Aslında cumhurbaşkanı bu sözü söylerken iyi niyetle söylememiştir. 29 Mart 2009 seçimlerinden önce İran’a giderken uçakta böyle konuşmuştu. Aslında 2009 seçimlerinde DTP’nin kaybetmesi üzerine bir strateji kurulmuştu. DTP kaybetseydi Hewler’de bir Kürt konferansı yaptırılacak ve PKK’ye silah bırakma dayatması yapılacaktı. PKK silah bırakmadığı taktirde “bakın Kürtler de silah bırakmasını istedi” diyerek kapsamlı bir imha ve tasfiye harekatı başlatılacaktı. Ancak 2009 seçimlerinden DTP büyük bir başarıyla çıkınca bu tasfiye planı, yani iyi şeyler olacak planı suya düştü.
Farz edelim ki cumhurbaşkanı bu sözü gerçekten iyi niyetle söyledi. O zaman 2009 seçimlerinden sonra Kürt Özgürlük Hareketi’nin tutumuna bakalım. Yapılacak iyi şeyleri kim bozmuş, görelim.
2009 yerel seçimlerinden DTP güçlü çıktı. Kürt Özgürlük Hareketi bu durumu demokratik siyasal çözüm için değerlendirmek istedi. Demokratik siyasal alanı güçlendirmek ve demokratik çözüme zemin sunmak için 13 Nisan’da tek taraflı ateşkes kararı aldı. Bu adım takdir edilip teşvik edileceğine 14 Nisan’da siyasi soykırım operasyonları başlatıldı. Kuşkusuz bu karar eylemsizlik kararından önce alınmış, eylemsizlik kararına rağmen bir gün sonra uygulamaya geçilmişti. Açıkça sizin kararınız ne olursa olsun biz sizi tasfiye etmede kararlıyız denilmiştir. Ya bizim politikalarımızı kabul edeceksiniz ya da bizim politikalarımızı kabul etmeniz için her türlü baskı, zulüm ve tasfiye politikalarını uygularız denilmiştir. Herhalde bunun iyi niyetle alakası yoktur. Aksine iyi niyetli olan ve demokratik zihniyetin gereğini yerine getiren Kürt Özgürlük Hareketi olmuştur.
Demokratik zihniyet 2009 seçimlerinden sonra demokratik siyaset alanı genişletmeyi ve sorunlara bu zeminde çözüm aramayı gerektirmez miydi? Ama yapılan tersi olmuştur. Çünkü güçlendiği görülen demokratik Kürt siyaseti tırpanlanıp zayıflatılarak siyasi egemenlik ve kültürel soykırım politikalarını yeni koşullarda sürdürecek yeni Kürt politikası Kürtlere dayatılmak istenmiştir. KCK adı altındaki siyasi soykırım operasyonları bu amaçla yapılmıştı.
Buna rağmen Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt Halk Önderi Kürtlerin güçlü demokratik iradesi ve Türkiye toplumundaki çözüm isteğini dikkate alarak demokratik siyasal çözüme şans veren bir tutum ortaya koymuşlardır. Demokratik siyasi çözüm çabalarını boşa çıkarmak için açılım kod adlı tasfiye politikaları devreye konulmuştur. Nitekim Türk devletinin bir çözüm politikası olmadığı Kürt Halk Önderi’nin makul çözüm için hazırladığı Yol Haritası’na el koymasıyla netleşmiştir.
Buna rağmen Kürt Halk Önderi, Barış Gruplarını üçüncü defa göndererek çözüm için adım atılmasını kolaylaştırmak istemiştir. Türk devletine çözüm için bir şans daha tanımıştır. Barış Gruplarının halk tarafından coşkuyla karşılanmasına 2009 yerel seçim sonrası olduğu gibi siyasal soykırım operasyonlarını arttırarak karşılık vermişlerdir. Bu halka kendi tasfiye politikalarını kabul ettiremeyeceklerini gördüklerinden siyasi soykırım saldırıları yapılarak halkın iradesi ve örgütlülüğünü kırmaya yönelmişlerdir. Bundaki amacın da kendi Kürt politikalarını kabul ettirecek bir siyasi ortam yaratmak olduğu açıktır.
DTP’nin kapatılması, milletvekillerin düşürülmesi, belediye başkanlarının da içinde olmak üzere yüzlerce tutuklamanın yapılması kötü şeyler olmuyor da Kürt Özgürlük Hareketi’nin demokratik siyasal çözümde ısrar için ateşkesi sürdürmesi mi kötü şey oluyor? Bu siyasi soykırım operasyonları ve durmayan askeri operasyonlara rağmen Kürt Özgürlük Hareketi 31 Mayıs 2010’a kadar eylemsizlik konumunu korumuştur. Bu süreçte AKP’ye çözüm için adım atması için defalarca çağrılar yapılmıştır.
AKP hükümeti hiçbir adım atmayınca 2010 yılında çatışmalar yeniden başlamıştır. AKP hükümeti 2010 referandumu öncesi çatışmalı ortamın aleyhine olacağını görüp bir heyeti İmralı’ya göndererek ateşkes ilan edilmesini istemiştir. AKP hükümetinin uygulamaları zorlayıcı olsa da 2011 12 Haziran seçimlerine kadar tek taraflı eylemsizlik sürdürülmüştür. Bunlar mı iyi niyettir, yoksa her seçim ya da referandum öncesi ateşkes isteyip bunu kendi konumunu güçlendirmek ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek için kullananlar mı iyi niyetlidir? Eğer iyi şeyler olmamışsa bunun sorumlusu Kürt Özgürlük Hareketi’nin defalarca ateşkes ilan ederek çözüm ortamı yaratmasına rağmen bu durumu çözüm için kullanmayanlardır.
12 Haziran seçimleri sonrası AKP Kürtleri umutlandıracak ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni cesaretlendirecek hiçbir adım atmadığı gibi, sürekli gerilimi arttıran bir tutum içinde olmuştur. Milletvekillerini zindanda tutması, buna tepki göstererek meclise gitmeyen BDP’ye hakaret edici yaklaşımlar göstermesi, Kürt Halk Önderi’nin ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin yaklaşımlarını cevap vermemesi ortaya çıkan durumun sorumlusunun kim olduğunu izah etmiyor mu? Kürt Halk Önderi, “Başbakan çıksın Kürt sorunu vardır ve bunu demokratik siyasal yollarla çözeceğim desin, silah bırakma bile gündeme gelir” dediği halde bu çağrıya cevap verilmemiştir. Aksine Kürt sorunu kalmamıştır, Kürt vatandaşlarımın sorunu kalmamıştır diyerek bugünkü durumun sorumlusunun kim olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bugün İçişleri Bakanı ve Tayyip Erdoğan’ın arkadaşı İdris Naim Şahin “arıyorum arıyorum hiçbir sorun bulamıyorum” diyorsa bugünkü çatışmalı durumun nasıl ortaya çıktığının sorulmasının bile anlamı kalmıyor.
9 yıldır AKP iktidardadır. Bu yılların çoğunda da eylemsizlik vardır. 1980’li yılardan bu yana hiçbir hükümet bu kadar uzun süre iktidarda kalmamıştır. Bu yıllarda Türkiye ve Kürt toplumunda çözüm eğilimi yüksek olduğu gibi dış koşullar da çözüm için müsaitti. Ama AKP bu fırsatları hiçbir biçimde değerlendirmemiştir. Asker ve sivil bürokrasiyle Kürt Özgürlük Hareketi’ni en iyi ben ezerim diyerek uzlaşmış, böylece iktidarını korumuş; demokratik güçleri ve Kürtleri bu sorunu ben çözerim beklentisi içinde tutmaya çalışmış; Kürt Özgürlük Hareketi’ni de ateşkes olursa bazı şeyler yaparım diyerek oyalamak istemiştir. Bu yaklaşım içinde olan bir hükümetin Kürt sorununda iyi şeylerin sahibi olması mümkün değildir. Esas olarak da 2007 Mayıs’ında Yaşar Büyükanıt’la Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezme temelinde gerçekleştirdiği mutabakata bağlı kalarak hareket etmiştir. İyi şeyler olmamışsa bunun en temel nedeni budur.
AKP hükümeti bugün tamamen ABD’nin bölge politikalarının uşağı ve taşeronu olarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmeye yönelmiştir. AKP’nin çözüm için adım atmak yerine Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye ederek yeni bir siyasal egemenlik ve kültürel soykırım sistemi kurmak istemesinin arkasındaki dış etken budur. İç etken ise karşısında tek teslim olmayan ve muhalif güç olarak duran Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezip devleti tümden kendi istediği gibi şekillendirmek istemesidir.
AKP Kürt sorununu çözerek Türkiye’yi demokratikleştirip bu demokratik sistem içinde herhangi bir demokratik siyasi güç olmaya razı değildir. AKP 1930’ların CHP’si olmak istiyor. Bunu da ancak Türkiye’nin en büyük demokrasi gücü olan Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezerek sağlayacağını düşünüyor. Fethullah Gülen’in katliamla ortadan kaldırma çağrıları yapması da bu zihniyetin dışa vurumudur. İstedikleri demokratik Türkiye değildir. İstedikleri Türkiye’nin ele geçirilmesidir. Bu nedenle beyaz Türkçü Ergenekon yerine yeşil Türkçü Ergenekon örgütlendirilmiştir. Bu Ergenekon’un çekirdeğini oluşturduğu yeşil Türkçü faşizmi yeni Türkiye siyasi sistemi haline getirmeye çalışmaktadırlar.
AKP hükümeti o kadar şiddetli bir tasfiye saldırısı yürütüyor ki bugünkü CHP ve MHP’nin Kürt inkarı politikalarını yeterli görmüyor. Polisin gönderdiği metinleri manşet yapan basını bile yeterli görmüyor. Polis ve askerin daha moralli savaşması için herkesin milli maç tutar gibi PKK’ye karşı saldırıları desteklemesini istiyor. Bu nedenle bazı itirazlarda bulunan birkaç vicdanlı sesi de susturmaya çalışıyor. Güvenlik güçlerimizin moralini bozmayın sözü en fazla da faili meçhul cinayetlerin işlendiği Çiller hükümeti; Çiller, Ağar, Güreş savaş çetesi döneminde duyulurdu. Boynuz kulağı geçer misali şimdi Çiller’e rahmet okutmaktadır. Abdullah Gül de Süleyman Demirel’e rahmet okutmaktadır.
Erdoğan, NATO’nun Libya’da ne işi var dedikten bir hafta sonra İzmir Libya’ya saldırının üssü haline gelmiştir. Şu anda Suriye’yi en fazla sıkıştıran ve Suriye’deki rejim muhaliflerini silahlandıran Türkiye’dir. AKP, Libya ve Suriye kefesinin karşısına PKK’yi koymuştur. ABD ile böyle bir pazarlık yapmıştır. Neden iyi şeyler olmuyor, AKP sertleşti deniyorsa bunun temel nedeni budur.
Basın şimdi PKK Suriye’de üsler kurmuşlar diyerek Suriye’ye müdahalenin psikolojik ortamını hazırlıyor. Yine “Apo bin tane gerilla Esad’a gönderin” talimatını vermiş yalanını atarak Suriye’ye saldırı gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Halbuki Kürtlerin kendi çıkarları dışında hiç kimse için savaşmayacakları bilinmektedir. Kürtler, Suriye’de milliyetçiliğin hortlatılmasına ya da çeşitli güçlerle çatışmalara yol açacak her türlü tutumdan kaçınmıştır. Suriye Kürtleri sadece kendi özerk yaşamlarını, demokratik haklarını ve özgürlüklerini tanıyan güçlerle ittifak yapabilirler. Yoksa bağımsız ve özgür tutumlarını koruyarak siyasal taleplerini bugünden pratikleştirmeye ve kabul ettirmeye çalışırlar.
AKP hükümeti ABD’nin bölge politikalarının işbirlikçisi ve ajanı haline gelerek sadece PKK’yi tasfiye etmek istemiyor, aynı zamanda Suriye Kürtlerinin hak kazanmaması için de bu ilişkisinden yararlanmaya çalışıyor. Herkes bilmeli ki Kürt Özgürlük Hareketi AKP’nin tasfiye politikalarına karşı direnir. Nitekim daha şimdiden AKP politikaları boşa çıkmıştır. Bu nedenle çeşitli yollarla Kürt Özgürlük Hareketi’ni eylemsiz konumda tutmaya çalışmaktadır. Ancak AKP politikasında köklü değişiklik yapılmadığı taktirde bırakalım ateşkesin gündeme gelmesi, eski konumların kabul edilmesi bile düşünülemez.
Artık önderlikle görüşme yapılması da yetmez. Önderliğin özgürlüğü sağlanmadan ne müzakere olabilir ne de Kürt sorunu çözülebilir. Çünkü çözüm niyeti en başta da İmralı’ya doğru yaklaşım ve onu çözümde aktör olarak görmekten geçer. Mevcut rehine konumuyla ne görüşme ne de müzakerenin olmayacağı açıktır. Kaldı ki görüşmeler de eskisi gibi olmaz. Ateşkes de ancak tam bir çözüm projesi üzerinde anlaşılırsa o zaman bu çözüm projesinin pratikleşmesine fırsat vermek için gündeme gelir. Bunun dışında ateşkes oldu, olacak tartışmaları sadece hayaldir. Daha doğrusu Kürt Özgürlük Hareketi’ni ve Kürt halkını mücadelesiz bırakmanın psikolojik savaş yöntemidir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin gündeminde şu anda AKP’nin saldırılarını boşa çıkararak Kürt sorununun demokratik çözümünü kabul ettirmekten başka bir şey yoktur. Dolayısıyla Taraf gazetesi gerçeği yansıtmayan bu tür haberlerle nasıl bir psikolojik savaş organı olduğunu bir daha ortaya koymuştur.