Hükümet, İsrail’le bir “anlaşma” imzaladı. 8 maddelik anlaşma, sizlerin ve bizlerin “gördüğü” anlaşmadır. Rusya ile de bir “mutabakata” varılıyor. Türk tarafı Erdoğan’ın imzasıyla “özür” diliyor, işler “düzeliyor”. Bu “mutabakat”ın içeriği de size ve bize gösterilendir.

Gizlenen gerçekler var.

Gerçeklerin gizlendiğini gösteren en büyük kanıt, “gizlenmeyen metin ve mektubun” bile çarpıtılması, sahtekarca halka yalan söylenmesidir. Gazze’de “abluka” kalkmışmış, Erdoğan “özür dilememiş, kusura bakmayın” demişmiş…

Demek ki, bazı şeyler gizleniyor.

Bunu nereden çıkarıyorum?

Mevcut durumun analizinden.

Artık uzun bir zamandan beri biz Türk devletinin “Ortadoğu’da yoğunlaştırılmış Üçüncü Dünya Savaşında” yenik düştüğünü yazıyoruz. Bu analitik sonuç Türk medyasının umurunda değil. Bir tek istisna var: Cumhuriyet yazarı Kadri Gürsel. O da bizimle aşağı yukarı aynı sonuca varmış. Yazmak istediklerimin önemli bölümünü, bu analitik sonuçtan hareketle Kadrı Gürsel köşesinde yazdı, okumanızı tavsiye ederim.

Ben onun yazısına ek yapıyorum.

“Üçüncü Dünya Savaşı” nasıl kendine özgü bir savaşsa, bu savaşın “sonuçları” da kendine özgü. Görünürde “hiçbir şey anlaşılamıyor.” Ama olup bitiyor. Ne yenen, ne yenilen belli. Görünüş böyle. Ama analiz gösteriyor ki, Türk devleti yenildi. Şimdi İsrail ve Rusya ile ilgili anlaşma ve mutabakatlar, gerçekte “yenilen tarafa”, galiplerin “dikte” ettiği anlaşma ve mutabakatlar.

Özeti şu: Türk tarafı İsrail’e karşı topraklarında Hamas’ın “yıkıcı faaliyetine” izin vermeyecek. Rusya’ya karşı ise Suriye’de her hangi düşmanca tavırdan kaçınacak ve birlikte “çalışacak”…

Bunlar açıklananlar. İşlerin nasıl yürütüleceği, neler olacağı, Türk tarafının ne gibi stratejik tavizler vereceği gizli çekmecelerde…

Kılıçdaroğlu, “Erdoğan ve hükümetin dış politikada yaşanan bozgunlar nedeniyle her türlü tavizi verebilecek konuma geldiğini“ haklı olarak söyledi.

Türkiye’nin teslim anlaşmalarının sonucu şudur:

Bundan böyle Türk devleti, palavracılar ne derse desin, artık Ortadoğu’da, “sünni kuşağının öncülüğünden” ve “İsrail terör devletine karşı mücadeleden” tek kelime ile söz edemez. Aynı zamanda Türk devleti Rusya ile vardığı mutabakattan sonra Esad rejimine, palavracıların kuru sıkıları dışında en küçük bir saldırıda bulunamaz.

Bunun anlamı, şudur: AKP’nin Ortadoğu’da İslam adına hiçbir iddiası kalmamıştır.

AKP artık “kabuk” bir partiye dönüşmüştür. İçini, ülkedeki ve dünyadaki egemenler adım adım dolduracak, sonra “içeriğe” uymayan “kabuk” fırlatılıp atılacaktır.

Bunları mübalağa sanmayın. Erdoğan büyük bir kumar oynadı:

Eğer Türkiye İhvan (Müslüman Kardeşlerle) ile kurduğu ortak cephede zafere ulaşsaydı…

Yani Mısır Mursi’nin eline geçseydi. Kuzey Afrika’da İhvan hegemonya kursaydı. Suriye’de İhvancı “ılımlılar” Esad rejimini yenseydi, Türkiye bin kilometreye yakın uzunlukta, elli-altmış kilometre derinlikte “tampon” adı altında toprağı “ilhak” etseydi… Rojava Devrimi, bu suretle, doğmadan ölseydi… Eğer Türkiye, şu komik “konsolosluk” hadisesiyle DAİŞ’le yaptığı anlaşmayı başarıya ulaştırıp, Musul’da, tıpkı Hewler’de olduğu gibi, ekonomik hegemonya kursaydı…DAİŞ, HPG güçlerinin yenip Kerkük’ü zapt etseydi…Türkiye bir de Kerkük’teki enerji pazarına el koyabilseydi…Ve “sünni İhvancı” Türk devleti, Şii kuşağını yenilgiye uğratsaydı…

O zaman pek çok şey olurdu.

Bu olacak olanlardan birisi de, İsrail’in Türkiye karşısında “dolaylı” mağlubiyeti olurdu. Rusya Suriye’de at oynatamazdı. Elindeki nükleer silahları kullanma avantajı dışında, İsrail Ortadoğu’da “sünni kuşağının öncülüğünü” ele geçiren Türkiye ile masaya oturur ve büyük tavizler verirdi. Bunun dünya çapındaki koşulları da o sırada zaten olgunlaşmıştı. Barak Obama yönetimi, Amerikan tarihinde görülmemiş bir sertlikte İsrail’i eleştirmeye başlamıştı.

Başarsaydı, şimdi Ortadoğu’nun lideri, bütün pazarların efendisi olacaktı.

Olmadı. Kumar oynayan büyük oyunu kaybetti.  

Büyük oyun kaybetmek, büyük “zarar” görmek değil mi?  

“Stratejik Derinlik” yazarı Davutoğlu “gitti”, İsrail ve Rusya “geri geldi.” Bu daha başlangıç.