KDP, AKP ile kurduğu stratejik ortaklığa uygun şekilde her tarafta Kürt kazanımlarına karşı faaliyetlerini geliştirmeye devam ediyor. Artık bunun adını net koymak gerekir. KDP kesinlikle Ortadoğu kaosunda gelişen Kürt özgürlük mücadelesine karşı aktif bir mücadele içerisindedir. AKP ile kurduğu bu stratejik ortaklığı sadece kuzey ile sınırlı değildir. 2011’de başlayan devrim mücadelesiyle Rojava’da da böyledir, tüm siyasi ve toplumsal güçleri yok sayarak güney Kürdistan’da zorla ele geçirdiği bölge yönetiminde de böyledir.  

KDP-AKP stratejik ittifakını ortaya koyan o kadar çok kanıt var ki. Keza bu tür kesimler arasında stratejik ittifakı anlamak için mutlaka bunun resmi ilanı gerekmez. Geliştirdikleri ortak siyasi projeler, söylemler ve pratik politikalara bakmak bu gerçeği görmek için yeterlidir. 

Hatırlayalım 2012’de Türk devletinin Urfa’da ön ayak olduğu toplantılarla, Rojava’da PYD öncülüğünde gelişen devrime karşıt oluşumlarda yer alanlar Türkiye-Hewler arasında mekik dokumuşlardı. Türkiye’nin sonrasında 200 milyon dolar yardım sunduğu bu gruplar Serêkaniyê’ye saldırmış ve bu alanda şiddetli çatışmalar yaşanmıştı. 

2013-2014 yılında DAİŞ saldırılarının arttığı bir dönemde Türkiye ve KDP eş zamanlı olarak Rojava sınırına hendek kazımış ve bölgeye her türlü yardımın geçişine engel olmuşlardır. 

KDP o dönemler Rojava üzerindeki amaçlarına uygun olarak çok fazla renk vermezse de, giderek planlarının sonuçsuz kalmasından kaynaklı dilinde ve uygulamalarında daha bir açıklık görülmeye başlanmıştı. 

Örneğin geçen ay Şeddadê bölgesi üzerinde Türk devleti, KDP ve SUK çetelerinin kirli planlarının olduğu ortaya çıkmış ve kontra bir örgütün kuruluşu için Hatay’daki toplantıların devamı olarak Dêrik’te gizli bir toplantının gerçekleştirildiği öğrenilmişti. 

Bu oluşum ilk kurulduğu günden beri birçok kişi ve kesim tarafından, Rojava’da PYD karşıtlığı üzerinden hem askeri hem de siyasi oluşumlara gitme çabalarının sonucu olarak MİT-KDP-SUK işbirliği çerçevesindeki oluşum olarak nitelendirildi.  

Nitekim Halep’in Şex Maqsud mahallesinde Kürtlere karşı savaşan Suriye Ulusal Konseyi(SUK) çete örgütünün Başkanı Enes El-Ebde 31 Mayıs’ta Hewler’i ziyaret ederek Mesud Barzani ile görüşmüş ve ‘Rojava Peşmergelerini kendi güçleri ile birlikte Ezaz’a geçirebileceklerini belirtmişti. 

Bu görüşmeden hemen sonra 3 Haziran’da ‘PYD ve PKK karşıtı’ olduğunu belirten Ketaib Suwar el Kurd kuruluşunu ilan etmişti. 

Bu kontra oluşumdan bir hafta sonra 11 Haziran’da Türk İstihbaratının (MİT) AKP’nin talimatıyla organize ettiği toplantıda MİT, KDP, SUK ve ENKS Urfa’da bir toplantı gerçekleştirmişti. Kendilerini ‘Bağımsız Suriye Kürtleri Derneği’ olarak adlandıran grup da ilanında PYD karşıtı olarak kendisini tanımlamıştı.

Toplantıya dair yazılı bir açıklama yapan TEV-DEM Yürütme Kurulu, ‘’KDP-ENKS ve AKP/MİT Rojava’ya düşmanlık üzerinden toplantı yaptılar. Toplantıya katılanlar Türk devletinin ajanlarıdır, ‘provokatif ve rezilce’ bir girişimdir’’ değerlendirmesinde bulunmuştu.

KDP sadece Rojava’da değil, kuzeyde de gelişen Kürt özgürlük mücadelesine karşı oluşturduğu paravan partilerle aynı faaliyet yürüttü, yürütüyor. En basit örnekle 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde güney Kürdistan’daki birçok parti açıktan HDP’ye desteklerini açıklarken KDP, kuzey Kürdistan’dan Hewler’e çağırdığı aşiret reislerine para karşılığında AKP’ye blok oyla destek vermeleri için baskı kurmuştu. Bunlar fotoğraflarla basına yansımıştı. 

KDP, 1 Kasım seçimlerinden sonra kuzey Kürdistan’da gelişen Türk devletinin insanlık dışı vahşetine, yaşanan Cizre, Sur katliamlarına karşı tek bir laf etmemiş, hatta zaman zaman yaptığı açıklamalarla Kürt özgürlük mücadelesini hedef almıştı. 

Güney Kürdistan’daki uygulamalarıyla da Kürtler arası bir oluşumun önüne geçmek ve tüm siyasi partileri kendi denetimine geçirerek buyruklarına boyun eğmek zorunda bırakmak için de darbe yaptı. Başkanlığı, parlamentoyu tümden ele geçirdi. Güney Kürdistan’da toplum derin bir ekonomik kriz içinde kıt kanat geçinirken, on binlerce kişi sırf bu ekonomik krizden dolayı yurt dışına kaçarken AKP’yle milyon dolarları bulan anlaşmalar yaptı, kendi elitlerinin vurgun ve yolsuzluklarına dil uzatan herkesi saf dışı etti. 

Özellikle Goran Hareketini tümden siyaset dışı bırakarak bitirmek istedi. Hükümet dışına itmekle kalmadı. 16 Haziran’da Goran lideri Newşirwan Mustafa hakkında tutuklama kararı çıkardı. 

Daha da sayabileceğimiz onlarca örnekle KDP, AKP’nin bölgesel çapta geliştirdiği Kürt düşmanlığı politikasına tümden ortaklık yapmaya devam etmektedir. Tüm bu suçlarını örtbas etmek için de sık sık gündemi sulandıran, kafa karışıklığı yapan söylemlerle gerçekliğini gizlemeye, gözden kaçırmaya çalışıyor. 

Dikkat edilirse son birkaç aydır bu cenahtan sürekli olarak ulusal bağımsızlık ilanı açıklamaları geliyor. Oysa KDP’nin bu yönlü tek bir projesi yoktur. Ötesinde KDP’nin ulusal bir düşüncesi, ideolojisi, siyaseti ve zihniyeti de yoktur. Kürdistan dedikleri kendi denetimlerindeki Hewler’den ibarettir. Rojava’yı, kuzeyi, Rojhilat’ı hatta tüm Güney’i bile Kürdistan saymamaktadır. Buralara yaklaşımı tümüyle çıkarları gereğidir. 

O açıdan KDP oldukça tehlikeli sularda yüzmektedir. Eğer bu tehlikeli girdapları terk etmez ise sonu kesinlikle hayırlı olmayacaktır. Zira Kürtler artık geri dönülmeyecek bir özgürlük yoluna girmişlerdir. Kaybedecek olanlar kesinlikle bu özgürlük yolunda engel olmaya çalışanlar olacaktır.