Daha bir hafta kadar önce Başbakan ve bakanları “bizden kimse özerklik isteyemez” diyerek bir çözüm politikası olmadığını açıkça ortaya koymuşlardır. Bırakalım Kürt Özgürlük Hareketi’ni, aşırı isteklerde bulunuyorlar bu nedenle bedelini ödeyecekler denilerek, BDP ve DTK bile tehdit edilmiştir. Açıkça Demokratik Özerklik ilan ederek suç işlediniz, bu nedenle cezasını göreceksiniz denilmiştir. Bunun anlamı, bizim politikamızı kabul etmeyen herkes suçludur demektir. Ancak çözüm politikası olmayan bir hükümet böyle bir dil kullanabilir.
AKP Hükümeti ve yandaş basın “hükümet bu sorunu çözüyordu, önemli adımlar atıyordu, ama PKK çözüm istemediği için çatışmalar arttı” biçiminde bir değerlendirmeyle kamuoyunu yanıltmaya çalışmaktadırlar. Tüm kamuoyu da iyi bilmektedir ki Kürt Özgürlük Hareketi defalarca ateşkes ilan etmesine rağmen operasyonlar durmamıştır. Belki bugünkü gibi her saat operasyon yapmamışlardır, ancak fırsatını bulduğunda hemen operasyon yaparak gerillaları katletmeyi sürdürmüşlerdir. Açıkça “biz ateşkes tanımayız, fırsatını bulduğunda darbe vururuz” demişlerdir. Geçen sene bayramın birinci gününde ateşkes halinde bulunan gerillaların etrafı kuşatılmış, 10 gerilla katledilmişti. Bunu sadece örnek olarak verdik. Yoksa böyle onlarca olay vardır.
Eylemsizlik halindeki gerilla her gün şurada burada vurularak eylemsizlik çözüm için değil, gerillanın tasfiyesi için fırsat olarak kullanılmıştır. 12 Haziran seçimleri öncesi 3 ayda 50 gerilla katledilmiştir. Şimdi de tek taraflı ateşkes olmaz denildiğinde, “asker silah bırakmaz” cevabı verilmektedir. „Asker ve polis eğer dağlarda silahlı dolaşan varsa bulur, öldürür“ denilmektedir.
Bu öyle bir zihniyettir ki gerillanın öldürülmesi normal görülüyor; ama gerilla kendisini savunduğunda asker ölümleri olunca bu çözüm istememekmiş biçiminde değerlendiriliyor! Çözüm sabote edilmek için eylem yapılıyormuş, deniliyor. Daha ileri gidilerek çözümü sağlayacak yeni anayasa yapımını önlemek için eylemler yapıldığını söylüyorlar.
Her şeyden önce geçmişte ilan edilen eylemsizlikler gösterdi ki, tek taraflı eylemsizlik ve ateşkesler Türk devleti tarafından sabote edilmekte ve anlamsız hale getirilmektedir. Dolayısıyla tek taraflı ateşkes gerillaya, kendini ölüme yatır ve teslim ol anlamına gelir ki artık bunu beklemek mümkün değildir.
Şimdi sadece Hükümet değil, yandaş basın da „asker ve polis silah bırakmaz“ diyerek gerilla ölümlerini normalleştiriyorlar. Böylece devlet ve hükümetin iki taraflı ateşkes olmaz politikasına onaylayarak savaşın sürmesini destekliyorlar.
Kimin çözümden yana olmadığını gösteren birinci husus budur.
AKP’nin çözüm için adımlar attığı da büyük bir yalandır. Kürtlerin siyasi iradesini tanımadan bir çözüm olmayacağı açıktır. AKP şimdiye kadar izlenen özel savaş ve kültürel soykırım politikası sonucu ve devlet imkanlarıyla aldığı oylara dayanarak “BDP Kürtleri temsil etmiyor” tezini ileri sürüp Kürtlerin siyasi iradesini tanımamakta ısrar ediyor. Halbuki BDP Kürdistan’da Kürtlerin en azından yüzde 70 oyunu almaktadır. Birkaç ilde AKP’nin fazla oy alması bu gerçeği değiştiremez. Özel savaş ve kültürel soykırım politikası sonucu alınan oylarla hiçbir siyasi parti Kürtlerin temsilcisi olamaz. Bu yaklaşım eski politikalarda ısrarın en somut ifadesidir. Öte yandan Kürdistan’da hala bir devlet baskısı ve devlet olanaklarıyla bazı kesimlerin devletten taraf haline getirildiği bir gerçekliktir.
AKP, Kürtlerin siyasi iradesini muhatap almadığı gibi, Kürtlerin kendi kendini yönetmesi olan Demokratik Özerklik’e de açıkça karşı çıkmaktadır. “Özerkliğin tartışılmasını bile kabul etmeyiz” demektedir. Kürt sorununun en temel boyutu bir toplum olarak siyasi iradesinin tanınmaması ve kendi kendini yönetme hakkının reddidir. Bunlara verilecek bir cevap yoksa hangi çözümden söz edilebilir? Bu durumda bırakalım çözüm için adım atmayı, çözüm niyetinden bile söz edilemez. Kamu alanında çok dillilik ve anadilde eğitimi ise, hala ikinci millet (sanki Kürt milleti yokmuş gibi) yaratılır denilerek reddedilmektedir.
Şimdi bu konularda katı bir tutum varken TRT 6’yı, devlet denetimindeki sınırlı yayınları ve iki üniversitede Kürt diliyle ilgili araştırma bölümlerinin açılmasını Kürt sorununu çözmede önemli adımmış, hatta Kürt sorunu kalmamış gibi göstermek çözümsüzlüğün ve çatışmaların neden arttığını açıkça ortaya koymaktadır.
Türkiye’de Kürtler hala köle ve ikinci sınıf bir topluluk olarak görülüyor. „Biz ne verirsek kabul edeceksiniz, bunları kabul etmez, başka isteklerde bulunursanız kafanızı ezeriz“ anlayışı hakimdir. „TRT 6 açtık, daha ne istiyorsunuz“ deniyor. Neredeyse Kürtler nankörlükle suçlanıyor.
Bu konu da artık iyi ortaya konulmalı. TRT 6 gibi adımlar bir çözümün ilk adımları olarak düşünülmemiştir. Kürtlerin Özgürlük Mücadelesi sonucu özellikle dil yasağı çok teşhir olunca bu konuda bir şey yapmak zorunda kalınmıştır. Yoksa siyasi sömürgeciliği ve kültürel soykırımı sürdürmeleri çok zor olacaktı. Artık dil yasağı ve asimilasyon politikalarını birilerine anlatmak ve meşru kılmak mümkün değildi. TRT 6 işte bu ortamda siyasi sömürgeciliğe ve kültürel soykırıma örtü olması ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmede meşruiyet sağlaması için gündeme getirilmiştir. Kürtler var denilerek ve TRT 6’yla Kürtlerin üzerinde yürütülen yeni inkar ve kültürel soykırım politikasının daha rahat sürdürülmesi amaçlanmıştır. Kürt var demeyi bile Kürtleri yok etmek için bir araç olarak kullanmaktadırlar .
Bunlar bir ilerleme olarak görülemez. Bunları ilerleme olarak görmek, Kürtlerin yüz yıllık mücadelesini inkar etmek olur. Kuşkusuz mücadele olmasaydı bunları da gündeme getirmezlerdi. Dün „Kürt yok“ diyorlardı, bugün „devlet kanalı Kürtçe yayın yapıyor“ denilerek AKP hükümetini Kürt sorununda ileri adım atıyormuş gibi göstermek tam da olguyu özel savaşın istediği biçimde ele almaktır. Kürtler ve demokratlar ileri adım olup olmadığını genel yaklaşıma bakarak değerlendirebilirler. Kürtlerin siyasi iradesi tanınmıyor, kendi kendini yönetmesi kabul edilmiyor; anadilde eğitim ve kamu alanında çift dilli yaşama karşı çıkılıyorsa o zaman TRT 6 gibi şeylerin neden gündeme getirtildiğini de farklı ele almak gerekiyor.
TRT 6 açıldığında Genelkurmay sözcüsüne nasıl baktıklarını sordular. Genelkurmay sözcüsü “tek millet olmamızı bozmuyor ve engellemiyorsa hiçbir adımın bizim için sakıncası yoktur” demiştir. İlker Başbuğ Şükrü Elekdağ’la yaptığı söyleşide „toplumsal haklar verilemez, bireysel haklar kullanılır“ diyerek Kürt sorununun çözümüne nasıl baktığını ortaya koymuştu. Buna da liberal demokrasi çözümü demiştir. AKP’nin politikası tamı tamına budur. Zaten AKP “Kürt açılımından” söz etmeden önce bu politikanın ne olduğunu Başbakan ve Cumhurbaşkanı değil, İlker Başbuğ izah etmiştir. “Türkiye’de yaşayan herkese Türkiye halkı denir, ama tümü Türk milletidir” demiş ve bireysel hakların kullanılabileceğinden söz etmiştir. AKP ve yandaşı basının olamaz dediklerine baktığımızda, geriye kalan İlker Başbuğ’un “liberal demokrasi” çözümüdür; yani Kürtsüz demokrasi çözümüdür.
Kürtler ortak vatanda Demokratik Ulus anlayışıyla Demokratik Özerklik temelinde sorunun çözümünü istiyorlar. Anadilde eğitimi ve tüm yaşamlarında iki dilliliği kullanmak istiyorlar.
Bu en makul çözüm karşısında, “sizler kimsiniz, özerklik olmaz, TRT 6 ve bir iki araştırma bölümüyle Kürt sorununu ortadan kaldırdık; yeni anayasada da bir iki rötuşla bu işi sonlandıracağız” diyorlar.
Kimin çözümden yana olup olmadığını bu gerçekler açıkça ortaya koymuyor mu?
Kürt sorunu yeni anayasada çözülecekti, ama eylemler yaparak çözümü istemiyorlar demagojisi de bu gerçekler karşısında tamamen çırılçıplak ortada kalıyor.
Yeni anayasada Kürtlerin siyasi iradesi, kimlik varlığı ve kendi kendini yönetmesi olmayacaksa, anadilde eğitim ve çok dilli yaşam kabul edilmeyecekse, bu anayasada Kürt sorunu nasıl çözülecektir? Tam tersine yeni anayasa yapımı sürecinde çözüm niyeti ve projesi ortaya konulmayarak çatışmalı ortamın yaşanmasına neden olunmuştur. Daha doğrusu Kürtler Demokratik Özerklik ilan edip bundan gerisini kabul etmeyiz deyince maskeleri düşmüş, nasıl bir anayasa istediklerini dışa vurmuşlardır. Neyin olmayacağını ortaya koyarak düşündükleri anayasanın çerçevesini şimdiden çizmişlerdir.
AKP Hükümeti’nin askeri yöntemlerle ve özel harekat polisiyle Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezme projesi böyle gündeme gelmiştir. Yeni anayasayı bir çözüm platformu olarak düşünselerdi, bu tür gündemlere gerek kalmazdı. Mevcut gerilimli ve çatışmalı ortam yaşanmazdı. Sınırötesi operasyonlar, Tamil örneği ezme senaryoları tartışılmazdı.
AKP düşündüğü “çözümü” Kürtlerin kabul etmeyeceğini görerek saldırıya geçmiştir. Kürt halkının siyasi güçlerinin, gerillasının üzerine siyasi, hukuki ve askeri operasyonlarla giderek düşündüğü çözümü kabul ettirecek bir siyasi ortam hazırlamaya çalışıyor. Bu yollarla Kürtlerin siyasi iradesi kırılırsa, düşündüğü anayasayı kabul ettirmeyi hesaplıyor.
AKP’nin saldırıya geçmesinin tek gerekçesi budur. Diğer gerekçeler bu saldırıları meşrulaştırmaktan başka anlam taşımamaktadır.
Çözüm niyeti olsa iki taraflı ateşkes yaparlar. „Bu sorunu demokratik yollardan ve şu çerçevede çözeceğiz“ derler.
Çok rahat atılacak bu adımlar atılmıyorsa, bunun tek nedeni vardır: o da AKP’nin çözümsüzlük politikasının olmasıdır.