Sivas davası zamanaşımından düştü. Aydın ve sanatçıların Alevi ve muhalif oldukları için planlanarak, canice yakılması suçunun insanlığa karşı suç olduğu ve zamanaşımının işlemeyeceği savunmasına itibar edilmedi. Haber bültenleri de bu haberi „beklendiği gibi…“ diyerek verdi zaten.
Buraya kadar her şey olağan. Ardından başbakanından, meclis başkanına her taraftan timsah gözyaşları fışkırdı. Zamanaşımı kararı vicdanlarını rahatsız etmişmiş,..
Hani hepsi samimi diyeceğim ama; 20 dakikada ve tüm itirazları şiddetle bastırarak 4+4+4 yasasını daha dün karara bağlayan, torbalarla yasaları bir gecede çıkaran, buna kudreti yeten AKP’nin ceza yasasındaki insanlığa karşı suç maddesini evrensel hukuk, insan hakları, uluslararası sözleşmeler çerçevesinde yeniden düzenlemesine ve zamanaşımı tartışmasını bitirmeye kendisinin dışında bir engel göremiyorum. Hem on yıllık iktidarı döneminde ellerini kollarını sallaya salya ortalarda dolaşan suçluları yakalamayan kimdi?  Yada Cumhurbaşkanı ve başbakanı kimi eski arkadaşlarını yakalatmaktan alıkoyan neydi? Ya da olayda sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hakkında dava açmayan kim?
Bütün olanlara ilaveten bir hakim „daha yargılama bitmedi, bunun Yargıtay’ı var“ demiş. …Tööbe tööbe. Ne olacak, geçen zamanı kısaltma kabiliyeti mi var Yargıtay’ın?
Bırakın bu soruları bir tarafa, AKP durumdan çok rahatsızmış, çook. Üstelik aslına bakarsanız, o dönemin sorumlusu CHP vermeliymiş hesabı da, zaten…
Yine ak pak bir AKP çıkıyor karşımıza. Bu arada AKP’nin sorumlusu benim dediği kötü bir olay hatırlayan var mı?
Ben bilmiyorum en azından ve düşünüyorum;
Ergenekon ve JİTEM davalarında, devlet itirafçılarının beyanlarında yüzlerce faili meçhul cinayet, katliam, gözaltında kayıp ve toplu mezarlara ilişkin bilgiler var ama bu olaylar hakkında açılmış davalar yok.
Hrant göz göre göre katledildi, katilleri dışarıda dolaşmaya devam ediyor.
On bir işçi yanarak can verdi iki gün önce. Yine iş güvenliği tartışmaları oldu. Sadece ah vah edildi.
Kürtlere yönelik operasyonlar tam hız devam ediyor.
PKK’yı, KCK’yı, BDP’yi terörist ilan etmişlerdi, yetmedi HDK’yi de diziverdiler sıraya.
Roboskî katliamında emir nereden geldi hala gizleniyor.
Pozantı cezaevinde işkence, taciz gördükleri için şikayetçi olan çocuklar bir daha cezalandırıldı.
Emniyet ve MİT elemanları direk başbakanın koruması altına alındılar, haklarında soruşturma dahi açılmasına izin ancak oradan çıkabilecek…
Öte yandan, Sivas davasında verilen zamanaşımı kararını protesto edenlerin üzerine salacaksın polislerini ve hiç sorumluluğun olmayacak. Nasıl?
Bunu akıl, vicdan, adalet ekseninde anlamak mümkün değil elbet, ama „AKP faşizmi“ diye tanımlayabiliriz.
 Ancak AKP illa karşı çıkıyor buna, demokrasi, insan hakları deyip duruyor. Bu durumda „…kafayı yemiş hali“ der ve illa bir dayanak ararsak, bunun da bir açıklaması var. O da şu: Yürürlükteki Türk Ceza Kanunu „Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler“ başlıklı ikinci bölümünde bunun nasıl mümkün olabileceğini sıralamış. 32. maddesinde sayılan akıl hastalığı da bunlardan biri ve düzenleme şöyle; „(1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez…“
AKP nin deli olmadığına ama işi deliliğe vurarak „delidir ne yapsa yeridir“ serbestisine, sorumsuzluğuna yattığına şüphe yok.  Ama biz AKP’nin yattığı yerden bakalım; bu durumda yasa maddesinin „…Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur…“ biçimindeki 1. fıkra son cümlesinden hareketle AKP’ye deli gömleği biçerken bir yandan da düşünelim: Ceza ehliyeti olmayanın iktidar ehliyeti olur mu?...
Ve, faşizmin karanlığıyla gelen 12 Mart Gazi, 16 Mart Beyazıt, 16 Mart Halepçe katliamlarını ve sorumlularını unutmadan, AKP faşizmine vereceğimiz cevabı, taleplerimizi, hayallerimizi dört gün sonra Newroz alanlarından haykıralım. Newroz piroz bê!