Çözüm süreciyle ilgili son günlerde KCK sözcülerinden üst üste gelen ‘sürecin tıkandığına’ yönelik açıklamaların ardından günlerdir PKK’ye yönelik suçlamalar havada uçuşuyor. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık’ın ‘hükümeti sorumsuz davranmakla suçlaması ve iç savaş uyarısı’ yapmasının ardından ise KCK’nin tehdit ve şantaj yaptığını iddia eden yüzlerce makale, analiz ve yorum sıralandı. Bayık, çözüm sürecinde hangi noktadayız, KCK süreci nasıl değerlendiriyor? Yerel seçimlerin yaklaşmasının süreç üzerinde etkisi ne? Sürecin yeniden canlanabilmesi için hükümetten beklenen acil adımlar ne? gibi bir çok soruya açıklık getirdi. Söyleşide, hükümetin diyalog sürecinden müzakere sürecine geçmezse, Öcalan tarafından Demokratik Kurtuluş Özgür Yaşam başlığı altında formüle edilen yeni stratejinin yaşam bulması için fiili olarak neler yapacaklarını da anlatan Bayık’a Rojava’daki son gelişmeleri, Kürt sorunu etrafından son günlerde yoğunlaşan Türkiye ve bölge ülkeleri arasındaki diplomasi trafiğini, İran’daki idamları, Kürt Ulusal Kongresi’nin neden hala toplanamadığını ve sorunların neler olduğu gibi merak edilen bir çok soru sorduk. Cemil Bayık Özgür Gündem’e bu sorulara tartışmaya yer bırakmayacak açıklıkta yanıtlar verdi. İşte o yanıtlar...


‘Diyalog süreci müzakere sürecine evrilmediği için sürecin çöktüğü, eğer hükümet yeniden süreci canlandıracak adımları atmazsa, Türkiye’yi iç savaş tehlikesinin beklediği’ minvalinde açıklamalar yaptınız. ‘İç savaş‘ uyarınız, hem çözüm karşıtı cephe hem de hükümet sözcüleri tarafından ‘tehdit’ olarak lanse edildi…
Hemen bu suçlamaya cevap vereyim.

Buyrun buyrun...

PKK şantaj ve tehditle siyaset yapan bir hareket değil ve bu tarz bir siyaseti de yanlış görüyor, kesin bir biçimde karşısında duruyor. PKK siyaseti açık yapıyor. PKK, partileşmede siyasette bu ilkeyi kendine esas alıyor. Onun için siyaseti şantaj ve tehdide göre yürütmüyor. Çünkü şantaj ve tehdide dayalı siyaset egemenlerin siyaset tarzıdır. İçerisinde aldatma, yalan, ayar verme ve gerçekleri gizleme vardır. Egemenler egemenliklerini bu tarz siyasetle ancak sürdürebilirler. Biz egemenliğe ve köleliğe karşı olan bir hareketiz. Dolayısıyla egemenlerin siyaset tarzını esas alamayız. Bizim siyaset tarzımız açıklık ilkesine dayanır. Biz siyaseti tehdit ve şantajla yürütmeyiz. Biz varolan objektif durumu hep dile getiriyoruz. Toplumun gerçekleri bilmesi için siyaset yapıyoruz. Siyaset adına yalan, dolan, ikiyüzlülük, sahtekarlık, aldatma kesinlikle bizim siyasetimizle ilişkili olamaz. 


Son bir kaç aydır çözüm sürecinde köklü olarak sizce neler değişti? Süreç karşısında tutumunuz tam olarak ne?

Eğer gerçekleri topluma açıklıyorsak bunun nedenleri var; bu sertlik falan değil, tehdit ve şantaj da içermiyor. Sorumluluk duygusunu taşıyan bir hareketiz. Sorumluluklarımızın gereği olarak gerçekler neyse bunların bilinmesini istiyoruz. Bizi bu tür açıklamalara zorlayan Türk devleti ve hükümetinin kendisidir. Çünkü Önderliğimize, halkımıza ve Hareketimize karşı yaklaşımları gerçekten çok saygısızcadır. Adeta bu Önderlik, bu halk, bu Hareket yokmuş gibi bir üslup kullanıyorlar. Hakaret ediyorlar, hatta böyle sanki çocuk yerine koymaya çalışıyorlar. Bir takım kırıntılarla bu Önderliği, bu halkı, bu Hareketi aldatabileceklerini sanıyorlar. Eğer biz net bazı tutumlar takınıyorsak bundan ötürüdür. Gerçekten toplumla alay edercesine bir takım adımlar atıyorlar; işte hem ‘demokrasi paketi geliştiriyoruz bu büyük bir devrimdir’ diyorlar hem de Kuzey ve Rojava arasına duvar çekiyorlar...
Kürt sorununun siyasal demokratik yöntemlerle çözmede ısrarlı olduğumuz için adımlar attık. Ama gördük ki bu adımlar sanki hiç atılmamış gibi bir yaklaşım gösterildi. Hiçbir adım atılmadı..
Hep işte diyalog sürecinde işler tutulmak isteniyor. Biz halbuki yıllarca diyalogu sürdürdük; Oslo’da sürdürdük, İmralı’da sürdürdük, artık bu diyaloğun 1 Haziran’da müzakerelere evrilmesi gerekiyordu. Malesef baktık ki müzakere niyetleri yoktur. Bir taraftan sorunu çözeceklerini söylüyorlar ‘bekleyin iyi şeyler olacak’ diyorlar ama öte yandan en ufak bir adım atmıyorlar, tam tersine aldatma, oyalama, zaman kazanma ve de seçimi kazanma politikaları yürütüyorlar...

Seçim çok mu belirleyici?
Her şeyi seçime kurban ediyorlar. AKP seçim kazanmak için çalışabilir. En doğal hakkıdır. Ama bizim attığımız adımlar üzerinden bunu yürütemez. Bu adımlarımızı buna kurban edemez. Biz bu adımları AKP’nin seçim kazanması iktidarını sürdürmesi için atmadık. Yine biz bu adımları Türkiye-AKP Rojava’da Kürt halkına karşı kirli bir savaşı yürütmesi için de atmadık. Biz adımları sorunu savaşla değil demokratik siyasal yöntemle çözelim diye attık. Biz savaşı durdurduk ama AKP-Türkiye savaşı durdurmadı. Savaşın yönünü değiştirdi. Kuzey’den Rojava’ya yönünü çevirdi ve Rojava’da savaşı bütün yönleriyle yürütmeye başladı ve hala da yürütüyor. Elbetteki biz bunları kabul edemeyiz. Bir taraftan savaşı oraya kaydıracak, duvarlar örecek, bir taraftan işte ‘süreç yürüyor’ diyecek. Peki süreç nasıl yürüyor? Bu sürecin böyle yürüyemeyeceği ortadır.
AKP sorunu çözme değil de tam tersine bizi savaşa sürüklemeye çalışıyor. Çünkü biz dünyanın şahitliğinde dedik ki savaşı durduruyoruz sorunu demokratik yöntemle çözmek istiyoruz ve bütün bunun adımlarını attık. Şimdi AKP ne yapıyor bütün demokratik siyasetin yollarını kapatarak sadece ve sadece savaşı dayatıyor bize. İşte ‘nasıl olsa savaşmazlar, ya teslim alırız ya tasfiye ederiz.’ Bu amaçla bizi savaşa sürüklemeye çalışıyor. Bize düşende bütün bu olup bitenleri görmek ve kamuoyuna sorumluluğumuz bir gereği olarak duyurmaktır. Bizim yaptığımız budur. Yoksa ne tehdittir ne şantajdır ne sert açıklamalardır.

Gerek sizden gelen açıklamaların gerekse de hükümetten gelen açıklamaların hepsinin yerel seçime yönelik olduğu, yerel seçimde iki tarafın da kendi kitlesini konsolide etmek ve böylece yerel seçimlere girmek istediği yönünde size de suçlamada bulunuluyor. Seçimlerin yaklaşmasının son tutumlarınızla bir alakası var mı?
AKP’nin böyle bir stratejisinin olduğu çok nettir. AKP bütün attığımız adımları görmemezlikten gelerek sadece ve sadece ateşkesin sürmesini istiyor. Herhangi bir çatışma olmasını istemiyor. İşte kendine yönelik en ufak bir protestonun kitlesel hareketin gelişmesini istemiyor. Herkesin suskun olmasını isteyerek o ortamda seçimlere gitmek ve seçimleri kazanmak istiyor. Bütün stratejisi budur. Oysa ki Kürt sorunu bugün Ortadoğu’nun en büyük sorunudur. Ortadoğu’daki savaşların nedenidir. İstikrarsızlığın nedenidir. Kim ki Ortadoğu’da istikrar istiyorsa, savaş istemiyor barış istiyorsa, özgürlük demokrasi adalet eşitlik istiyorsa, Kürt sorununun çözülmesini istemeli. Çünkü barışın, demokrasi ve özgürlüğün yolu Kürt sorununun çözümünden geçiyor. Kürt sorununu çözmeden çözümsüzlük, çürütme politikasını sürdürerek tasfiyeyi, teslimiyeti dayatarak hiçbir şekilde bu sorun çözümlenemez. Dolayısıyla kalkıp da işte PKK de seçim hesapları yapıyor, kendi kitlesini etkilemek, motive etmek istiyor onun için bu sert açıklamaları yapıyor biçiminde bir yaklaşım çarpıtmadır, bu bir hakarettir. PKK seçimlere endeksli bir politika yürütmüyor. PKK Kürt sorununun çözümünü istiyor. Şimdi AKP Kürt sorununun çözümünü yerel seçimlere kurban etmek istiyor. Bizim öfkemiz bunadır. Bunu kabul etmediğimizi biz çok açıkça kamuoyu ile paylaştık. AKP seçim hesapları yapabilir ama Kürt sorununu seçimlere kurban etmemesi gerekiyor. Eğer kurban etmeye devam ederse bizim buna karşı duracağımızı herkesin bilmesi gerekiyor.  Bizim söylediğimiz budur.

Tersinden benzer bir eleştiri hükümet yanlısı kalemlerden size yönelik geliyor. Deniliyor ki, ‘Kandil sert biçimde yüklenerek hükümeti Öcalan’ın eline mahkum etme taktiği izliyor.’ Murat Karayılan’ın PKK Kongresi açılışında bu minvalde konuştuğu dedikodusu da el altından yayıldı. Bunlar gerçek olmayan savlar mı?

Türkiye’de özel savaş merkezi psikolojik savaşı ve özel savaşı yürütüyor. Bundan vazgeçmiş değil. Onun için bir çok şeyi tersyüz ediyor, çarpıtıyor ve öyle topluma sunuyor. Bununla da aslında şunu yaratmaya çalışıyor: İşte harekette bütünlük yok. İşte Önder Apo ayrı söylüyor. İşte Kandil ayrı konuşuyor. BDP ayrı konuşuyor. Dolayısıyla karşımızda müzakere edebileceğimiz bir güç yoktur. Bunu topluma vermeye çalışıyor. Dikkat edilirse müzakereye girmektense Apo ayrı, PKK ayrı, BDP ayrıdır propagandası yapıyor.

Yani hükümet ‘müzakereye geçecek ortam yok’ fikrini topluma propaganda ediyor, diyorsunuz öyle mi?..  
Elbette. Diğer taraftan da diyor ki işte Kandil, BDP onlar serttir süreci bozmaya çalışıyorlar, Apo makuldür. O zaman makulse Apo ile sorunu çöz. Niye çözmüyorsun? Niye Apo’nun koşullarını değiştirmiyorsun? Niye onu özgürleştirmiyorsun, ona imkanlar sunmuyorsun? Sorunu çözmek istiyorsan bunu engellemenin yolu Önder Apo ile müzakereyi geleştirmektir. Şimdi bir de burada hakaretlerde de bulunuyorlar. Diyorlar ki ‘Eğer PKK işte BDP bu süreci sabote etmek istiyorsa bunun arkasında bazı güçler var. İşte Suriye, İran benzeri güçler var. Bunlar istiyor onun için PKK bu süreci bozmaya çalışıyor. Onun için bir süreden beri bu sert açıklamaları yaparak bu zemini yaratmaya çalışıyor.’ Bu bize büyük bir hakarettir. PKK başından beri kendine güvenen, kendi olanakları üzerinde ayağa kalkan, bütün sorunları mücadele ederek çözen, ihtiyaç duyduğu herşeyi mücadeleyle elde etmeye çalışan çözümü kendinde arayan bir güçtür. Dünyanın en özgürlükçü en demokratik en temiz hareketidir. Hiç kimse kalkıp da PKK’yi şurayla veya burayla ilişkilendiremez. Ancak art niyetliler bunu yapabilir. Sorunu çözmek istemeyenler bunu yapabilir. Bu tamamen psikolojik savaş merkezinin geliştirdiği propagandadır. Toplum PKK’nin attığı adımlar karşısında sorunun çözümünü istiyor. Sırf kendi durumlarını gizlemek için suçlarını PKK’nin ve Kürt halkının üzerine atmak için bu tip çarpıtmalara ihtiyaç duyuyorlar.

*Yarın: Süreç yeniden hangi şartlarda canlanabilir?



OÐUZ ENDER BİRİNCİ/BEHDİNAN