
Türkiye hala 12 Eylül Anayasası ile yönetiliyor. AKP işine gelen bazı maddeleri değiştirdi. Ancak ırkçı ve militarist anayasanın özü ve esası olduğu gibi duruyor. AKP ilk yıllar YÖK ve RTÜK gibi 12 Eylül'ün kurumlarıyla oldukça kavgalıydı. Bu kurumlar AKP'ye karşıydılar, yönetimleri daha çok orduya ve Kemalizme yakındılar. AKP bu kurumların yönetimlerini ele geçirdi ve kendi yedeğine aldı. Ondan sonra bu kurumlarla herhangi bir çelişkisi ve sorunu kalmadı. 12 Eylül'ün bu kurumlarını lağvetmeyi hiç düşünmedi ve gündeme getirmedi.
Şimdi Anayasa Mahkemesi seçim yasasındaki yüzde on barajını gündemine alıp temsildeki adaletsizliği giderme yönünde bir karar alabilir ihtimaline karşı AKP Hükümeti sert tepkiler göstermeye başladı. En başta da T. Erdoğan Anayasa Mahkemesini hedefe aldı. "Milletin iradesi esastır, bürokrasi, yargı bürokrasisi milletin iradesine müdahale edemez" dedi. Yüzde on barajı nereden milletin iradesine tekabül ediyor? Olan bunun tersidir. O milletin iradesinden üç milyona yakın oy alan parti baraji aşamazsa tüm oylar çöpe gidiyor ve o kesimlerin iradesi hiçleşiyor.
Anayasa Mahkemesi Erdoğan'ın istediği yönde karar aldığında milletin iradesine müdahale olmuyor ama siyasi çıkarlarına göre olmayınca müdahale oluyor. AKP'nin zihinsel ve kültür olarak demokrasiyi sindirmediğini, öyle bir gelenektan gelmediğini anlatmaya çalıştık. Öyle olmasaydı AKP, Türkiye'yi hala 12 Eylül Anayasası'yla yönetiyor olmazdı. Bu söylemler açık ve net faşizan bir söylemin ve zihniyet yapısının yansımasıdır. M. Kemal'i AKP tek parti yönetimini inşa ettiği için eleştirmekte ve o dönemde demokrasi olmadığını anlatmaya çalışıyor.
M. Kemal döneminde parlamentoya büyük puntolarla "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" yazıyordu. O yazı hala duruyor ve her yerde halkın gözüne sokuluyor. Gerçekten egemenlik milletin miydi? Milli şef dönemi, tek partili yıllar, katliamlar, idamlar döneminde milletin egemenliği geçerli miydi? Aynı teraneyi şimdi Erdoğan tekrarlamaktadır. İktidar için yeterli oyu almış olmayı, millet adına istediği gibi konuşmayi ve icraat yapmayı kendisinde hak olarak görüyor.
Hükümet adına B. Arınç "Seçim yasasını biz yapmadık, bu yasayla biz de seçimlere girdik" biçiminde savunma yapmaktadır. Üstelik hukukçu olarak bilinmekte ve öyle kendisini tanıtmaktadır. Doğru, bu yasayı siz yapmadınız. Bu cumhuriyeti de siz kurmadınız. Niye talip oldunuz, on yıldan fazladır niye iktidardasınız? Eğer bu sistem ve yasalar iyi ise niye 12 Eylül'ü iş olsun diye eleştiriyorsunuz, Kenan Evren'i ne diye yargılamaya kalktınız. Evren "Biz yargılanyoruz, fikirlerimiz ve anayasamız iktidarda" dese haksız mı olur?
AKP iktidarının ilk yıllarında halkı hep aldattı, yalan ve demogoji üzerine politika yaptı. Sürekli "Biz devlete, iktidara tam hakim değiliz, ordunun etkisi ve vesayeti var" dedi. Partimize destek verin, anayasayı değiştireceğiz vb. söylemlerle epey de destek aldı. Sonuçta karşımıza ne çıktı? AKP devleti tümüyle ele geçirdi. Askeri vesayete son verdiğini kendisi açıkladı. Emrinde güçlü bir basın örgütledi. Polisi ve istihbaratı kendi yan örgütüne çevirdi. Parlamentoda çoğunluğu elinde bulunduruyor. En güçlü olduğu dönemde anayasa değişimini gündeminden çıkardı.
Anayasayı bırakalım, seçim yasasını değiştirmek için yeterli gücü ve oyu var. Muhalefetin de desteğini alabiliyor. CHP baraj yüzde üçe insin, HDP de kaldırılsın, diyor. Bu antidemokratik ve "milletin iradesine" aykırı yasa neden değiştirilmiyor? Gündeme geldiğinde de AKP engellemeye çalışmaktadır.
Son günlerdeki tartışmalar bir daha gösterdi ki, AKP bırakalım barış ve demokrasiyi sahiplenmeyi, reformlarla Türkiye'yi ileriye taşımayı, gelişmenin önünde bizzat kendisi engel durumundadır. Demokrasi güçlerinin ve halkın bu konuda kafasının net olması çok önemlidir. AKP yalan ve demogojiyle sadece ve sadece iktidarda kalmayı esas amacı olarak görmektedir ve bu temelde çalışmaktadır. Halkın iradesinden ve demokrasiden kaçmaktadır. 12 Eylül Anayasası'na ve kurumlarına, yasalarına bu kadar sarılmasının nedeni de budur.