektedir. Suriye’de başlayan kanlı iç çatışmalar, Lübnan’ı, İran’ı ve tüm bölgeyi içine çekebilecektir. Bölge kimsenin istese de dışında kalamayacağı bir yangının başlangıcındadır. Bu yangın tehlikesine karşı ezilenler özgürlük mücadelelerini yükseltirken ezenler de kendi iktidarlarını koruma-sürdürme derdine düşmüşlerdir.
Bölgedeki bu yangın-savaş durumu bir sonuca ulaşmadan AKP ve devletin Kürt sorununu çözmesi beklenemez. Ya da çözüm dedikleri savaş-kaos ortamından yararlanıp PKK ve özgürlükçü özün-damarın acımasızca tasfiyesinden başka bir şey değildir. “Kürt sorunu yoktur” diyen AKP’nin çözümden anladığı da budur. Devletin bütün güçlerini, siyasi partileri ve toplumu da bu hedef etrafında toplamaktadır. Son 1-2 yılda hem PKK önderliğindeki özgürlük güçlerine hem de tüm sosyalist-demokrat güçlere, sendikalara, işçilere, kadınlara ve gençlere karşı azgınca saldırısı bundandır. AKP devletinin bu azgın saldırılarının faturasını ne yazık ki halklarımız kan ve can olarak ödemeye devam etmektedir.
AKP’nin savaşçı-imhacı politikası durdurulmadıkça bu fatura daha da kabaracaktır. Özgürlük ve demokrasi isteyenler, çözüm isteyenler öncelikle AKP’nin bu saldırılarını durdurmak, Sayın Öcalan ve PKK ile görüşmelerin başlamasını sağlamak zorundadır. Gerisi akıntıya kürek çekmektir. AKP-CHP zirvesinin tek yararı olacaksa o da Apo’suz-PKK’siz çözüm palavralarının iflasını son ve kesin olarak bir daha ispat etmesi olacaktır.