Recep Tayyip Erdoğan her fırsatta Rojava Devrimi’nden bahsederken karalayacı ve yaralayıcı bir dil kullanmaktan vazgeçmiyor. Rojava Devrimi Ortadoğu halkları açısından ilham kaynağı olmuştur. Reqa zaferiyle bir destan daha yazıldı. DAİŞ çetelerine karşı kahramanca bir mücadele verilmiş ve insanlık tarihinin kahramanlık hanesine önemli bir not düşülmüştür. Dünya halklarına mal olmuş, herkesçe gıpta edilen Kobanê direnişinin sahiplerine, kahraman şehitlerine, siyasi hareketine dil uzatma densizliğine girmeyi alışkanlık haline getirmiştir. Suriye’de çözüme gidilirken PYD’ye önemli roller düşerken, Recep Tayyip Erdoğan PYD’den bahsederken “PKK’nin düşük çocuğu” ifadelerini kullanarak küçük düşürmeye çalışıyor. Rojava kazanımlarına son derece saygısız bir üslup kullanmaktadır. Kara ruhlu kişiliğine münhasır bu dili terk etmesi, edep bilmesi gerekir.

Haddini bilmez ağzı bozuk Türkiye Cumhurbaşkanının geçmişinde ne var, kimin türevi olduğu ve nerden geldiği irdelenmeye değer. AKP, 2002 seçimlerinden sonra dönemin siyasi atmosferi içinde sıyrılarak bir şekliyle iktidar oldu. İç dinamikler ve dış destekler birleşince, siyasal konjonktürün uygunluğundan da yararlanarak, Türkiye gerçeğine ve beklentilerine (yalandan da olsa) hitap ederek iktidara gelen AKP, günümüzde bir parti devletine dönüşmüştür.

Başlangıçta bir kimlik bunalımı yaşayan AKP, daha sonra kendisini “milliyetçi muhafazakâr” olarak etiketlendirdi. Halkın dini duygularını istismar ederek, dincilik üzerinden yol alarak iktidarda palazlandı. Zamanla kendisine hatırı sayılır bir taban yaratmayı başardı. TC rejiminin laiklik adı altında, dini cemaatlere, dindar mütedeyyin kesimlere, irtica tehlikesi yaklaşımı içinde olması bu kesimleri “mağdur” edebiyatı ile siyasi iklim yaratarak kendisine çekmiş oldu. ABD’in Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) temelinde Türkiye’yi dönüştürmede AKP iyi bir model olarak düşündü. Ortadoğu’ya ilişkin öngördüğü ve geliştirmek istediği Ilımlı İslam projesine uygunluk arzeden AKP dış destekten de mahrum kalmadı.


AKP devlete dönüştü

O dönemin Türkiyesi siyasi İslam’ın çıkışı için oldukça elverişli bir zemin sunmaktaydı. AKP, demokrasi, hukukun üstünlüğü, sosyal devlet vb. söylemleri dilinden eksik etmedi. Rejimden muzdarip birçok kesimi kanatları altına aldı. İç çelişkilerden faydalanarak engelleri birer birer aşmaya başladı. Orduyu (kumpaslar kurma da dâhil) hizaya getirdi. Ergenekon ve Balyoz davalarıyla ulusalcıların defterini dürdü. 

Devletin diğer kurumlarına çullanarak partinin yedek şubelerine dönüştürüldü. FETÖ ile yol alabildiği kadar yol aldı. Ordu, emniyet, istihbarat kurumları, yargı, yasama erkleri ele geçirilmiş oldu. Böylece devlet AKP devletine dönüştü. AKP başlangıçtaki kuruluş değerleriyle çelişerek makasın ucu açılınca kurucu üyelerin bir kısmı da dâhil olmak üzere, muhalefet partileri, sivil toplum kuruluşları ve toplumsal tabandan sesler yükselince sıra bunların tasfiyesine geldi.


AKP din simsarlığı ve umut tacirliği

AKP devleti, her seferinde heybesine bir şeyler koyarak, toplumsal kesimleri beklenti içine sokup umut yaratarak, din simsarlığı ve umut tacirliği yaptı. Kürt muhalefeti ile diyalog barış adı altına ciddi bir oyalama sonucu zaman kazanmış oldu. İktidardaki elini güçlendirdikçe karşı hamlelere başlamaktan geri durmadı. Kürtlere ilişkin en düşmanca tutumu takınarak her zeminde acımasızca bir savaş içine girdi. Dağlardan şehirlere kadar her yeri savaş alanına çevirdi. Kürt şehirleri bombalandı. Yasal siyasal çalışmalar da bu savaştan nasibini aldı. Belediyeler teker teker işgal edilerek kayyuma devredildi. Milletvekilleri tutuklanarak cezaevlerine konuldu. Barış isteyen akademisyenler başta olmak üzere birçok kesimin üzerine gidildi. Aydın, gazeteci, yazar, demokrat, aktivist, insan hakları savunucusu vb. tutuklandı.

Kürt muhalefetini oyaladığı kadar Alevi toplumunu da oyaladı. Çalıştay üstüne çalıştay düzenleyerek Alevi sorununa çözüm adı altında bir süreç başlattı. Aslında Alevi düşmanlığına sahip bir zihniyetten çözüm beklemek saflıktan başka bir şey değildi. Alevi sorununa çözüm arayan çalıştaylardan ziyade AKP’ye gerekli olan propaganda zeminiydi. Dinci, gerici, faşist yüzlerini gizleyen maskeye uygun adımlar atmaya Alevileri de alet ettiler. Romenler de dâhil etnik ve inançlarla alay etmenin ötesine geçmediler.


Tek adam rejimi inşasına başladı

AKP devletine ve dolaysıyla diktatör liderine karşı söz söylemek, eleştiri yapmak, yazı yazmak suç kapsamına alındı. Erdoğan böylece kendisini kanunlarla koruma altına almış oldu. Bağımsız ve özgür medya çökertildi. Onlarca TV kanalı, yayın organı kapatıldı. Geri kalan medya ise AKP borazanlığı yapan koroya katıldı.

Eğitim kurumları tektip AKP kadrosu yetiştiren kurumlara dönüştürüldü. Müfredattan tutalım eğitim sistemine kadar dinci nesil yetiştirmeye odaklı hale getirildi. İmam Hatip okulları katlanarak çoğaldı. YÖK’ten başlamak üzere bütün kademelere AKP kadroları yerleştirerek, Nuriye ve Semih ile sembolleşen birçok akademisyen, öğretim görevlisi, eğitimci kapı dışarı edilerek işten atıldı.

Recep Tayyip, başkanlık sistemi ile asıl ulaşmaya çalıştığı hedeflere tam gaz yol almaya devam etmektedir. 16 yıllık iktidar nimetlerinden azami yararlanarak Türkiye’yi tek başına yöneten bir pozisyona getirdi. Recep Tayyip, dinciliği faşist milliyetçilikle buluşturarak milli görüşten de eski yol arkadaşlarından da kucağında büyüdüğü ocağında yetiştiği FETÖ’den de kurtularak herkesi kullanarak yönetebileceği terör rejimini yarattı.


Türkiye terör rejimine dönüşmüştür

Önümüzdeki yerel seçimler, parlamento seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçimleri Recep Tayyip için final seçimlerdir. Kazanması halinde faşist terör rejiminin ve diktatörlüğün kazanması ve demokrasi adına ne varsa bütün ilerici değerlerin jübilesi olacaktır. Bu nedenle şimdiden seçimlere kilitlenmiş durumdadır. Bu seçimleri kazanmak için şimdiden Jakoben tarzı kendi evlatlarını yemeye başlayan terör rejimi, belediye başkanlarını istifaya zorlayarak iç temizliğe girişmiştir.

Recep Tayyip içinden çıkıp geldiği siyasal İslam’a da ters bir rotada, yol arkadaşlarının omuzlarına basa basa yükselmiş, herkesi aldatarak, yarı yolda bırakarak, yeri geldiğinde kullanarak harcamış bir kişidir. Milli Görüş’ten AKP’ye, AKP’den parti devletine, parti devletinden terör rejimine ve nihayetinde faşist diktatörlüğe dönüşen bu zat Milli Görüş’ün veledizinası bir hareketin kurucusu ve lideridir. Geçmişte savunduklarına ihanet eden ender kişiliklerden biridir. Siyasi çıkarı için her şeyi pazarlayan patolojik bir vaka ile karşı karşıyayız.

AKP devleti ahlaktan yoksun politikalarla Türkiye’yi uçurumun kenarına getirmiş bulunmaktadır. Türkiye halkları hak etmediği bir yaşama mahkûm edilmiştir. Toplumu ayrıştıran, kutuplaştıran, çatıştıran bir yöntemle parçalayıp zayıflatarak kendisini vazgeçilmez kılan bu diktatöre dur demenin vakti gelmiş ve geçmektedir. Bu faşist diktatörlüğe muhteşem bir son hazırlamak halkın elindedir. Biraz cesaret ve birlik olmak yeterli olacaktır. Örgütlenen ve mücadele eden kitleler diktatörlüğün panzehiridir.

İç siyasette dış politikada dikleştiği herkese karşı (Ey falan kes, ey filan kes deyip nara atıp sonradan u dönüşü yapan) tükürdüğünü yalama alışkanlığı olan birinin ağzı kirlidir. Rojava’dan bahsederken ağzını yıkaması gerekir. Rojava Devrimi’ne saygı duymayı öğrenecektir. Rojava bir direniş kalesidir. Direnerek kazanan ve önder Apo’nun düşünceleriyle harmanlanmış halk gerçeğine saygı duymayı er ya da geç öğrenecektir.