
Kürt’e ya soykırımcı sisteme boyun eğeceksin, ya da zulüm, işkence ve zindanla karşılaşırsın deniyor. Aslında seçim ve parlamento Kürt için bir demokratik mücadele yeri olarak görülmemiştir. Aksine Kürtler üzerinde yürütülen soykırımcı özel savaş sisteminin örtüsü olarak düşünülmüştür. Seçilen Kürt milletvekillerine yıllardır yapılan uygulama bunu ortaya koymaktadır.
Kürtlerin demokrasi güçleriyle birlikte parlamentoda yer almak istemesi, demokrasi içinde Türkiye'de kardeşçe yaşam kararıdır. Türkiye'nin siyasal birliği içinde Kürt sorununu çözme, özgür ve demokratik yaşama iradesidir. Ancak Türk devletinin politikası böyle bir birlik değil, Kürt soykırımına dayalı bir Türkiye yaratmak olduğu için, Kürt’ün demokrasi içinde birlik tutumuna böyle saldırılmaktadır.
Kuşkusuz milletvekillerine yönelik saldırılar her gün sürdürülen siyasi soykırım operasyonlarının zirvesidir. Artık tüm maskenin indirilip Kürt halkına açık saldırılmasıdır. Kürt’ün iradesi kırılmak istenirken ne Türkiye, ne de Kürdistan'da tek bir itiraz isteniyor. AKP faşizminde somutlaşan bu soykırım politikasına itiraz en büyük suçtur. İster gazeteci, ister milletvekili, ister akademisyen, ister siyasetçi, ister demokrat olsun Kürtlere saldırıya karşı çıkıyorsa susturulması gereken suçludur. Bunun dışında ne suç vardır ne de suçlu.
2009 14 Nisan’ında bir sabah nasıl ki binlerce Kürt suçlu ilan edilip zindanlara atıldıysa, şu anda binlerce siyasetçi, belediye eşbaşkanı ve seçilmiş neden zindanlara atılıyorsa, HDP milletvekillerine yönelik saldırı da aynı amaçlıdır: Kürt örgütlü, iradeli ve talepli olmamalıdır. Özgür ve demokratik yaşam talebi için mücadele etmemelidir. Kürt’e düşen görev, soykırıma uğratılma kaderine razı olmaktır.
Türk devleti AKP şahsında Kürtler üzerinde bir özel savaş politikası yürüttü. Sanki Kürt sorununu çözecekmiş gibi bir algı yaratıp bu örtü altında soykırımcı sistemi yürütmek istedi. Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi AKP'nin gerçek yüzünün ne olduğunu netleştirmek için çatışmasızlık sağladı, siyasi çözüm için şans tanıdı. Bunun için en büyük sabrı gösterdi. Dolmabahçe Mutabakatı ile demokratikleşme gündemi devletin önüne konulunca AKP iktidarının maskesi düştü. Kürt halkının örgütlü ve siyasi yapısına karşı saldırı gerçekleştirilip ezmek ve bu temelde soykırım sistemini yeniden tahkim etme kararı alındı. Her şey bahane, gerçek olan budur. Bunu gerçekleştirmek için sadece Kürtlere saldırı da yetemez; tüm demokrasi güçlerinin susturulması gerekir.
Şu açıktır ki, Türkiye'de Kürt sorunu çözülmezse bu kısırdöngü devam eder. Kürtler ne zaman örgütlü hale gelip demokratik taleplerini dillendirirse bir darbe yapılır, her türlü yasa bir tarafa bırakılır. Kürtler ve demokrasi güçleri üzerinde bir saldırı kampanyası sürdürülür. Kürt Halk Önderi buna darbe dinamiği demektedir. Kürt sorunu çözülmediği müddetçe bu mekanizme çalışacaktır.
Türkiye'de her kim demokrasi istiyorsa Kürt sorununun çözümünü istemek zorundadır. Kürt sorununun çözümünü açık ve net istemeyenler ne derlerse desinler ne demokrat olabilir, ne de demokrasi mücadelesi verebilirler. Hatta demokratım dediklerinde, demokrasiden söz ettiklerinde dokunulmazlıkların kaldırılması sırasında CHP’lilere yapıldığı gibi maskaraya çevirirler. Darbe mekaniği işler ve soykırımcı faşist sisteme hizmet ederler.
Türkiye'de yapılacak artık tek şey kalmıştır; demokrasi bloku kurup AKP faşizmine karşı mücadele etmektir. Bunun dışındaki her söylem ve tutum AKP faşizmine hizmet etmekten başka anlama gelmez. AKP'ye karşıyım, Tayyip Erdoğan diktatördür, bu iktidara karşı çıkılmalıdır diyen herkesin böyle bir blok içinde yer alması gerekir. Yoksa söylemler boş laftır. Tayyip Erdoğan bir faşist blok ve cephe kurmuştur. Bu blok azgınca saldırmaktadır. Dolayısıyla bir demokrasi bloku yaratılıp harekete geçilmeden hiçbir biçimde bu faşist saldırı durdurulamaz.
Türkiye'de AKP'ye karşı olduğunu söyleyen birçok siyasi akım var, parti var, örgüt var. EMEP, ÖDP, ESP, SYKP, SDP ve daha başka partiler var. CHP içinde kendine sol ve sosyal demokrat diyen demokratik eğilimler var. Eğer tüm bunlar bir asgari program etrafında bir araya gelmezlerse söylediklerinin hepsi boştur. Mevcut Türkiye koşullarında demokrasi bloku dışında siyaset yapma iddiası boştur. Hatta ne kadar sosyalistim, solum, sosyal demokratım, demokratım, liberalim dese de boştur. Sadece AKP faşizminin özel savaşına hizmet ediyor demektir. Eğer AKP faşizmine hizmet edilmeyecekse ya kendilerine sol, sosyalist, demokrat demekten vazgeçmeleri ya da hemen şu düşüncem, şu talebim demeden demokrasi bloku içinde yer almalıdırlar. Eski CHP milletvekili sayın Rıza Türmen bu gerçeği gördüğünden bir demokrasi bloku çağrısı yapmıştır. Biz bu çağrıya tümüyle katılıyoruz. CHP’yi de kurtaracak böyle bir blokun içinde yer almaktır.
Kürt sorunu, Alevilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, tüm demokratik talebi olan toplulukların sorunlarının demokrasi içinde çözümünü hedefleyen bir demokrasi bloku kurulabilir. Türkiye'de böyle bir blokun güçlü sosyal temeli vardır, karşılığı da vardır. Yeter ki tüm demokrasi güçleri bir siyasi irade göstersin, bir araya gelsin. Bu irade ortaya konulursa Tayyip Erdoğan’ın Saray Gladyosunun ve onların etrafında oluşmuş faşist ittifakın ömrü bir ay olmaz.
Hüseyin Ali