Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’yi kanlı bir belaya sürdü. Kürtlerle ittifak yaparak, barışı kalıcı kılabilirdi. Ne Ortadoğu’daki belaya bulaşır ne de ordusunu Suriye’ye sokup can ve mal kaybına neden olurdu. Kürtler büyük bir sabırla görüşmeleri sürdürmüş ve Dolmabahçe protokolünü hükümetle halka ilan etmişlerdi. Ancak Erdoğan masayı devirip Türkiye’yi kanlı bir girdaba soktu. 

Temmuz 2015’ten beri binlerce insan yaşamını yitirdi. Büyük ekonomik kayıplar ortaya çıktı. Şehirler yakılıp yıkıldı, yüzbinlerce insan evsiz ve işsiz bırakıldı. Türkiye darbeler iklimine sokuldu. 15 Temmuz darbe girişimine karşı demokratik bir cephe kuracağına Erdoğan karşı bir darbeyle faşist bir diktatörlük kurmak için OHAL ilan etti. Muhalefeti susturmayı, basını elinde toplamayı, farklı konuşan ve düşüneni ortadan kaldırmayı sürdürdü.

2002’den beri Türkiye’yi Erdoğan ve partisi AKP yönetiyor. Fethullah’la ittifak yapıp devleti peşkeş çekti. Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluklarına imza attılar. Devleti bu kadar aleni soyan ve yandaşlarını zengin eden başka bir iktidar olmadı. Devleti tepeden tırnağa kadar parsellediler. Görülmemiş bir partizanlık ve kadrolaşmaya gittiler. Ne kadar karanlık ve kirli yöntemler varsa iktidar için mubah gördüler.

Polis teşkilatı bir güvenlik kurumu olmaktan çıkmış, bir militanlar ordusuna çevrilmiştir. Her gün Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin evleri basılmakta, işkence ve tecavüzler sıradan vakalar haline gelmiş durumda. Elinde yetki ve silah sürekli halka saldırı halindeler. İstanbul gibi bir yerde HDP il binası basılmakta polisler duvarlara “geldik yoktunuz” yazıları yazmaktadırlar. Sözde ortada adli bir soruşturma ve işlem var! Bir parti ve çalışanlarını düşman kategorisinde ele almaktadırlar. Cizre, Gever, Nusaybin gibi yerlerde yapılanlar ve yazılanlar artık savaş suçu kapsamını çoktan aşmış.

Türk savaş uçakları durmadan Kuzey ve Güney Kürdistan topraklarını bombalamaktadırlar. Dağ taş tonluk kazan bombaları ve roketlerle, füzeler ve tanklarla dövülmektedir. Doğan tahrip olmakta, köylülerin ekinleri, bağ ve bahçeleri tahrip olmaktadır. Bunlar hükümetin doğal hakları, herkesin kabul etmesi gereken fiiller olarak kanıksanmaya başlanmıştır.

Buna karşı Kürtler kendilerini savunduklarında ve eyleme geçtiklerinde kıyameti koparmaktadırlar. İstanbul’da çevik kuvvete bombalı saldırı olduğunda “kalleş saldırı” diye feryat etmekteler. Hayret ki, ne hayret! Kürtler kime ihanet etmişler? Verdikleri sözlerini mi yerine getirmediler? Sen övünerek binlerce Kürt’ü öldürdüğünü açıkla, şu kadar hava saldırısı yaptık diye açıklamalar yap. Kürtlerin uçağı yok. Onların üzerine uçaklardan bombaları boca et bu kalleşlik olmuyor ama karşı darbe gelince kalleşlik oluyor!

AKP, Kürtlerle barışıp ittifak yapsaydı, şimdi bu olaylar olur muydu? Ortadoğu batağına bu kadar batar miydi? Rusya’nın ayağına bu kadar gider miydi? DAİŞ, El Nusra gibi çetelere topraklarını bu kadar kullandırır miydi? Bunların hiç biri olmazdı. Rojava Kürtlerinden Türkiye’ye en ufak bir zarar gelmiş değil. PKK ateşkesi yıllarca sürdürdü ve sorun çözüm aşamasına geldi. Ancak Erdoğan iktidarcı ve milliyetçi hastalıklı zihniyetiyle barış masasını devirdi.

Türkiye’de bombalar patlıyor, yüzlerce sivil yaşamını yitirdi. Şimdi de Rus elçisi Ankara’da öldürülüyor. Öldüren de çevik kuvvette görev yapan bir polis. Bu polisleri eğiten kimlerdir? Yabancı güçler değildir. Mezhepçi ve ırkçı ideolojik kalıplarla halklara, dinlere düşmanlıkla kafaları dolduruluyor. Polisler intikam yemini ediyorlar. Çekim yapıp bunu internette yayınlıyorlar. AKP’nin televizyonları bunu iftiharla yayınlıyorlar. Toplumda kin ve nefreti körüklüyorlar. Açıkça iç savaş ve soykırım hazırlıkları yapılıyor. Polis yasalara göre görev yapması gereken memurlar ama intikam yeminleri ve tekbirli gösterilerle sırtları sıvazlanıyor.

Şimdi AKP, Ankara’da suçüstü yakalandı. Polis memuru Mevlüt Mert Altıntaş gidip salona giriyor ve kameralar önünde Rus elçisini katlediyor. Bunun hesabını öncelikle hükümetin vermesi gerekir. Hükümetin ve en başta da İçişleri Bakanının istifa etmesi gerekir. Ancak bu ülkeyi onlar yönetmiyor, kendileri hiç bir kirli, kanlı ittifakın parçası değillermiş gibi davranıyorlar. Çok yüzsüz ve pişkinler. Ne yapıyorsa PKK, Fethullah ve yabancılar yapıyor. AKP ve hükümet pirüpak. Hiç bir sorumluluk üstlenmiyorlar. 

Yalan ve yozlaşma, mali götürme bu hükümetin ve partinin en iyi yaptığı iş olmuş. Toplumu hafızasız ve alıklaşmış hale getirdiler. Irkçılık ve mezhepçilikle zehirlemişler. Buna çok güveniyorlar. Yalan ve zorbalık üzerine abat olacaklarını sanıyorlar. 

Ankara’da bir polis memuru nereden bilecek ki, Rus büyükelçisi hangi saatte nereye gidecek. Kaldı ki, başka yerde görev yapıyormuş. İzin alarak gelmiş. Güçlü istihbarat akışı var. Bu istihbaratı kimler sağlıyor? El Nusra nutukları sahnede çekiliyor. Halep’in hesabı soruluyor. Halep’in hesabını yapan ve sürekli gündemde tutan Erdoğan ve AKP Hükümetinden başkası değildi. Zihinsel ve siyasal yapıları ayni.

Suriye’de Erdoğan’ın geldiği yer sadece Kürt düşmanlığı oldu. Rusya ve İran karşısında gerileye gerileye Esad karşıtlığından vazgeçti. Halep’teki çetelerini de kurtaramadı. Tek hedeflerinin Kürtler olduğu ortada. Bu kanlı oyunlar ve kirli politikalarla Erdoğan ve AKP ömrünü daha fazla uzatamaz.