AKP-MHP iktidarı Arap, Kürt ve diğer halkların birlikte demokratik yönetime kavuştuğu Minbic’e saldırmış, çoğu çocuk 6 sivili katletmiş, birçok sivili de ağır yaralamıştır. Zaten nerede bir Kürt kazanımı varsa, o bizim için tehlikedir diyerek saldırıyor. Kürt düşmanlığını açıkça her fırsatta ortaya koyuyor. Sadece en büyük Kürt örgütü olan ve Bakurê Kurdistan’daki özgürlük mücadelesine öncülük eden PKK’ye karşı olan Kürtlerle ilişki kuruyor ve iş tutuyor. Çünkü şu anda esas hedefi PKK ve öncülük ettiği özgürlük mücadelesidir. Zaten Kürt Halk Önderi’ne düşman! Bu önderlik bu mücadeleyi geliştirmiş ve düşünceleriyle bu mücadeleye yön veriyor. 

Tayyip Erdoğan sadece PKK ve Kürtlere düşman değil, tüm demokrasi güçlerine düşmandır. Çünkü demokratlar Kürt sorununun varlığını tanır; demokratik bir sistem Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamını tanır. Tayyip Erdoğan ve AKP faşizmi bu nedenle sadece Türkiye’de değil, Ortadoğu’daki her demokratikleşme adımını ve demokratik hareketi kendisi için tehlike görüyor. Bu nedenle Kürt karşıtlığı ve Kürt düşmanlığı yapmayan herkes ve her siyasi güç AKP iktidarının düşmanıdır ve hedefidir. 

Minbic’i hedeflemesi bu nedenledir. Çünkü Minbic’te demokratik bir yönetim vardır. Minbic Askeri Meclisi demokratik bir karakterdedir ve Kürtlerle dostluk ilişkisi içindedir. Afrin ve Kobanê arasında demokratik güçlerin olması demek, ilişkilerin gelişmesi için arada bir engelin kalmaması demektir. Bu nedenle Türkiye Afrin ve Kobanê arasındaki Şehba denilen bölgede demokratik güçlerin hakim olmasını istemiyor. Çünkü her demokratik güç Kürt dostudur. Bu nedenle Ortadoğu’da nerede bir demokratikleşme adımı varsa ondan korkuyor. Hele hele bu demokratikleşme adımları Kürtlerin var olduğu Suriye, Irak ve İran’da ise bunu kendisi için en büyük tehlike olarak görüyor. 

Demokratik her gelişme Türkiye’ye örnek olabilir. Türkiye Kürt’ün varlığını ve özgürlüğünü tanıyan demokratikleşme yoluna girerse bu soykırımcı devlet sisteminin çökmesi demektir. Tabi ki en başta AKP-MHP ittifakının çökmesi demektir. Kürt düşmanlığı üzerinde varlığını sürdüren bu ittifakın demokrasi düşmanlığı bu nedenledir. 

AKP-MHP ittifakı birkaç gündür Minbic’e saldırmaktadır. Bu, ABD ve Rusya’nın bu saldırılara göz yumduğunu göstermektedir. Gerçekten de bu gelişmeler irdelenmesi gereken çarpıcı durumları ifade etmektedir. Kürtler ve müttefikleri olan Demokratik Suriye Güçleri, Suriye’de IŞİD ve El Nusra gibi faşist çetelere karşı büyük mücadele verdiler. Bu çetelerin arkasında ise Türkiye vardı. Türkiye ilk önce El Nusra’yı, sonra da IŞİD’i Rojava Devrimi’ne saldırttı. Öyle ki El Nusra ve IŞİD çetelerinin Türkiye’den girip Rojava Devrimcilerine saldırdığını ortaya koyan onlarca görüntü var. Türkiye bunlara çok açık biçimde destek verdi. 

Tayyip Erdoğan Kobanê düştü düşecek, orası Kürt değil, Arap’tır diyerek politikalarını açıkça ortaya koydu. IŞİD’e uzun süre destek verdi. Ne zaman Kürtler IŞİD’e karşı savaşta başarılı oldu; bu başarı üzerine Kürtler dünya halkları ve siyasi güçlerle ilişki kurdu, o zaman Türkiye bunu kendisi için tehlikeli gördü. Bunun nasıl tersine çeviririm hesabı yaptı. Bir taraftan sürekli PYD, YPG, YPJ teröristtir dedi, diğer taraftan ben de IŞİD’e karşıyım diyerek IŞİD ile Rojava Devrimci güçlerini özdeşleştirmeye çalıştı. IŞİD Kürtler tarafından yenilgiye uğratılıp baş aşağı gidince AKP iktidarı IŞİD karşıtı gözükmeye, koalisyonla IŞİD’i biz ezeriz demeye başladı. IŞİD’i desteklerken dili farklı olan AKP iktidarı, şimdi ise IŞİD ile savaşıyorum diyerek Suriye’ye girmiş, Suriye’ye girdikten sonra da esas derdinin Kürtler olduğu bir daha ortaya çıkmıştır. IŞİD ile yenemediği Suriye Demokratik Güçlerine karşı şimdi doğrudan savaş açmıştır. Dün IŞİD eliyle yapmak istediğini şimdi doğrudan kendisi yapmaktadır. 

Türkiye bir dış güç olarak Suriye’ye girerek Suriye’deki kaos ve çıkmazı derinleştirmektedir. Ne kadar bizim kimsenin toprağında gözümüz yok dese de her gün şu şu topraklar bizimdi, bizi küçültüp şu andaki sınıra hapsettiler, Lozan başarı değildir, bizim önceki topraklardan söz etmemizden neden rahatsız olunuyor diyerek yayılmacı niyetini açıkça ortaya koymaktadır. İki gün önce yeni stratejiden söz ederken hep Ortadoğu’nun nasıl kendilerine ait olduğundan ve kendilerini nasıl ilgilendirdiğinden söz etmiştir. Her ne kadar konuşmasının sonunda önceden belirttiklerinin tersine “bizim kimsenin toprağında gözümüz yok” dese de bunu yüzünü ve amacını kamufle etmek için söylemiştir. 

IŞİD Kürtler tarafından zayıflatıldığında, baş aşağı gider hale getirildiğinde alkışlayan ABD ve Rusya şimdi Minbic’te Türkiye’nin saldırısına göz yumuyorlar. Türk devleti çeteleriyle saldırıp çocukları katlediyor, onlarca insanı yaralıyor, ama buna ses çıkarılmıyor. Bu kadar ikiyüzlülük ve siyasi ahlaksızlık olabilir mi? Binlerce genç IŞİD’e karşı savaşta şehit oldu. Dünya halkları bu nedenle 1 Kasım Kobanê Günü’nde bu devrimciler ile dayanışma içine girdi. Şimdi bu gerçek ortadayken Türkiye’nin işgaline ve saldırısına sessiz kalınabilir mi? Dolayısıyla Kobanê’de Rojava Devrimcilerini ve Demokratik Suriye Güçlerini destekleyen herkes şimdi de ayağa kalkmalıdır. Çünkü Minbic saldırısı IŞİD’in Kobanê saldırısının devamıdır. 

Türkiye Suriye’de demokratik güçler ve demokratikleşmeye saldırıyor. Halkların kardeşliğine saldırıyor. Bu durum karşısında dünyanın tüm demokrasi güçleri 1 Kasım Dünya Kobanê Günü’nde olduğu gibi Türkiye’nin Şehba bölgesine saldırılarına karşı da bir kampanya başlatmalıdır. AKP-MHP iktidarı geriletilmeden hiçbir yerde demokratikleşme gelişmez. Ortadoğu’da demokrasinin gelişmemesi ve IŞİD gibi faşist çetelerin ortaya çıkmasının arkasında Türkiye gibi Kürt düşmanı zihniyet ve politikalar vardır. Bu açıdan IŞİD ve IŞİD gibi her türlü faşist çetelere ve gerici iktidarlara karşı mücadele en başta da Türkiye’deki AKP-MHP iktidarına karşı mücadeleden geçmektedir.