Faşizmin, ırkçılığın ne olduğunu bilmeyen kalmamıştır sanırım, zira bu ülkede yaşanılan onca kafatasçıların saldırısı, şiddeti ve kıyımlardan sonra. Ancak alışkanlıklardan ziyade bunun ne denli kronikleşmiş bir vaka olduğunun farkına varmayanların sayısı da az değil. Irkçılık, rejimsel bir siyaset yürütenlerin denetiminde olduğu gibi, ırkçı güruhların ipli kuklalar misali kumanda edildiği de bilinen bir gerçek. Faşizm amaç edinilmiş ise araçlar da gereçler de maalesef bu hastalığa meyilli kişiler tarafından pohpohlanır. Olan faşizmin sahnesinde oynayanlardan ziyade seyircilere de olur ve evrensel ahlak ve hukuk kuralları ayaklar altına alınır. Irkçılık hastalığı uyguladığı şiddet ve dönemsel kitle desteğine rağmen su yatağını bulur misali er ya da geç sosyalizmin ya da hümanizmin gölgesinde kalır ve tarihten olmasa da mevcut mekandan yok olup gider.
Tarihten silinememesinin nedeni bariz iken, tarihçesinin de ne denli eskilere dayandığını ve güttüğü amacın pençesinde hastalık kaptığı da nettir. Örneğin; Ku Klux Klan (KKK) şiarıyla 1865 te ABD'nin doğu eyaletlerinden Tennessee’de kurulan siyahi karşıtı ırkçı, gizli örgüt. Bu örgütün başlıca kurucuları Yüzbaşı John C. Lester, Binbaşı James R. Crowe, John D. Kennedy, Calvin Jones, Richard R. Reed, Frank O. olarak biliniyor. İlk misyonersel girişimlerini bir film ile gerçekleştiriyorlar ve bu eylemleri ile oldukça ciddi bir sayıyı etkisi altında bırakıyorlar.
KKK örgütü, Amerikan İç Savaşı sonrasında siyahilerin kazanmaya başladığı haklara, özgürlüklere, kısacası eşitliğe karşı çıkmıştır. Amaçlarına ulaşmak için şiddet ve teröre başvurmuşlardır. Örgüt iki defa dağılmasına rağmen 1950 ve 1960'larda tekrar canlanmıştır. Sayıları eskisi gibi olmasa da günümüzde bazı bölgelerde sadece yerel bazda faaliyet göstermektedirler.
Irkçı rejimlerin can simidi
Bunun akabinde İtalya’da Benito Mussolini önderliğinde kurulan faşizm akımından türeyen nasyonal sosyalizm meydana çıktı. Etnik milliyetçilik ile sosyalizmi birleştiren, özünde ırkçı, anti-kapitalist, anti-marksist ve antisemitizmi barındıran bu görüşün temel ilkeleri kısa bir dönem sonra Almanya’da Adolf Hitler tarafından gerçekleştiriliyor. Nasyonal sosyalizm, nasyonal sosyalist Alman İşçi Partisi iktidarda olduğu dönem boyunca Almanya’nın resmi ideolojisi olarak uygulandı. Bu akımın doktrini ise 1898 de Fransız bir teorisyen tarafından ilan edildi. O dönemlerde Rusya merkezinden tüm dünyaya yayılan sosyalizmi bir zehir olarak görüp cephe almaya başlamıştır. Temel ilkelerinden biri, kendi uluslarından olmayan yabancı ve özellikle de Yahudi sermayesine karşı mücadele vermekti.1920-1933 yılları arasında sosyalizme eğilimli Alman İşçi sınıfına, Adolf Hitler’in nasyonal sosyalizmi empoze etmesi ile ciddi bir güç elde ettti. Günümüzde sağ görüşün en aşırıya kaçan hali olan bu düşünce artık direkt faşizm ile örtüşmeye başladı. 1920'den sonra nasyonal sosyalizm, Alman sosyal demokratlar ve koministler tarafından kısaca ‘Nazizm’ olarak anılmaya başlandı. Bu tanımlama bir nevi küçümseme, aşağılama için yapıldı. Öyle ki tarihte Nazilerin yaptığı kıyım ve katliamın haddi hesabı yok.
Aynı dönemde paralel olarak antisemitizm yani tek misyon olan Yahudi düşmanlığı da boy gösteriyordu. Antisemitizm, Yahudi bireylere karşı gösterilen münferit nefret ve ayrımcılıktan kalabalık grupların, hatta polis ve askerlerin tüm bir Yahudi cemaatine yönelik örgütlü saldırılarına kadar geniş bir yelpazede meydana gelebilirliğinin onaylanmasıydı. Bu baskının en aşırı örnekleri, 1096'daki Birinci Haçlı Seferi, İspanyol Engizisyonu, Yahudilerin 1290'da İngiltere'den, 1492'de İspanya'dan ve 1497'de Portekiz'den kovulmaları, çeşitli pogromlar ve Nazi dönemi Almanya'sının gerçekleştirdiği Yahudi soykırımı bu uygulamaların başlıcalarıdır ve ırkçılığın en üst aşamalarıdır.
Faşizmin devşirildiği ve renk değiştirdiği diğer bir isim ise etnosentrizmdir. Ben merkezli bir temelle inşa edilen bu tanım hem Yunanca'da hem de Fıransızca'da aynı meale yani "etnik merkezcilik"e denk gelir. Bu görüş ise bir kabileye, aşirete, boya, renge ve benzeri etnik gruba bağlılık ile tarif edilen, bir kimsenin kendi kültürünü temel olarak alması ve kendi dışındaki kültürleri dışlamasıyla ile tanımlanan ilkel bir görüşten ibaret değildi. Etnosentrikler, diğer sosyal toplulukları sahip oldukları etnik kimlik ve kültüre göre özellikle dil, adet ve dine göre değerlendirerek ayırımlara, alt ayrışmalara, başkalaştırmalara hizmet ederler. Bu görüş, uç noktalarda çatışmalara, siyasi bağdaşmazlıklara, terörizme, soykırımlara ve hatta savaşa yol açar. En büyük icraatı Yugoslavya’nın etnik bölünmeye uğraması ve bununla birlikte gerçekleşen iç savaşta yüzbinlerce insanın hayatını kaybetmesinde de görüldü.
Kürtlere karşı faşizmin her hali
Süregelen kılıf değiştirip de bulaşıcı bir hal alan bu hastalık, tamamen insanlık suçu olduğu gibi günümüzde hala siyasal çıkarlar açısından kullanılır olmuş. Ne çok uzak bir tarihe ne de uzak bir coğrafyaya gitmeden bu ülkeyi örnek verebilirim. Ülkenin kuruluş tarihinden bu yana yöneten iktidarların zihniyetlerine bakılarak faşizmin bütün evrelerine denk gelmek mümkün. Zira son dönemlerdeki geçici iktidar olan AKP’nin icraatları, emposizyonları, aşılamaları en yakın ve sıcak olanıdır. Şimdilerde hükmettiği, dayattığı savaş, tasfiye, yıkma, katletme konsepti faşizmin bütün kademelerinin harmanlanmış halidir. Yine bu faşizan siyaseti, ne yazık ki Türk halkının bir kesimine de aşılamış ve bu insanlık suçu kimilerinde artık kronikleşmiştir. Legal bir siyasi parti olan HDP’nin bürolarına yönelik yüzlerce insanlık dışı saldırılar, yağmalamalar, yakmalar ve yine bu AKP trollerinin, kuklalarının Kürtlere tahammül edememesi, linç etmeye çalışması, öldürmesi bunun en vahim örnekleri değil de nedir? 35 günlük çocuğu sırf Kürt olduğu için katledenler, kültürel kıyafetlerini giydiği için işkence edip, ahlaksızca ritüeller uygulayanlar ve yine sadece Kürt olduğu için ölü bedenlere bile vahşice işkence uygulayanlar, Kürt seyahat firmalarının otobüslerini taşlayanlar, HDP binalarını, Kürt işyerlerini yakıp yıkıp, harap edenler, Kürtlerin mezarlıklarını yıkanlar, cenazelerini köylerinde defnetmelerine izin vermeyenler, Kürtlerin yaşadığı şehirlerde hergün sivil, kadın, çocuk demeden silah sıkıp katledenler… Ve tüm bu vahşeti gururla sahiplenip yeni katliamlar için de tehdit savuranlar faşist, ırkçı, kafatasçı değil de nedir?