
Çözüm sürecinin geçmişi ve AKP’nin tasfiye politikaları - 1
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 1993 yılından beri sürdürdüğü, “demokratik çözüm” arayışının geldiği son aşama olan “çözüm süreci”, daha önceki süreçlerde olduğu gibi AKP hükümeti tarafından bir kez daha heba edildi. 20 yılı aşkın bir arayışın ürünü olan ve ağırlıklı olarak Öcalan’ın iradesiyle şekillenen süreç AKP tarafından devreye konulan “savaş konsepti” ile kesildi. Yaklaşık 2.5 yıl devam eden ve “çözüm süreci” olarak ifade edilen bu dönemdeki gelişmeler, AKP hükümetinin çözüm ve kalıcı barışa yönelik oyalama politikalarını ortaya koyarken, PKK’ye karşı tasfiye konseptinden de vazgeçmediğini gösteriyor. Çözüm sürecine yön veren başlıca gelişmeleri derledik.
Tarihi hamle cezaevlerinden başladı
KCK operasyonları bağlamında, devletin denetiminde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile yıllarca görüşen Asrın Hukuk Bürosu avukatlarının gözaltına alınması ve tutuklanmasıyla, Öcalan üzerinde zaten var olan tecrit iyice derinleştirildi. Israrla sürdürülen tecrit ve devletin topyekûn savaş konseptine karşı KCK, “Devrimci Halk Savaşı“ kapsamında Şemzinan (Şemdinli) direnişini başlattı. Bu direnişte PKK’liler Kürdistan’ın birçok bölgesinde toprak hakimiyeti sağladı.
Ancak bu güçlü direnişin sonuç alıcı olmasını ve asırlık Kürt sorununun barışçıl çözümü için yeni bir alan açılmasını sağlayan kritik hamle cezaevlerinden geldi. Binlerce siyasi tutsak, 12 Eylül 2012’de hücrelerinde Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılmasını kapsayan 4 talep ile süresiz dönüşümsüz açlık grevine başladı. 10 bin PKK ve PAJK’lı tutsak 67 gün boyunca bedenlerini ölüme yatırdı. Açlık grevleri, cezaevlerinden gelecek tek bir ölüm haberinin bile bölge halkının direnişini farklı boyutlara taşıyacak ciddi bir zemin oluşturmuştu.
Öcalan tarihi rolünü oynadı
AKP hükümeti, PKK’nin toprak hakimiyeti, açlık grevlerinin yaratacağı olası ağır sonuçları ve halkın güçlü direnişi karışsında tasfiye politikalarının başarısız olduğunu anlayarak, tecrit altında tuttuğu Öcalan’ın çağrısına başvurmak zorunda kaldı. Barış için tarihi rolünü bir kez daha oynayan Öcalan, dünya tarihinin en kitlesel açlık grevi sonlandırılarak, çatışmaları durma noktasına getirdi. Öcalan’ın rolünü oynaması için gerekli zemini sunan açlık grevi eylemleri, Oslo sürecinden sonra Öcalan ile devlet yetkilileri arasındaki görüşmelerin tekrar başlamasını sağladı. Eylemler, Oslo sürecinden farklı olarak bu kez Kürt halkının siyasi iradesi olan Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) de görüşmelere dahil edilmesi gibi önemli bir sonuç doğurdu ve Kürt direniş tarihindeki yerini aldı.
Öcalan, Paris’ten boşa çıkartılmak istendi
Görüşmelerin başlamasıyla birlikte dönemin DTK Eşbaşkanı ve Mardin Milletvekili Ahmet Türk ve BDP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’dan oluşan BDP heyeti ilk görüşmeyi 3 Ocak 2013 tarihinde gerçekleştirdi. Ancak görüşmenden 6 gün sonra, 9 Ocak 2013 tarihinde, Öcalan’ın başlattığı tarihi süreci daha olgunlaşmadan bitirmek isteyen güçler, Paris’te ortaya çıktı ve üç Kürt kadın siyasetçi Sakine Cansız, Leyla Şaylemez ve Fidan Doğan’ı katletti.
Demokratik Çözüm Süreci’nin ilanı
Paris Katliamı’na rağmen, görüşmeler devam etti. Görüşmeler ardından çatışmalar durmuş, PKK elindeki esir askerleri “iyi niyet göstergesi ve çözüm iradesinin dışa vurumu” olarak serbest bırakmıştı. Öcalan 21 Mart 2013 Amed Newrozu’nda “Demokratik Çözüm Süreci”ni resmen ilan etti ve süreci üç aşamalı olarak tanımladı.
23 Mart’ta dönemin KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, resmi bir açıklama yaparak, ateşkes ilan ettiklerini duyurdu. Sürecin ilk aşamasında karşılıklı güven adımları atılacak, hükümet bir yandan yasal hazırlıklara başlarken, öte yandan PKK silahlı güçlerini sınır ötesine çekecek ve son aşama olarak da sorunun çözülmesi ve anayasal düzlemde nihayete ermesinden sonra silahlı mücadele tümüyle devreden çıkartılacaktı. Ancak hükümet hasta tutsakları bile serbest bırakmayarak, güven konusunda hiçbir adım atmadı. Hükümetin oyalamacı yaklaşımlarına rağmen Öcalan, geri çekilme çağrısı yaptı. Öcalan’ın çağrısına cevap veren KCK, 8 Mayıs 2013’te geri çekilmeyi başlatarak, “Demokratik Çözüm” sürecinin ilk aşamasını sonlandırdı.
Geri çekilme neden durdu?
14 Haziran’da geri çekilen ilk gerilla grubu Medya Savunma Alanları’na ulaşmıştı. Ancak daha sonrası gerilla alanlarına kalekol, karakol, güvenlik yolu ve HES-baraj yapımları hızlandırıldı. KCK, bu uygulamaların çatışmasızlık ortamının ihlali ve AKP’nin yeni bir savaş hazırladığı şeklinde değerlendirirken, başta Lice olmak üzere Kürdistan’ın birçok yerinde direnişler başladı. AKP hükümeti bu direnişlere karşı saldırıda bulundu; Lice ve Gever’de infazlar yaşandı. PKK’lilerin geri çekilmesi için gerekli yasal ve Anayasal değişiklikler hükümet tarafından yapılmadı. AKP’nin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, geri çekilen gerillalara “Cehenneme kadar yolları var” tehdidinde bulunması adeta Kürt tarafı üzerinde şok etkisi yarattı.
Bu dönemde tekrar devreye giren Öcalan, üçüncü aşamanın koşullarının oluşması için heyetler aracılığı ile yaptığı açıklamada, önemli iki tarihe işaret etti. Bu tarihler, Hükümetin demokratikleşme paketini BDP ve Öcalan ile ortaklaştırarak son haline vermesi gereken 1 Eylül ve bu paketin Meclis’te yasallaşması ve hayata geçmesi gereken 15 Ekim tarihleriydi. Ancak hükümet, 1 Eylül’e kadar hiçbir adım atamadı, süreci zamana yaydı. Bunun üzerine KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık, 9 Eylül’de geri çekilmeyi durdurduklarını açıkladı.
Gezi direnişi AKP’nin maskesini düşürdü
Kürdistan’da kalekol ve karakollara yapımlarına karşı başlatılan büyük direnişlerin hemen arkasından, batıda AKP’yi daha da köşeye sıkıştıracak ve demokratik talepler karşısındaki tutumunu gözler önüne serecek tarihi Gezi direnişi başladı. AKP hükümeti bunu bir “komplo” olarak tanımlayarak, milyonlarca insanın taleplerine çok sert saldırılarda bulanarak, katliamlar yaptı. Buna rağmen direniş büyük etki yarttı ve Gezi direnişi Türkiye ve Kürdistan halkları arasında köprü kurmayı başardı.
Öcalan çözüm kapısını açık tuttu
AKP, ikinci aşama kapsamında ancak 30 Eylül 2013’te Erdoğan tarafından açıklanan “Demokratikleşme Paketi” ile çözüm sürecine cevap olmaya çalıştı. Ancak içeriğinin çok tartışıldığı paket, “boş“ paket olarak adlandırıldı. Başta BDP olmak üzere herkesi hedefine alan Erdoğan, Öcalan’ın son tarih olarak vermiş olduğu 15 Ekim günü yaptığı açıklamada “BDP verdiği mesajlarla Adalet Bakanlığı‘yla arasını açmamaya çalışsın. Yoksa böyle bir görüşmenin ipleri kopar” diyerek tehdit savurdu.
Tehdit ve provokasyonlara rağmen süreç sancılı bir şekilde sürdü. Hala tutuklu Kürt vekiller serbest bırakılmamış, hasta tutsaklara ilişkin hiçbir adım atılmamıştı. Yüksekova’da gerillaların mezarlıkları askerler tarafından tahrip edilmiş, buna karşı yapılan eylemlerde Veysel ve Mehmet Reşit İşbilir katledilerek, yeniden bir savaş ortamı hazırlanıyordu. Öcalan bir kez daha devreye girerek, sürecin ilerlemesi için yasal zeminin oluşturulması, süreci tarafsız bir hakem kurulunun izlemesi önerisinde bulundu.
2014 yılı ateşkes ihlali ile başladı
Çözüm sürecinin, Erdoğan’ın mimarı olduğu savaş konseptiyle kesilmesi karşısında Öcalan, 2014 yılı Newrozu’nda bir kez daha nefes borusu açtı. Ancak AKP’nin demokratik siyasetin önünü açmayan yaklaşımları ve Kobanê’ye yönelik tehditlere karşı DAİŞ’e destek vermesi, süreci çıkmaza soktu. Bu dönemde Öcalan bir kez daha devreye girdi ve süreci en üst seviyesi olan Dolmabahçe Mutabakatı‘na kadar getirmeyi başardı. Ancak, AKP ve Erdoğan tarafından savaş konsepti devreye sokularak süreç kesildi. 2014 yılından bugüne çözüm sürecinde yaşananlar derlendiğinde, halkların barış umudu olan çözüm masasının kimler tarafından devrildiği de daha açık bir şekilde görülüyor. “Çözüm süreci” 2014 yılına, askeri provokasyonlarla girdi. TSK, 8 Ocak’ta PKK’ye karşı operasyon yaptı ve PKK’lilerin Bingöl’ün Genç ilçesinde bulunduğu yerlerin tespit edilerek, etkisiz hale getirileceğini açıkladı. Çatışmasız hali hükümet tarafından bir kez ihlal edildi. Mart ayına kadar devam eden süreçte, Öcalan görüşmelerin olumlu bir şekilde yürüdüğünü belirtirken, İmralı Heyeti de Öcalan’ın mektuplarını KCK yetkililerine iletti.
Adım atmayan AKP süreci tıkadı
KCK, AKP’nin yerel seçimler öncesi adım atması gerektiğini vurgulayan açıklamalar yaptı. Ancak AKP hükümeti 30 Mart yerel seçimler öncesi hiçbir adım atmadı. KCK şu ifadelerle sürecin tıkandığı duyurdu: “Süreç tümüyle bitmiş değil, ama tek taraflı yürütülüyor. Başkan Apo ve biz yürütüyoruz. Süreç tıkanmıştır. Ama sonuna kadar tek taraflı yürümez. Seçimden bir-iki hafta sonrasına kadar adım atılmadığı takdirde, sürecin bittiğini herkesin bilmesi gerekiyor.” Öcalan 21 Mart Amed Newrozu’na gönderdiği mektup ile gerginliği yumuşatarak, sürece nefes aldırdı. Öcalan’ın yasallık talepleri hükümet tarafından bir süre ertelemeye çalışıldı.
5 Ağustos’ta vasisi olan avukat Mazlum Dinç ile yaptığı görüşme sonrasında Öcalan, çözüm sürecinde müzakerelere geçilmemesinden rahatsızlık duyduğunu ve artık sabır taşının çatladığını açıkladı.
Erdoğan’ın ‘Kobanê düştü’ hayalleri
AKP hükümeti, süreç boyunca Kürt halkının özellikle de Rojava’daki kazanımlarının “çözüm süreci” ile iç içe olduğunu görmezden gelen yaklaşımlarını sürdürerek, sürece büyük darbe vurdu. Başbakan Ahmet Davutoğlu “Kobanê süreçle ile ilişkilendirilemez” açıklaması yaparak, Kürtlerin bütünlüğünü yok saydı. Daha sonra AKP, DAİŞ çeteleri ile 20 Eylül’de giriştiği kirli pazarlık sonrası çetelere sınır kapılarını sonuna kadar açtı ve her türlü lojistik destekte bulundu. DAİŞ çeteleri, Türkiye’den gelen desteklerle birlikte Kobanê’yi kuşattı ve Erdoğan, çözüm sürecinin kaderini Kobanê’nin düşmesine bağlayarak, masaya daha güçlü oturma planlarını, “Kobanê düştü düşecek” sözleriyle itiraf etti. Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanından “Kobanê Serhildanı” diye adlandırılan isyan başladı. 40’tan fazla kişi yaşamını yitirdi. “Hükümet düştü düşecek” yorumlarının artık yaşam bulmaya başladığı bu serhildanın üçüncü gününde hükümet yeniden İmralı yolunu tutmak zorunda kaldı. 8 Ekim gecesi çözüm süreci ile Kobanê’nin ayrılmaz bir bütün olduğunu hatırlatan bir mesaj gönderen Öcalan, eylemlerin amacına ulaştığını belirterek, sonlandırılması çağrısında bulundu.
AKP provokasyondan vazgeçmedi
“Kobanê Serhildanı”nda ciddi bir darbe alan AKP, “Kamu Güvenliği” “İç Güvenlik Yasası” paketini çıkarmak için çalışmalara başladı. 23 Ekim’de Türk askerleri Kars’ın Kağızman ilçesinde seyir halindeki bir araçta bulunan 3 PKK’liyi infaz etti. 25 Ekim’de ise Hakkari-Yüksekova’da çarşı merkezindeki 3 asker yüzü maskeli kişiler tarafından öldürüldü. PKK ise olayla ilgili bir alakalarının olmadığını söyledi. Yine 9 Ekim’de Bingöl’de 4 kişi, polisler tarafından daha önce öldürülen 2 polisin faili olduğu gerekçesiyle katledildi. Ancak polisleri öldürenlerin, katledilen 4 kişi olmadığı ortaya çıktı ve HDP’nin konuya ilişkin verdiği Meclis önergesi AKP tarafından reddedildi.
Hükümet çözümden kaçtı
İmralı Heyeti, 21 Ekim’de İmralı Adası’na giderek Öcalan ile görüştü. Heyet yaptığı açıklamada, 15 Ekim itibariyle yeni bir aşamaya geçildiğini duyurdu. Bu görüşme, İmralı Heyeti ile PKK Lideri Öcalan arasında 10 Kasım 2014 tarihine kadar yapılan son görüşme oldu. Hükümet, bundan sonra HDP ile görüşmedi ve İmralı Adası’na gidiş için de izin vermedi. Hükümet, çözüm süreci yerine “kamu güvenliğinin sağlanması” ile ilgili açıklamalar yapmaya başladı. Daha sonra Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, HDP ile görüşmelerin askıya alındığını söyledi. Aynı gün Bakanlar Kurulu toplantısından sonra konuşan Hükümet Sözcüsü Arınç da, “Çözüm sürecine mecbur ve mahkûm değiliz. Çözüm Süreci başarısız olursa herkes bunun altında kalır. Adadaki şahıs da dahil, siyasi uzantıları da…” dedi. Hükümet yetkilileri Kasım ayı içinde Öcalan ile devlet heyetinin görüşmelerinin devam ettiğini ve sürecin “türbülansta” olduğunu açıkladı. Daha sonra süreç, barış umudunun bir kez daha yeşerdiği hükümet ile İmralı Heyeti’nin ortak açıklaması olan Dolmabahçe Mutabakatı’na kadar ilerledi.
Dolmabahçe Mutabakatı yeni aşama
Öcalan’ın çabasıyla “Demokratik Çözüm Süreci”nde yeni bir aşamaya geçilerek, İmralı Heyeti ve Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan öncülüğündeki hükümet yetkilileri, Başbakanlık Dolmabahçe Ofisi’nde 28 Şubat 2015’te daha sonra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Doğru bulmuyorum” dediği ortak basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Öcalan’ın PKK’yi bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplama davetini ve süreç için belirlenen 10 başlığı açıkladı. Türkiye’nin demokratikleşmesi için “acil” diye tanımlanan maddeler ise şöyle:
* Demokratik siyasetin içeriği tartışılmalı.
* Demokratik çözümün ulusal ve yerel boyutlarının tanımlanması
* Özgür vatandaşlığın yasal ve demokratik güvenceleri.
* Demokratik siyasetin devlet ve toplumla ilişkisi ve bunun kurumsallaşmasına ilişkin başlıklar.
* Çözüm sürecinin sosyo ekonomik boyutları.
* Çözüm sürecinde demokrasi güvenlik ilişkisinin kamu düzeni ve özgürlükleri koruyacak şekilde ele alınması.
* Kadın, kültür ve ekolojik sorunların yasal çözümleri ve güvenceleri.
* Kimlik kavramı ve tanınmasına dönük çoğulcu demokratik anlayışın geliştirilmesi.
* Demokratik cumhuriyet, ortak vatan, milletin demokratik ölçülerle tanımlanması, çoğulcu demokratik sistem içerisinde yasal ve anayasal güvencelere kavuşturulması. Bütün bu demokratik hamle ve dönüşümleri içselleştirmeye yarayan yeni Anayasa.
Öcalan’ın 2015 Newroz çağrısı
Dolmabahçe yankılarının sürdüğü bu dönemde DAİŞ tehlikesi altında olan ve Türkiye toprağı sayılan Süleyman Şah Türbesi’nin kurtulması için hükümet PKK Lideri Öcalan’a başvurdu. Öcalan, daha sonra “Eşme ruhu” olarak adlandıracağı bu operasyon için onay verdi ve Türk askerleri Kobanê’den geçti. Türkiye hükümeti, TSK ile PYD, YPG/YPJ güçleri arasında varılan antlaşma sonucu Süleyman Şah Türbesi Aşme (Eşme) Köyü’ne nakledildi. Bu gelişmelerin ışığında 21 Mart 2015 Amed Newrozu’na bir mektup gönderen Öcalan, “Dolmabahçe Sarayı‘nda, hepimizce resmen ilan edilen on maddelik deklerasyon temelinde yeni bir süreci başlatma görevi ile karşı karşıyayız. Deklarasyon gereği ilkelerde mutabakat oluşmasıyla birlikte PKK’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yaklaşık kırk yıldır yürüttüğü silahlı olan mücadeleyi sonlandırmak ve yeni dönemin ruhuna uygun siyasal ve toplumsal strateji ve taktiklerini belirlemek için bir kongre yapmalarını gerekli ve tarihi görmekteyim” dedi.
Erdoğan savaş konseptini devreye soktu
Öcalan’ın bu mesajının ardından Türkiye’de Demokratik Çözüm Süreci’ne yönelik umutların arttığı bir dönemde, TSK ve Erdoğan Eşme’yi yalanlayarak, oluşan ruha gölge düşürmeye başladı. Öcalan’ın sunduğu 10 maddelik müzakere başlıkları noktasında hükümet adım atmazken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortak açıklamaya dönük sarf ettiği “Doğru bulmuyorum” açıklamasına da tepki göstermeyerek “Dolmabahçe Mutabakatı”nın arkasında durmadı.
YARIN:
* Erdoğan’ın 7 Haziran seçimleri ardından devreye koyduğu savaş konsepti
* İmralı Heyeti Üyesi İdris Baluken’in yeni dönemde çözüm sürecine ilişkin değerlendirmeleri.
DENİZ NAZLIM DİHA/ANKARA