
Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin silahsızlanmasının mümkün olmadığını vurgulayan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Türkiye’de silahlı mücadeleye son verilmesinin de mümkün olabileceğini söyledi. Bayık, bunun için de İç Güvenlik Paketi’nin tümüyle iptal edilmesi, Kürdistan’daki askeri yatırım ve faaliyetlerin durdurulması, Rojava’nın tanınması, Öcalan ile direk irtibat sağlanması, 10 maddelik çerçevede müzakerelerin resmen başlaması ve bağımsız bir komitenin kurulması gerektiğini açıkladı.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Türkiye’de yayınlanan Cumhuriyet gazetesinden Ahmet Şık ve Taraf gazetesinden Amberin Zaman’ın sorularını yanıtladı. Ahmet Şık’ın yaptığı söyleşinin ikinci bölümü dün yayınlandı.
Türkiye’de iktidar olmanın yolunun Kürtleri ezmekten geçtiğini; kim Kürtleri ezeceğini söylerse ve onun sözünü verip mücadelesini yürütürse iktidara geldiğini; gereğini yapmazsa da iktidar olamadığını ya da iktidardan indiğini belirten KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, “Mesela bu tezin en somut örneği Tansu Çiller iktidarıdır. Çiller, ‘Ya bitecek ya bitecek’ dedi ve bunun için her şeyi yaptı. Anayasayı ve yasaları ayaklar altına attı. Cinayetler gerçekleştirdi. Ama bitiremedi. Kendisi bitti. AKP de benzer bir sözle iktidara geldi. Sorunu en iyi kendisinin çözeceğini, Kürtleri en iyi kendisinin tasfiye edeceğini söyleyerek iktidara geldi. Bunun için de Çiller gibi benzer çabalar yürüttü” dedi.
AKP ve Erdoğan’ın, Çiller’den daha tehlikeli olduğunu kaydeden Bayık, Çiller açıkça askeri yöntemlerle, cinayetlerle bunu yaparken AKP’nin daha sinsi yöntemlerle ve tehlikeli biçimde yaptığını söyledi. Binlerce insanı tutuklayarak diri diri gömmeyi çok önemli bir demokratikleşme adımı olarak topluma sunduğunu hatırlatan Bayık, “Kürt sorunu yok, PKK ve terörist sorunu var” denildiği ifade etti. Bayık, şunların altını çizdi: “Bizi bitirmeye çalıştılar ama tam tersine, PKK bitmek bir yana Ortadoğu’nun en önemli aktörü haline geldi. Bu koşullar ve yürütülen mücadeleler AKP’yi köşeye sıkıştırdı. Bu yüzden masaya oturmak zorunda kaldı. Buna mecburdu.”
Ortak açıklamanın anlamı
Siyaseti bilen herkes ortak açıklama yapılmasının Öcalan’ın belirlediği 10 maddenin hükümet nezdinde kabul edildiği anlamına geldiğini bildiğini dile getiren Bayık, “Öyleyse hükümetin şimdi bu maddelerde belirtilenler yönünde adımlar atması gerekiyor. Biz de bunu bekleyeceğiz. Eğer söz konusu adımlar atılır, önerdiğimiz mekanizmalar geliştirilirse yeni adımlar atarız” diye konuştu.
Anayasayı yapacak Meclis
Yeni anayasa olmadan adım atılmaz diye bir ön şartlarının olmadığını belirten KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bayık, şöyle devam etti: “Yeni bir anayasa şu anda hemen yapılamaz. Çünkü zaten seçim ortamına girildi. Önümüzdeki seçimler yeni bir anayasanın oluşturulması için temel teşkil ediyor. Türkiye tarihinde belki ilk kez parlamento seçimi bu kadar önem kazandı. Çünkü bu seçimlerde ortaya çıkacak tablo yeni anayasanın hangi temelde oluşturulacağını da ortaya çıkaracak. Türkiye’nin bir dikta rejimi mi olacağı, faşist bir döneme mi gireceği yoksa yüzünü demokrasiye mi çevireceğini bu seçimler belirleyecektir.”
Seçimler sonunda Türkiye’yi AKP diktasına teslim etmemenin yolunun bir bütün olarak sistemden rahatsız olan güçlerin HDP çatısı altında bir araya gelmeleri olduğunu kaydeden Cemil Bayık, “Böyle bir Meclis tablosu AKP hegemonyasının önünü keser. Bu konuda çok netiz. İç Güvenlik Paketi yasalaşırsa sonuna kadar mücadele edeceğiz. O yasalar kesinlikle demokrasiye karşıdır. Ve sonuna kadar karışında duracağız” diye konuştu.
Kongreden önce 6 basamak
Gazeteci Amberin Zaman’ın sorusu üzerine KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bayık, Ortadoğu’daki kaos koşullarında silahsızlanmanın mümkün olmadığını, ancak Türkiye’de silahlı mücadeleden vazgeçilmesini öngörecek bir kongre öncesi için ise bir dizi koşulların yerine getirilmesi gerektiğini söyledi. Zaman’ın aktardığına göre Cemil Bayık, bu koşulları şöyle sıraladı:
* İç Güvenlik Paketi’nin geçirilen ilk maddeleri dâhil tümüyle geri çekilmesi ve iptal edilmesi.
* Yeni kalekol, askeri yol ve bölgede barajlarının yapımının durdurulması.
* Ankara’nın Rojava’daki Kürtlere karşı tavrının değişmesi. Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en son “Kuzey Suriye’yi kabul etmeyiz” tarzı açıklamalara son vermesi. Rojava’yla barışçıl siyasi ve ekonomik ilişkiler geliştirmesi.
* Abdullah Öcalan ile Kandil arasında direk irtibat sağlanması. Bire bir konuşma imkanının yaratılması.
* Önemli bulduğumuz 10 maddelik çerçeve anlaşmasının içini dolduracak biçimde müzakerelerin resmen başlaması.
* Müzakereleri izleyecek bağımsız bir komitenin kurulması. Bayık, “Bütün bunlar sağlanırsa zaten beyan ettiğimiz niyeti (Türkiye’ye yönelik silahlı mücadeleyi kastediyor) karara dönüştürebiliriz” dedi.
Şartlar HDP’nin lehine
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bayık, Şık’ın “HDP’nin yüzde 10 barajına takılması ihtimalinin AKP’nin kurmak istediği hegemonyanın yerleşik hale gelmesi riskini barındırmıyor mu?” sorusunu da yanıtladı.
Bayık’a göre şartlar HDP’nin lehinedir. Mesela Kobanê’deki direnişin zafere ulaşması ve DAİŞ’in orada darbe yemesi Türkiye toplumunun siyasetini etkiledi. Bu nedenle yıllardır CHP’ye destek veren Alevilerden HDP’ye doğru bir akış var. Türkiye metropollerinde yaşayan Kürtler Türkiye’yi demokratikleştirerek Kürt sorununu çözeceğini düşündükleri AKP’ye oy veriyorlardı. Ama Kobanê’deki DAİŞ saldırıları sırasında AKP’nin tutumu gerçek yüzünü ortaya çıkardı. AKP’ye oy veren Kürtler kendilerini ve iktidarı sorgulamaya başladı. Demokrasi talep eden Türkiye toplumuyla AKP arasındaki çelişkiler giderek derinleşiyor. Kendi içindeki iktidar hesapları ve oyunları da AKP’yi zayıflatıyor. Bunların yanı sıra Yunanistan’da Syriza’nın başarısı, İspanya’da Podemos’un yarattığı rüzgâr, tıpkı 1968 Baharı’nda olduğu gibi kuşkusuz ki Türkiye’yi de etkileyecektir. Ayrıca AKP’yi iktidara taşıyan ABD ve Avrupa’daki güçler Ortadoğu’ya bir model olmasını istiyorlardı. Ancak Türkiye’nin giderek anti demokratik bir yönetime bürünmesi, Suriye’de DAİŞ ve benzeri radikal örgütlere sunduğu destek nedeniyle ABD ve Avrupa ile Türkiye’nin çıkarlarını karşı karşıya getirmiş durumda ve AKP’den desteğini çekiyor. Bunların hepsini bir arada düşünürseniz HDP’nin barajı geçmemesi için bir neden yok.
Risk almak gerekiyor
Taraf’tan Amberin Zaman’ın da “HDP’nin Meclis dışı kalması risk değil mi, parti olarak girmenin zamanı mıydı” şeklindeki soru üzerine de Bayık şunları ifade etti: “30 milletvekiliyle yetinmek zorunda mıyız? HDP çok daha geniş bir kitleyi temsil ediyor. Bu saatten sonra bağımsız adaylarla girmek gayri meşru baraja meşruiyet atfetmek olur. Hem siyasette risk almadan hiçbir şey elde edemezsiniz.”
PKK dengeleri değiştirdi
KCK Yürütme Konseyi Cemil Bayık ve Dış İlişkiler Sorumlusu Rıza Altun ile görüşmesini Taraf’taki köşesine taşıyan Gazeteci Amberin Zaman, aktarımlarıyla birlikte gözlem ve yorumlarını da paylaştı. Zaman’a göre neredeyse 40 yıldır faaliyet gösteren PKK yeniden bir yol kavşağında. Konjonktüre göre sürekli pozisyon değiştiren ancak tabanıyla ilişkilerini her zaman sıkı tutmayı başaran PKK belli ki hedeflerini büyütmüş. Sadece Türkiye’de değil, Suriye, Irak, İran, yani Kürtlerin yoğunluklu olarak bulunduğu tüm ülkelerde söz sahibi olmak iddiasında bir örgütten bahsediyoruz. IŞİD’e karşı yürüttüğü başarılı mücadele bölgesel dengeleri değiştirdi. Suriye ve Irak’ta IŞİD’e karşı ABD ile PKK/ YPG fiili müttefik durumundalar. ABD’nin Irak Kürdistanı’nın başkenti Erbil’de kurduğu askeri komutanlık merkezinde ortak Kobane operasyonları başladığından beri bir YPG temsilcisi bulunuyor.
ABD’nin Türkiye’ye rağmen sürdürdüğü bu işbirliği Ankara’yı hesaplarını yeniden yapmaya zorladı.
İran Kürtlerden rahatsız
KCK Dış İlişkiler Sorumlusu Rıza Altun ise Amberin Zaman’a İran ile yaşanan gerginliğin sebeplerini özetledi: “İran, Kürtlerin Rojava’daki kazanımlarından son derece rahatsız. Sıranın İranlı Kürtlere geleceğinin farkındalar. Kobanê, İran Kürtlerini daha da hareketlendirdi. İran’dan Kobanê’ye büyük bir akış oldu. İranlı Kürt gençleri seferber oldular. İran adım adım Suriye’deki yönetimi ‘Şiileştiriyor’. Irak’taki gücü zaten belli.
Eğer Musul operasyonu Tikrit’e olduğu gibi İranlı güçlerin öncülüğünde yapılırsa, bu oradaki Sünni halkta çok büyük tepki doğurur. Musul’un Sünnilerden alınması anlamına gelir. Musul Sünnilik açısından çok önemli sembolik değer taşıyor. IŞİD gider bu kez yeni bir örgütlenme doğar. Bu kaçınılmaz. Amerika’nın da bunları çok iyi görmesi gerekir.
Önümüzde üç kritik soru var:
* İran IŞİD’e karşı mücadelede ön safları tutmaya devam edecek mi?
* Koalisyon güçleri bu mücadeleyi havadan vuruşlardan ileri götürecek mi?
* Bölgesel güçler arasında bir mutabakata varılır mı? Veya bölge tam teşekküllü bir Şii-Sünni savaşına doğru mu savrulur?
Bayık’a göre süreçte kim kimdir?
Gazeteci Ahmet Şık’ın müzakere sürecinde rolleri olan ve kamuoyunun önüne çıkan aktörlerin süreçte nerede durduklarını ve ne ifade ettiklerini kısaca yorumlamısını istediği Bayık’ın yanıtları şöyle:
Recep Tayyip Erdoğan: Diktatör.
Yalçın Akdoğan: Dinci yanı da olan bir milliyetçidir. Sürecin gelişimini sağlamakla görevli kılınmasına rağmen hâlâ milliyetçi yaklaşımlar içinde. Kendisine verilen rolü oynayamaya çalışan bir memurdur. Şimdi süreci yürütmekle sorumlu bir bakan rolü var ve onu oynuyor. Yarın savaş sorumluluğu rolü verilirse de onu yapar. Hangi görev verilirse onu yapar, ne rol biçilirse onu oynar.
Hakan Fidan: Erdoğan’ın güvendiği sır küpüm dediği kişi. Çeşitli hedeflerle siyasete atılmış olsa da Erdoğan tarafından hırpalandı. Fidan’ın engellenmiş olması Erdoğan istemeden AKP’den tek bir adım atılamayacağını kanıtladı. Süreç açısından değerlendirdiğimizde Hakan Fidan, sürecin olumlu yönde gelişmesine çaba gösteren biridir. Bu çorbada tuzu var.
Abdullah Öcalan: Halkların özgürlüğünü, kardeşliğini ve birliğini ifade ediyor.
Selahattin Demirtaş: Toplumu kucaklamak isteyen, ülkedeki özgürlük ve demokrasi sorunlarını çözmeye çalışan, güven veren bir siyasetçi.
Sırrı Süreyya Önder: Sürecin gelişmesine hizmet etmeye çalışan birisi. Aynı zamanda Önder Apo’yu Türkiye toplumunun çeşitli kesimlerine taşımaya ve anlatmaya çalışıyor. Bu anlamda olumlu bir rol oynamaya çalışıyor.
Gülen açıklama yapsın
KCK Yürütme Konseyi Bayık, Gazeteci Ahmet Şık’ın “Cemaat sizinle temas kurdu mu?” şeklinde sorusuna şu net yanıtı verdi: “Birkaç ay önce bizimle temas kurmak istediler. Ama kabul etmedik. Gelmek ve hatta söyleşi yapmak istediler. ‘Gelirsek bu gazeteciliği aşan bir duruma yol açacak’ diye de söylediler. Cemaat, Kürt meselesine ve çözümüne, bize yönelik bakışını, tutum ve söylemini değiştirirse buna ikna olursak o zaman sizinle görüşürüz röportaj da yaparız, dedik. Öncelikle Fethullah Gülen’in açıklama yapmasını istediğimizi söyledik.
Fethullah Gülen uluslararası medyaya çözüm sürecini desteklediğine ilişkin birtakım açıklamalar yapmıştı ama dilinin ucuyla söyledi. Bunu kabul etmiyoruz. Yeterli değil ve net olunmalı.”
Gülen Cemaati’nin Kürt meselesinin çözümünde AKP’den hiçbir fark olmadığını vurgulayan Bayık, şunları ekledi: “Ama çatışmalarındaki temel nokta iktidar mücadelesidir. Aslında ikisi de birbirini kullandı. AKP, Kürdistan’da yapmak istediklerini Cemaat’e yaptırdı. Sonrasında da kendisini kurtarıcı olarak göstermek istedi.”
HABER MERKEZİ