Rauf KARAKOÇAN

 

AKP hükümeti sürdürdüğü saltanatın sonuna gelmiş dayanmıştır. Devleti ve dolaysıyla toplumu alabildiğince keyfi yönetmekte, hiçbir norma bağlı kalmadan hemen her konuda tasarruflarda bulunmaktadır. İktidara gelirken savladıkları siyasi ekseni; faşizme, milliyetçiliğe ve dinciliğe yol açmak için kullandıkları bu gün daha iyi anlaşılır durumdadır. Hiç olmayan demokrasinin,insan haklarınının,değişim dönüşüm söylemlerinin, Kürt sorununa çözüm arayışlarının, Alevi, Romen vb çalıştaylarının ve daha nice vaatlerin hepsinin birer aldatmacadan ibaret olduğu anlaşılmış oldu.

Siyasetten sefaleti yaşar duruma geldiler. İç siyasette tıkanıklık, dış siyasette itibarsızlık, sömürgeci soykırımcı zihniyeti daha fazla saldırgan hale getirdi. ABD, AB ve Avrasya eksenlerinde gidip gelen, ilkesiz, tutarsız ve güvenilmeyen bir partner oldu. Sosyal yaşamda yaşanan ahlaki çöküntü, kadın cinayetleri, çocuk istismarları gündelik yaşamın kanıksanan vakaları gibidir. Çöken hukuk sistemi, kalitesiz eğitim sistemi sistemsizlikle yer değiştirdi. Yönetilemez duruma gelmiş yapısal sorunlar, toplumun boğazını sıkmaya başlayan ekonomik kriz dikkate alındığında kötü yönetilen bir Türkiye tablosuyla karşı karşıyayız.

16 yıldır iktidarda bulunan AKP, iktidarın avantajlarını, devletin bütün imkanlarını seferber ederek kendi zihniyet yapısına uygun bir kitle tabanı oluşturdu. Her seçimde kazanmasının nedeni, söylediği yalanlara kitleleri ikna etmesi kadar, parasal kaynakları iktidarda kalmak için kullanma becerisini göstermesidir. İktidarını koruma pahasına Türkiye’yi her alanda pazarlayarak, kaynaklarını kurutarak ekonomik iflasın eşiğine getirdiler. „Yerli ve milli“ adına ne varsa talan edilen bir Türkiye gerçeği var. „Benden sonrası tufan“ anlayışı ile „batmakta olan gemide hepimiz varız“ demekle gelinen noktayı tarif ediyorlar.

Siyasi, ekonomi, sosyal, askeri velhasıl her konuda tükenmişlik yozlaşmanın sonucudur. Ekonomik kaynaklarının fütursuzca kullanımı, aşırı tüketim ve akıl almaz israflar, şatafatlı gösterişli yaşamı „devlet itibarı“ olarak algılayan ahlak yoksunu düşüncenin sahibidirler. İnsanı nesnelleştiren, devleti özneleştiren zihniyetin, toplumun kaderine hükmetmesi  demek cellada sığınması ve ondan medet umması demektir. İktidar kavramı tahakküme, egemenliğe, despotizme, otoriteliğe, mutlak hakimiyete ve daha da fazlasına yol açtığı bilinmektedir. İktidar hastalığına yakalanan AKP hükümetinin iktidardan düşürülmesi normal seçimlerle mümkün olmayacaktır. Hiçbir diktatörlük seçimle düşürülmemiştir. İktidarına 2023, 2071 hedefleri koyan Erdoğan sağ kaldığı müddetçe diktatörlüğünü sürdürecektir. Kendisinden sonra da diktatörlüğün sürdürülmesinin alt yapısını döşemiştir. Yaptıkları icraatın „Erdoğan için değil, Türkiye için, İslam için yaptığını“  söyleyerek gayri Müslümleri kafir, Türk dışındaki etnik yapıları ise düşman ilan etmesi anlamına gelmektedir. Düşmanlığın odağında Kürt Özgürlük hareketi ve Kürt halkı vardır.

Kürtler için hazırlanan imha fermanına „çöktürme planı“ ismi verilmiş „Sri Lanka modeli“ tarzında imha öngörülmüştür. Sömürgeci soykırımcı zihniyetin Kürtlere karşı düşmanlığı; yozlaşmış ve yobazlaşmış bir düşüncenin ürünüdür. Kürdün varlığına tahammül edilmiyor. Kürtlerin ağır bedeler vererek elde ettiği kazanımlara saldırmayı kendisine ilke etmiş bir düşman zihniyeti var. Dört parça Kürdistan’da Kürt halkının en ufak bir gelişmesine müsamaha edilmiyor ve saldırıların hedefine alınıyor. Bunun için gerektiğinde her türlü tavizi verecek kadar gözü kara davranıyor. Türkiye’nin bütün sıkıntılarının ve sorunlarının kaynağında Kürt düşmanlığının olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Kürt düşmanlığında hiçbir insani, ahlaki, vicdani, hukuki ilke tanımayan uygulamalar içine girilmektedir.

Kürt düşmanlığına endekslenmiş politikaların Türkiye’ye ve halklara zarar vermekten, kan ve gözyaşı dökmekten başka işe yaramayacağını herkesin iyi bilmesi, kavraması gerekir. Yozlaşan bir yönetim tabakasının idaresi altındaki Türkiye’nin uzun süre normale dönmesi de oldukça zorlu olacaktır. Toplumu kutuplaştırmakla kalmamış düşünce dünyasını da zehirlemiştir. Diktatör Erdoğan Türkiye’nin geleceğini her açıdan ipotek altına almıştır. Düşünsel yobazlaşma, siyasal yozlaşma, ekonomik kriz ve iflas hali, diplomasideki çaresizlik, Türkiye gerçeğini tarif etmeye yeterli veri sunmaktadır.

Realiteler ve rakamsal göstergeler kötü gidişatı göstermektedir. Yalnızlaşan bir Türkiye, yalanlarla avutulan bir toplum olarak yolun sonuna gelinmiştir. Türkiye Kürt sorununa demokratik teamüller çerçevesinde yaklaşım göstermediği müddetçe batmaya devam edecektir. Halklarımız; AKP tarafından kendisine zorla giydirilen bu deli gömleğinden biran önce kurtulmalıdır. Demokratik mücadeleyi mutlaka yükseltmelidir.