
1990’lı yıllarda onlarca gazeteci ve basın çalışanı öldürülmüş, gazete büroları bombalanmış, ama bugünkü gibi keyfi tutuklamalar yapılmamıştır. Zaten yönetenler geçmişte bu düzeyde keyfi tutuklamalar yapamadıkları için öldürmeler ve bombalamalar gerçekleştirmişlerdir. Türkiye yasaları ve hukuku bugünkü düzeyde gazetecileri tutuklamaya elvermediği için o tür yöntemlere başvurmuşlardır. Ancak o günkü yöneticiler bile bu yol ve yöntemlere sahip çıkamamıştır. Özcesi hukuk yoluyla tutuklama imkanı olmadığı için basın hukuk dışı yollarla susturulmaya çalışılmıştır. Bu açıdan şimdiki hükümet o günkü hükümetin yapamadığını bugün çok keyfi olarak yapabilmektedir. Bugünkü hükümet mi daha faşist, yoksa o günkü hükümetler mi daha faşist, siz karar verin! AKP hükümeti dünyada görülmemiş biçimde bir hukuk ve zindan faşizmi uygulamaktadır. AKP faşizminin belki de en büyük farklılığı budur.
Kuşkusuz devlet doğrultusunda hareket eden bir Mehmetçik basın vardı, ama 1990’lı yıllarda bugünkü gibi bir devlet sansürü de otosansür de yoktu. Bir gazete “Siz şu haberi yaptınız, şu röportajı verdiniz, şu haberiniz terörizmi destekliyor” diyerek kapatılmamıştı. Yasa ve hukuk yoluyla gazete kapatmalar çok istisnaydı. Bugün ise savcılar, daha doğrusu hükümet, istediği gazete ve dergiyi hemen Terörle Mücadele Yasasının bir maddesine dayanarak kapatmaktadır. Türkiye’de bir zamanlar 141 ve 142 vardı, ama darbe dönemlerinde bile bu yasalar gazeteciler üzerinde bu düzeyde Demokles’in kılıcı gibi sallandırılmamıştı. Şimdi bir Terörle Mücadele Yasası var. Herkes bu yasaya göre tutuklanır. Bir siyasi irade ‘tutuklayın’ dediği taktirde, bu yasa hemen devreye sokulabilir. Nitekim avukat tutuklamaları da, gazetecilerin tutuklanmaları da böyle bir siyasi irade ile, yani talimatla yaptırılmıştır.
Terörle Mücadele Yasası tam bir Deli Dumrul yasasıdır. Deli Dumrul istediği taktirde cezasından hiçbir biçimde kurtulamazsın. Türkiye’nin Deli Dumrulu ise Başbakan Erdoğan’dır. İster milletvekili ol, ister avukat ol, ister gazeteci; Erdoğan istiyorsa cezaevini boylarsın. Başka bir dönemin Türkiye’sinde seçilmiş bir milletvekilinin cezaevinde kalacağı düşünülebilir miydi? AKP Hükümeti zamanında bu da yaşanmıştır. Nasıl ki 12 Eylül darbecileri ve 1990’lı yılların hükümetleri ABD ve Avrupa’dan destek alarak halka zulüm uygulamışsa, bugün AKP’nin yaptığı da budur.
AKP Hükümetinin kendi hükümetine karşı olan farklı düşüncelere tahammülü yoktur. AKP Hükümetini teşhir eden, politikalarının yanlışlığını ortaya koyan tüm düşünceler ve basın susturulmaya çalışılıyor.
Basın alanında da her yayın organının ve basın kuruluşunun dünyaya ve olgulara bir bakışı vardır. Yani tarafsız ve nötr değildir. Kuşkusuz gazeteci gerçek ve doğru haber vermelidir. Yalan haber vermemeli, kara propaganda yapmamalıdır. Basıncılar için evrensel basın ahlak kuralları vardır. Bunlara uymak gerçek gazeteciliğin ilkesi olmalıdır. Ancak bu, basında çalışanların felsefi, ideolojik ve siyasi farklılıklarının bulunmadığı anlamına gelmiyor. Bu nedenle düşüncesi ve olaylara bakışı farklı olan gazeteler ve basın organları olacaktır. AKP şimdi buna tahammül göstermiyor. Özellikle Kürt sorunu söz konusu olduğunda, AKP’nin kendi politikalarına karşı çıkan basına tahammül göstermediği açığa çıkmıştır.
Özgür Gündem’in çizgisi 1990’lı yıllardan beri bellidir. O zamandan beri Kürt sorunu ve Kürdistan’da yaşananlara devlet ve hükümet gibi bakmamıştır. Diğer basından farklı bir bakışı ve tarzı olmuştur. Özgür Gündem’in her zaman Kürt Hareketine yakın gazetecilik ve habercilik yaptığı söylenmiştir. Bu bir sır değildir. Zaten bu nedenle bürosu bombalanmış, muhabirleri ve dağıtımcıları katledilmiştir. Kuşkusuz Özgür Gündem ve DİHA bugün de hükümeti rahatsız eden yayınlar yapmaktadır. Örneğin Güney Kürdistan’da uçaklar bir aracı bombalamış, biri altı aylık bebek, üçü çocuk yedi Kürt insanı katledilmiştir. Bu gerçeği Türkiye’de ortaya koyan bu basın olmuştur. Birçok asker ve polis zulmünü ve katliamını Özgür Gündem ve DİHA ortaya çıkarmış ve topluma yansıtmıştır.
Özgür Gündem ve DİHA, Kürdistan’da yaşananları devlet gözüyle aktarmıyor, Kürt halkının gerçekleri görmesi için yayın yapıyor. Kürdistan’da doğruları bu basın ortaya koyuyor. AKP bu basını susturarak gerçekleri çarpıtmaya ve sadece hükümetinin propagandasının duyulmasını sağlamaya çalışıyor. Bu tabii ki sömürgeci faşist bir uygulamadır.
Kürtler ve Türkiye toplumu eğer hep hükümete ve devlete yakın bilinen basının haberlerini duysaydı acaba ne olurdu? Bugün 1990’lı yılların eleştirilen uygulamalarını kim konuşurdu? Bugün muhalif gazetecilik yapmak evrensel olarak en kutsal çalışmadır. Dolayısıyla AKP Hükümetine karşı çıkmak, farklı görüşte olmak tutuklamaya neden olamaz.
Kuşkusuz tutuklanan tüm gazetecilerin mutlaka siyasi görüşü vardır. Kürdistan’da üç buçuk milyon insan “Sayın Abdullah Öcalan bizim siyasi irademizdir” demedi mi? Kürdistan’da PKK’ye sempati duyan milyonlar yok mudur? BDP’ye oy verenlerin çoğunluğunun PKK sempatizanı olduğu bilinmiyor mu? PKK mücadelesine sempatiyle bakan, PKK’ye, direnişine ve olgulara AKP gibi bakmayan milyonlar yok mu?
Tutuklanan gazetecilerin de bu Kürt ve Kürdistan gerçeği içinden çıktığını bilmeyen mi var? Aslında gazetecilere “Siz bu gerçeğin içindesiniz, bu nedenle suçlusunuz” deniliyor. Suçlama bu gazetecilerin faaliyetlerinden öte, bu Kürt ve Kürdistan gerçekliğinedir. Nasıl ki Kürt demokratik siyasetçileri ezilmek isteniyorsa Kürt basını da ezilmek isteniyor. Gerçek budur.
Bu bir hukuk olayı değildir ve TMK sorununu da aşmaktadır. AKP Hükümetinin Kürtlere karşı yürüttüğü savaşta Kürtlerin bu savaşa AKP gibi bakmasının, daha doğrusu AKP politikasına teslim olmasının psikolojik ortamını sağlamak için bu tutuklamalar yapılmaktadır. Devlet ve AKP’nin Kürt politikası dışındaki tüm yaklaşımlar suçlu görülüp tasfiye edilmek istenmektedir.
Özcesi bu gazeteciler işledikleri bir suçtan dolayı değil, AKP Hükümetini rahatsız eden farklı bir düşünceye ve siyasi eğilime yakın oldukları için tutuklanmışlardır. Bunun dışındaki tüm iddialar yalan ve uydurmadır.
Bu gerçekler dikkate alındığında AKP Hükümetinin bu saldırılarını boşa çıkarmak gerekmektedir. Başta Kürt gençleri olmak üzere basın alanında çalışacak tüm yurtseverler ve Türkiyeli devrimciler Kürt basınının daha etkili çalışması için harekete geçmelidir. Tutuklananların yeri daha fazla doldurulmalıdır. Hatta geçmişte çalışmış, ama daha sonra bırakmış olanlar bu basın kurumlarına koşarak hiçbir karşılık beklemeden, her kurumun koşullarına ve ilkelerine göre çalışmalıdır. AKP faşizminin boşa çıkarılmasında bu tutum önemli olmaktadır.
Kürt halkının, Kürt gençliğinin ve Türkiyeli devrimcilerin özgür ve alternatif basını daha etkili çalıştıracak güçlerinin olduğu kesindir. Musa Anter’lere, Hüseyin Deniz’lere, Ferhat Tepe’lere, Cengiz Altun’lara, Metin Göktepe’lere, Çetin Ababay’lara, Nazım Babaoğlu’larına, Ersin Yıldız’lara ve ismini saymadığımız onlarca basın şehidinin özlemlerine ve anılarına bağlılığın gereği olarak bu tutumun gösterilmesi gerekmektedir.