Türkiye garip bir ülke. Herkes Kürt sorununda bir çözüm beklerken yeniden bir terör ve baskı dalgasına rastgeldik. Seçimler olmuş ve askeri vesayet geriletilmiş diye toplumda ciddi bir beklenti oluşmuştu. Beklentilerin aksine ülke bambaşka bir kulvarda yol almaya başladı. Bugün de ancak bir askeri darbe ortamında görülebilecek bir manzarayla karşı karşıyayız.
12 Eylül rejiminde bile bir günde kırk avukatın evleri basılarak karakollara götürülmedi. Bu insanların hepsi bürolarında ve adliyelerde davalarını takip etmekteler. Eğer savcılığa çağrılmaları gerekiyorsa kendilerine tebligat yapılabilirdi. Yasal olarak da ancak savcılar onları sorgulayabilir. Buna rağmen evlerinin ve bürolarının basılması siyasal bir tutumun yansımasından başka birşey değildir. Bu baskınların önceden hazırlandığı ve basının da göreve çağrıldığı açık. Bu baskınların eşliğinde basın hemen harekete geçmiş ve kendilerini servis edilen bilgiler eşliğinde bu insanların ne kadar suçu olduğunu işlemeye başlamışlardır.
İlginçtir, avukatların sorguları yapılmamış ve ifadeleri bile alınmış değil, ama basın onları suçlu göstermek için yalan yanlış bilgileri yaymakta bir sakınca görmedi. Başbakan ise bu baskın ve saldırı furyasına muhalefeti katılmadığı için eleştirmiştir. Hükümet polisi ve yargıyı ne kadar da açık ve kaba biçimde yönlendiriyor!
Sayın A. Öcalan Türkiye’ye verildiği, çılgın bir psikolojik savaşın sürdürüldüğü günlerde bile avukatlarına böyle bir yönelim olmadı. Öyleki on yılı aşkın bir süre içinde ilk defa İmralı’ya gitmek için başvuru yapabilecek avukat bırakılmadı!   Bugün birçok subay internet andıcı davası nedeniyle tutuklanmış ve yargılanıyor. Nedeni, hükümet aleyhinde yalan yanlış haber yaymak ve karşı propaganda örgütlenmektir. Peki, Kürt hareketlerine karşı yapılan andıçlar ne oldu? Yoksa devleti yönetenler Kürtlere karşı kara propagandadan vaz mı geçti? Bu düşünülemiyeceğine göre Kürtlere karşı andıçlar çok olağan görülüyor. Bugün basına bakıldığında andıçların ne kadar yaygın yürütüldüğü görülüyor.
Hükümet, Kürt hareketini ezme ve direnişi kırma temelinde tutumunu sertleştirince basının dili de ona göre değişti. Bir süre öncesine kadar Kürt sorunu ve çözümü tartışılırken bugün PKK ve legal Kürt kurumlarının ne kadar kötü olduğu ve kötü işler yaptığı yeniden keşfedilir oldu. Sayın Öcalan’a dönük dil de değişti. Yine “terör örgütü başı, yine ortalığı karıştıran“ vb insan oldu. Onun yasal haklarını savunmak ve hukuka aykırı olan izolasyona karşı durmak yerine onu, yine hedef tahtasına koymak moda oldu.
Özellikle yandaş ve Fethullahçı basın bütün baskıları normalleştirmek ve kamuoyunun bilincini karartmak için öncü güç olarak rol oynuyor. Ne hukuk, ne adalet ne de insani kaygıları taktıkları yok. Sözümona Kürt hareketlerini ezecek ve dize getirecekler. Kimse önlerinde duramayacak. İyi de zor ve zulümle nasıl demokrasi gelişecek, halkların sorunları nasıl çözükecek? Eğer zorla, polisiye ve askeri harekatlarla Kürt sorunu çözülseydi Atatürk bu sorunu çözmüştü! Şimdi başbakan Erdoğan, Dersim katliamını kabul ediyor. Dersim katliamını kabul eden bir başbakan, devleti tekrar askeri oprerasyon ve yoğun tutuklamalarla nasıl Kürtlerin üzerine yürütür? Burada tarihten ders çıkarma var mı? Kürtleri bir halk olarak görme ve kendileri için söz söyleme veya kimlik sahibi olarak kabuletme var mı? Bütün sorun burada. Başbakanın asıl sorunu, Kürtleri devletin bir uzantısı ve nesne olarak görmesidir.
Erdoğan bir konuşmasında devletçi ve milliyetçi olduğunu, söyledi. Bu yanlarını uzun zamandır yazıyoruz. Bu özellikleri nedeniyledir ki, demokrasiyi içselleştirmemiştir. Kürtleri bir halk ve irade olarak kabul etmemektedir. Bunun devamı olarak Kürtlerin liderlerini ve örgütlerini meşru görmemektedir. Böyle olunca da ona tabi olmayan Kürtleri ve liderlerini hedeflemekte ve orduyu, polisi İnönü ve M. Kemal gibi üzerlerine sürmektedir.
M. Kemal dönemi basını, Kürtlere dönük bütün katliam ve operasyonları desteklemiş ve ‘şanlı ordunun şakileri, asileri nasıl tepelediği’ni övgüyle anlatıyordu. Bugün de değişen birşey yok. Özellikle yandaş ve Fethullahçı basın şehirlerde bile binlerce insan aşağılanarak cezaevlerine yollanırken bunu meşrulaştırmaya ve olağanlaştırmaya çalışmaktadır. 21. Yüzyılda hala Kürtleri şiddet ve devletin demir yumruğu ile yola getirmekten vazgeçmediler.
Devletin ve hükümetin söylemi temelinde değişmedi. Kürtleri hala bölücü ve terörist güçler olarak görüyor ve milyonlarca insanı mağdur etmeyi sürdürüyorlar. Bunu da bir başarı olarak kitlelere takdim ediyorlar. Kürt halkı Dersim katliamı gibi yıkımları yaşadı. Bu kanlı tarihten bugüne güçlü direniş güçleri yaratıp devleti yıllarca uğraştırmayı başardıktan sonra bundan sonra kimse Kürt halkına boyun eğdiremez. Yarın bir başbakan da bugün Kürtlere yapılanlar için özür dileyecektir. Türk ırkçılığı ve egemenlik sistemi Kürtleri yenmeyi ve tarihten silmeyi başaramayacaktır.