Faşist Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı her gün Kürtlere yönelik yeni fermanlar çıkarıyor; Polis-asker çeteleri de Cizre, Sur, Nusaybin, Silopi, Gewer ve Kürdistan'ın her yerinde çocuk, yaşlı, kadın demeden Kürtleri katlediyor. Kürtleri iradesiz kılıp sindirmek için katliam dahil her türlü çirkin yöntemi devreye koymuş bulunuyor. Çeteler Kürt avına çıkmış; Kürtleri öldürüyor, yaralıyor, tutukluyor, topraklarından sürüyor, göç etmeye teşvik ediyor. AKP kendisi katil olmasına rağmen öldürdüğü sivilleri suçluyor. Direniş alanlarındaki Kürtlerin psikolojisini bozmak için cenazelerin kaldırılmasına izin vermiyor. Bir yandan öldürürken, bir yandan da hayatta kalanlara parmak sallıyor; “bakın sinmeseniz, Türkleşmezseniz, dediğimi yapmazsanız başınıza bunlar gelir” tehdidini yapıyor.
Öyle anlaşılıyor ki bu insanlığı öldürme saldırıları devam edecek. AKP yöneticileri bunu pişkince ve açık açık söylüyorlar. Zaten çöktürme planı adını verdikleri Kürtleri tasfiye etme saldırısında özellikle sivillerin katledilmesi hedef olarak belirlenmiş. Plana göre diyelim ki bu birkaç ay içinde 300 sivil mi katledilmiş, bu kadar sivilin katledilmesi hedeflerine ulaşmaya yeterli değilse, bu sayı 15 bine kadar ulaştırılabilirmiş! En az 300 bin Kürt topraklarından sürülebilirmiş! Türkmenler, ya da başka yerdeki Türkler getirilip o boşaltılan yerlere yerleştirilecekmiş! Gerilla alanlarına kapsamlı saldırılar düzenlenip tek bir gerilla bırakılmayacakmış! Özgür Kürt basını susturulacakmış! Çeşit çeşit psikolojik savaş yöntemleri devreye konulacakmış! Kürt Özgürlük Hareketi'ne yönelik Sri Lanka modeli uygulanıp Tamiller gibi tasfiye edilecekmiş!...
Sanki şimdiye kadar Türkiye'de Kürtler güllük gülistanlık bir ortamda yaşıyordu! Hiç soykırımcı uygulamalara maruz kalmıyordu! Bütün doğal ve demokratik hakları tanınmış, Kürtler de özgürce yaşıyordu! Sanki Kürtler bu çöktürme planı ve faşist uygulamalara ilk defa maruz kalıyorlar! Sanki daha önce Kürtleri yok etmeye yönelik her yöntem denenmedi!
Bu tezleri planlayanlara ve ileri sürenlere sormak istiyorum; yüz yıldır kurmuş olduğunuz zulüm ve baskı düzeninize karşı gerçek anlamda kim mücadele yürüttü, yürütüyor? Zalim düzeninizi yıkacak ve Türkiye'yi demokratik bir ülkeye dönüştürecek diye kimden korktunuz? Kim her türlü saldırılarınıza, baskılarınıza, işkencelerinize, katliamlarınıza rağmen ayakta kaldı, sürekli bir mücadele içinde olarak örgütlü gücünü büyüttü ve direniyor? Tabii ki Kürtler! Şimdi de olduğu gibi her zaman çok onurlu bir direniş içinde oldular ve mücadele etmesini bildiler. Hangi planlar, hangi harekatlar, hangi darbeler, hangi fermanlar devreye koymadınız ki!
Çok eskilere gitmeye bile gerek yok, 1990’lı yıllardaki uygulamalarınız Kürtlere cumhuriyet tarihi boyunca nasıl yaklaştığınızın en yalın ifadesi olmaktadır. Cibilliyetinizi açıkça ortaya koymaktadır. On binlerce Kürt’ü öldürdünüz, yüz binlercesini işkencelerden geçirdiniz, tutukladınız, felç bıraktınız, evlerini-köylerini yaktınız, yıktınız, topraklarından koparıp göç ettirdiniz. Kürtleri Türkleştirip Kürdistan denilen bir coğrafyayı yeryüzünden silmek istediniz ve bu isteminizden bir an bile olsun vazgeçmediniz.
Çünkü mevcut devlet farklı toplulukları yok etme zihniyetiyle kurulmuştu. Türkiye cumhuriyeti devleti bu temeller üzerine inşa edilmiştir. Tek millet ve tek vatan temelinde kurulan milli Türk ulus-devleti, Kürtler dışındaki farklı etnik toplulukları yok etme politikasını büyük oranda sonuca da götürmüştür. Kürtlere yönelik bütün bu uygulamalar milli Türk devletini yaratma amacından vazgeçilmemesinden kaynağını almaktadır. Bu zihniyet değişmediği müddetçe de bu çöktürme planı gibi planlar her zaman devrede olacaktır. Takrir-i Sükûn kanunu ile Kürt illerinin denetim altına alınmasından tutalım Şark Islahat Planına, Şeyh Sait, Ağrı, Dersim isyanlarını bastırma saldırılarından tutalım askeri faşist darbelere ve Kürtlere karşı faşist anayasalar yapmaya kadar her türlü kirli ve suç teşkil eden yöntemler Kürtleri kültürel soykırıma uğratmak için denendi. Ama Kürtler yok edilemedi, yok edilemeyecek de.
Türk devleti zihniyet olarak demokratikleşme yönünde bir değişimi yaşayamadığı için şu anda çöktürme planı denilen saldırı konsepti Şark Islahat Planının, AKP iktidarı da o dönemin Kürt düşmanı faşist iktidarın güncellenmesinden başka bir şey değildir.
Evet, Kürtlere yönelik yeni koşullarda topyekun bir savaş konsepti devreye sokulmuştur. AKP iktidarı bu savaşı askeri güç yanında psikolojik savaşla basın üzerinden yürütmektedir. Bu güçle yürüttüğü kirli savaşın üstünü örtmek istediği gibi, direnişçilerin de iradesini kırmayı hedeflemektedir. Psikolojik savaşla Kürt halkını korkutup zayıf konumunu gizleyerek kendisini güçlü göstermeye çalışmaktadır. Tıpkı IŞİD’in Suriye ve Irak'ta insan kafasını kesen videoları yayınlayarak, psikolojik savaşla, estirdiği korku rüzgarıyla ne kadar vahşi ve kendisinden korkulması gerektiğinin algısını yaratarak birçok yeri ele geçirmesi gibi! IŞİD oluşturduğu bu dehşet havayla belki daha birçok yeri ele geçirmeye devam edecekti. Ancak bir gün rüzgar esti, şapka uçtu kel göründü. Kürtler gibi çatmaması gereken bir topluma çattı ve olan oldu. Kürt Özgürlük Hareketi gerillası IŞİD’in gerçek yüzünü tüm dünyaya gösterdi.
Gerçekten de insan Türkiye'deki basının haline bakınca üzülüyor. Gazetecilerin, televizyoncuların, programcıların durumu içler acısı. AKP iktidarı bu kadar insanlık suçu işliyor, ama ya görmezden geliyorlar ya da AKP'yi aklamaya çalışıyorlar. Hani basın tarafsızdı? Hani basın gerçekleri yansıtırdı? Hani en temel görevi toplumu doğru bilgilendirmekti? Nerdeee?... Bu özellikleri yerine getirmiyorsa basın ya iktidarın borazancısı olmuş ya da gerçek basın olmaktan çıkmış demektir. Gerçek olmayan, gerçekçi olmayan da uyduruyor demektir. Türkiye'de de şu anda bir “uyduruk basın” gerçeğinden söz etmek mümkündür.
AKP iktidarı, güdümündeki bu uyduruk basınla birlikte neler yapmıyor ki! Mesela Roboski’de 34 gencin katledilmesi olayında olduğu gibi, ya da Tahir Elçi olayında olduğu gibi işlediği suç ayan beyan ortadayken bile, ya delilleri ortadan yok ederek, ya da ortamı muğlaklaştıracak bir iki söz söyleyerek suçu üzerinden atıp karşısındakini bir şekilde suçlu duruma düşürmeye çalışabiliyor. Cizre’de, Silopi’de, Sur’da tanklarla, toplarla sivil Kürtleri açık açık öldürüyor, sonra da -sanki direnişçilerin bulundukları alanda tankları ve topları varmış gibi- bunları ben yapmadım, PKK yaptı diyebiliyor. Daha neler yapmıyor ki bu iktidar ve uyduruk basını, gerçekten insanın aklı duruyor. Gördükçe, öğrendikçe, düşündükçe insanın dudakları uçukluyor. AKP iktidarı hasmını zora sokacağını düşündüğü her türlü çirkin şeyi yapıyor.
Mesela çocukların mı ölmesi gerekir, çocukları öldürüyor. Kadınların mı ölmesi gerekir, kadınları da öldürüyor. Bir yerlerden füze mi atılması gerekir, birkaç tane füze atarız diyor. kendisine rakip gördüğü partinin çalışmaması için birkaç yüz insanın ölümüne neden olacak bombaların mı patlatılması gerekir, birkaç yüz insan ölecek biçimde bombalar patlatıyor. Bir okul bombalanıp bazı çocuklar öldürülürse iyi bir propaganda mı olacak, hemen okula bir bomba atılıyor. İttifak halinde bulunduğu ve güdümündeki çete örgüt uluslararası alanda çok teşhir olunca, kendisi de bu çete örgütle ilişkileri sonucu uluslararası alanda daralmalar yaşayınca, bu çete örgütün ne kadar karşısında olduğunu göstermesi için ülkesinde bomba mı patlatılması gerekir, hemen patlatıyor; hem de turistler ölsün ki, sağır sultan duysun ne kadar o çete örgüt karşısında olduğunu! Artık ne yapılması gerekiyorsa iktidar kitabına uydurup onu yapıyor. Basın da yamalıyor ha yamalıyor. Hele bir de bu insanların ölümü üzerinden Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi'ne yönelik “teröre lanet” kampanyası başlatıp basın bunu allayıp pullayarak insanlara yutturdu mu, artık kim tutar iktidar yöneticilerini…
AKP iktidarı zeytinyağı gibi hep suyun üstüne çıkmaya çalışıyor, uyduruk basın da bu yalanları topluma benimsetme konusunda rolünü oynuyor, üzerine düşen görevi yerine getiriyor.
Halk içinde düşmanın olacaksa da ahlaklı olsun derler. İnsanın tahayyül edemeyeceği iğrenç şeyler yapanlar, çöktürme planı da yaparlar, her şey de yaparlar. Ancak gün geçtikçe Türkiye'yi bir felaketin içine soktuklarını göremezler.