AKP Kongresi yapıldı. Aslında Cumhurbaşkanı seçilmiş olan Erdoğan Başbakanlığını ve Parti Başkanlığını bu kongreye kadar kendi “uhdesinde” toplayarak Ahmet Davutoğlu’nu partinin başına geçirdi, hemen bir gün sonra da onu Hükümet’in başına geçirecek. Yani sürpriz yok.
Kongrenin ilk sonucu, muhtemel muhalefetin bastırılması oldu. Gerek Erdoğan, gerekse Davutoğlu, fitneden, fesattan söz etti ve bu yollara başvuranların akıbeti hakkında “korkutucu” resimler çizdi. Belli ki Erdoğan Köşk’te yavaş yavaş “etkisizleştikçe”, AKP içinde çelişkilerin derinleşeceği korkusu daha ilk adımda böyle bir önleme başvurmayı getirdi.
Kongre Abdullah Gül’ün, şimdilik tasfiyesiyle ilk sonucunu verdi.
Gül’ün Dışişleri Bakanlığı döneminde “AB yanlısı” politika başarısızlığa uğramıştı. O başarısızlıktan sonra Gül Cumhurbaşkanı oldu. Şimdi Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı dönemi hüsranla sonuçlandı ve o da bir üst basamağa terfi etti.
Bu durum Türkiye’de hükümetlerin başarısızlığına rağmen ciddi bir alternatifin ortaya çıkmamasının en dramatik sonucudur. Erdoğan bunu biliyor. Bildiği için, Kongre’de en saldırgan lafları, “alternatifin filizi” olan HDP’ye karşı savurdu.
Kongrenin en “olumlu” sonucu ise Erdoğan’ın hükümetten ve AKP’nin başından “ayrılması” olmuştur. Kafasındaki “yarı başkanlık”, “başkanlık” planları ne olursa olsun, Türkiye siyasi hayatı, Erdoğan’ın insanları birbirine “düşman” haline getiren “kışkırntıcı”, “aşağılayıcı” üslubundan -başlangıçta devam etse bile- adım adım kurtulacak... Bu üslup, Türkiye’nin bütün sorunlarının kilidi olan Kürt sorununda çözümün önündeki en büyük psikolojik engeli oluşturdu.
Şimdi yeni bir hükümet ve yeni bir Başbakan var. Türkiye yeni bir “üslup” sayfası açabilir. Çözüm sürecinin önündeki psikolojik engeli kaldırabilir. Erdoğan’la çözüm süreci hedeflerine ulaşamamıştır. Türkiye bölgede ve ekonomi alanında, çözüm yolundaki Erdoğan engelini aşamamıştır. Şimdi bu engel, aşılabilir. Eğer Davutoğlu, kendisinin de paylaştığı bu dönemin yanlışlarını görür, buradan dersler çıkarabilirse, çözüm süreci, PKK Önderi Öcalan’ın çizdiği yolda ilerletilebilirse, Türkiye şu anda yüzyüze olduğu çok büyük tehlikelerden kurtulabilir.
Davutoğlu’nun Türkiye’nin önüne koyduğu stratejik yol, tıkandı. Şimdi bütün parasını tek bir “kağıda” yatıran kumarbaz gibi, Türk iktidarı, IŞİD kağıdına koyduğu tüm sermayesini yitirmek üzeredir. IŞİD’a destek veren Türkiye, şu anda tüm bölgede Katar dışında tam bir yalnızlığa yuvarlanmıştır. Gelişmeleri eli kolu bağlı izlemektedir. Ve giderek sınırları tarihin gördüğü en acımasız gözü kara teröristlerin kurmak istediği İslam Devleti tarafından tehdit altına alınmıştır.
900 kilometrelik bu sınıra IŞİD yerleştiği zaman, nasıl şimdi Türkiye’nin toprağı sayılan Musul konsolosluğu ve onun personeli bu terör örgütünün elinde rehin haline geldiyse, o durumda tüm Türkiye bu örgütün rehini duruma gelecek. Çıkış yolu, 900 kilometrelik sınırın asıl sakinleriyle, yani Kürdistan’ın Güney ve Batı parçalarıyla anlaşmak ve Kuzey’de, verilen sözlerin gereklerini Eylül ayı içinde tez elden yerine getirmektedir. Davutoğlu Dışişlerinde yaptığı büyük yanlışları, şimdi Başbakanlık koltuğuna oturduktan sonra tamir edebilir.
Çözüm öyle bir anahtardır ki, bu olmadan ne Kürdistan özgürlük hareketi ve onun müttefikleri konfederal Ortadoğu Ortak Evi amaçlarına ulaşabilirler, ne de Davutoğlu’nun temsil ettiği “kapitalist modernite” başarı umut edebilir. Bu birbirine zıt iki güç ve iki birbirine zıt hedef, ancak Türkiye “varsa”, o Türkiye bir kaosa kurban gitmeyecekse, birbirleriyle barışçı yoldan mücadele ederek amaçlarına ulaşma umudunu taşıyabilirler.
Erdoğansız bir Hükümet, belki böyle bir rasyonal hesabı yapabilir....
Ama Davutoğlu’nun Kongre konuşmasının aşırı “hamasi” havası insanı zoraki de olsa “iyimser” olmaktan alıkoyuyor...