Çünkü savaşı mobilize eden iki temel aktör var, ikisi de savaşa devam etmenin kendi çıkarları için vazgeçilmez olduğunu düşünüyor. Erdoğan’a göre savaş, başkanlık olasılığını gerçekleştirebilmesi için oksijenden farksız. Kendi iç karmaşasında debelenen, AKP bu haldeyken varoluşsal kriz yaşayan MHP ile Erdoğan ittifakı, savaşın sürmesiyle mümkün. Ayrıca, AKP içindeki muhalefeti kan gölgesiyle bastırmaktan daha efektif bir yol da görünmüyor. Savaşın diğer aktörü ise Türk Silahlı Kuvvetleri. Yıllarca hırpalandıktan sonra ‘AKP’nin Türkiye’yi sürüklediği bataklıktan çıkış’ın ancak yeniden aktörleşerek mümkün olduğuna inanan TSK, ancak be ancak savaşı sürdürerek bu ihtimale koşabilir. O zaman çıkış mümkünatını konuşmanın bir anlamı var mı? Savaş ve dikta gidişatı etle tırnak misali iç içe geçtiği için, kuşkusuz var. 

"Çıkış" derken tam olarak neyi kast ettiğimizi açıklayalım: Başta Kürt halkı olmak üzere savaştan etkilenen tüm Türkiye halkları için bir çıkıştan bahsediyoruz, yani savaş isteyenler için değil. "Çıkış" derken aleni bir şekilde kurucu diktatörlüğe yönelen, kendi kitlesi de dahil olmak üzere her T.C. vatandaşı için nefes almayı zorlaştıran, toplum olmanın gerektirdiği tüm değerleri çürüten bir gidişatın değişme ihtimalinden bahsediyoruz. Ortada bir savaş varsa, barış isteyenler için çıkış, askeri alandaki gelişmelere bağlı olarak, ancak ciddi siyasi bir çaba ile mümkün olabilir. Binlerce üyesi cezaevinde olan HDP’nin ve her gün çocuklarını savaşta yitiren Kürt halkının yalnız başına savaştan çıkış yaratması -savaş bloğunun tüm iletişim imkanlarını abluka altına aldığı bir süreçte- barışçıl bir şekilde yapabilme imkanlarını devlet minimize etmiş durumda. 

Her ne kadar birçok yorumcu MHP’nin kilit rol oynayacağı bir süreç içinde olduğumuzu söylese de, Erdoğan’ın planlarını bozabilecek kilit aktörün CHP olduğu su götürmez bir gerçek. Kürt halkının CHP’den herhangi bir beklentisi olmadığı da herkesin malumu. Ama CHP kendi kendisini de tasfiye ettireceği bir ateşin odunu olmak istemiyorsa değişmek zorunda. Yüksel Taşkın’ın "CHP’nin Sürdürülemez Dengeciliği" başlıklı önemli yazısının son cümlesinde CHP’ye yaptığı uyarıyı hatırlayalım: "Var olma mücadelesi veren bir toplumda eski kurumsal yapı ve eski alışkanlıklarla hareket ederseniz, sizi de tarih dışına iterler…" CHP, atacağı adımlarla Erdoğan’a hız kaybettirebilir, tökezletebilir ve doğru siyasi dili üretebilirse bu süreçten kazançlı bile çıkabilir. Ama CHP’nin gidişatı tümden değiştirme gibi bir kudreti yok. Ayrıca, siyasal alandaki bu olasılıkları savaştan ve Suriye’den bağımsız konuştuğumuzda varabileceğimiz bir durak da yok.

Savaş dinamiğinin yakın zamanda yeni bir aşamaya girdiği açık. Aralık 2015’te TSK’nın çatışmalara müdahil olduğu süreçten bu yana, PKK’nin uyguladığı taktiğin doğası gereği savaşın inisiyatifi devletteydi. Kentte alan savunması taktiği, yerini kent-kır ve Kürdistan-Türkiye hattında süren kombine bir taktiğe bırakmış durumda. Nisan-Mayıs itibariyle savaşın inisiyatifinin devletin elinden kaydığını ve denge safhasına ulaşıldığını söylemek mümkün. Karşılıklı kayıp oranları hiç azımsanamayacak durumda olsa da PKK’nin eylem yapma kapasitesinde herhangi bir ivme yitimi yok. Devletin HDP’lilerin dokunulmazlıklarını kaldırması durumunda, hala çoğunluğu çatışmasızlığa dair naif umutlar besleyen görece suskun Kürtler yaşadıkları zihinsel kopuşu cari yollara sevk etmeye devam edecek. Nitekim Kürt Özgürlük Hareketi için temel parametrelerden birisi, çatışan güçlerini yeniden üretebilme yetisidir. Her işte kullandığı dublörü Davutoğlu’nu tasfiye ederek kendisini atılan her adımın yüzü haline getiren Erdoğan, bundan sonra muhalefetin kat edebileceği her mesafede eskisine göre çok daha fazla yara alacak. Ama önemli olan, Kürt meselesi bağlamında Erdoğan’ın kolay ve Türk halkında karşılığı olacak bir "zafer" elde etmemesi. 

Rojava ve Suriye’deki yeni ve önemli gelişmeler söz konusu. Erdoğan’ın, Obama ile Nisan başında yaptığı görüşmede temel derdi YPG idi. Türkiye’nin desteklediği İslamcı grupların IŞİD’e karşı Kobanê-Efrin arasındaki bölgeyi ele geçirmek için yapması planlanan hamleye ABD’nin tam destek vermesini, bölgenin YPG’nin değil bu grupların kontrolüne geçmesi için yardım talep etti. ABD, hamleye aleni şekilde destek verdi. Lakin Türkiye destekli gruplar ele geçirdikleri yerleri birkaç gün içerisinde kaybetmenin yanı sıra canhıraş bir şekilde kendilerini Türkiye sınırına attılar. Operasyon tam bir fiyasko ile sonuçlandı. Bu yılın sonundaki seçimlerle başkanlık süresi dolacak olan Obama’nın, Suriye politikasının temel gündem maddesi "bölgesel dengeleri gözeterek IŞİD’e karşı mücadele" olan ABD’nin askeri bürokrasisinin Erdoğan’a karşı Rojava bağlamında sabrı tükenmiş durumda. Bu noktadan sonra ya Kobanê-Efrin hattında ya da Rakka’ya doğru bir operasyon başlatılması için daha fazla gecikme olması küçük bir olasılık. Bunun gerçekleşmesi durumunda, Erdoğan’ın Suriye denkleminden, Başkanlık girişimi sürecinde ihtiyaç duyduğu "kolay" ve Türk halkında karşılığı olacak bir "zafer" çıkarma ihtimali de düşecek.  


Nihayetinde, Erdoğan’ın Başkanlık planlarına nasıl ulaşabileceğine ilişkin bir dizi senaryo söz konusu. Meclisteki sandalye sayıları, referandum için gerekli oy sayısı, erken seçim için kafi gelecek oy sayısı gibi teknik alanda boğulan niceliksel alanlara girmeye gerek yok. T.C. vatandaşlarının büyük bölümü Erdoğan’ın kendi ikbali için istediği şeyin getireceği felaketlerin farkında. Ortada siyaseten örgütlenebilecek bir toplumsallık var. Sayılarla kafa karıştırmaya gerek yok. AKP’nin, karşısında duran ciddi bir irade görmesi durumunda inişi çarpan etkisiyle devam edecek. O yüzden AKP içindeki karmaşaya bel bağlamak yerine, bu tarihsel dönüm noktasında "Barış olsun, kardeşlik gelsin" diyenler ayrı dursalar da mesafeyi koruyarak birlikte hareket etmenin yollarını bulmalı. Aksi halde, Türkiye halkları için bu kapandan çıkış yok.