
Görüşlerine başvurduğumuz akademisyenler, AKP'nin son dönemlerde katliama ağırlık vermesini, Kobanê zaferine, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi'nin önemli bir aktör olarak dünya gündemine gelmesine ve HDP'nin 7 Haziran seçimlerinde elde ettiği başarıya bağlıyor.
Arizona Üniversitesi İngilizce Bölümü Başkanı Profesor Lee Medovoi (ABD), Sussex Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Dr.Kamran Matin (İngiltere), Bristol Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr.Nazand Begikhani (İngiltere),
Budapeşte Merkez Avrupa Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Eszter Spat (Macaristan) ile Cizre'de Batı dünyasında nasıl okunduğu üzerine görüştük.
Toplu cezalandırmaya gidiyor
Prof. Lee Medovoi: "Durumun Amerika'dan nasıl göründüğünü size anlatayım. Sadece kişisel görüşlerim değil bir çok Amerikalı akademisyen, Kürtlere karşı AKP önderliğinde yürütülen operasyonlar konusunda çok endişeli. Bütün bu askeri müdahalelerin arkasında Rojava’daki Kürt kantonlarının birleşmesini engelleme ve Suriye'de yeni yeni gelişmeye başlayan siyasi birliğin oluşmasını engellemek yatıyor. İşin daha da kötü tarafı bunca operasyonun ve baskının temel amacı, önümüzdeki seçimlerde elde edeceği milliyetçi oylarını daha da artırmak. Bölgede şiddet oranını artırarak AKP’nin amacı 'teröre karşı mücadele' adı altında milliyetçi bloğunu elde edip Haziran seçimlerinde bölgede HDP'ye kaptırdığı Kürt oylarını tanzim etmek. Yani kaybettiği Kürtlerin oylarının yerini milliyetçilerin oylarıyla doldurmayı planlıyor. AKP, Türkiye’de tek partili bir hükümetin olmamasının hem bireysel hem de kolektif anlamda büyük bir tehlike arz ettiği düşüncesi yaratıp tüm siyasi hamlelerine de bu havayı yaratma adına atıyor. Cizre'nin ve diğer Kürt şehirlerinin işgali, Erdoğan ve onun türevleri olan siyasetçilerin istediklerini elde etmek için bir strateji aslında. Elbette hükümet mevcut stratejileriyle önümüzdeki seçimlere kadar Kürt haraketini pasivize edip bölgedeki hakimiyetini de kırmayı hedefliyor. Tüm bu stratejilerin toplamı Cizre'ye toplu bir cezalandırma olarak geri dönüyor. Samimi olarak AKP’nin bu girdiği yolun çok tehlikeleri ve sonuçlarının ağır olduğunu bir an önce anlamasını umut ediyorum."
Orduyu darbeye davet edebilir
Dr.Kamran Matin: "Cizre’de günler süren abluka ve yıldırma politikaları, AKP'nin seçim öncesi yürüttüğü politikalarının bir örneği sadece. HDP’ye oy verenlere sistematik olarak devlet terörünü yaşatarak başkalarına nasıl ve kime oy vermeleri gerektiğini göstermeye çalışıyorlar. Ordunun tekrar ulusal siyasete ani ve hızlı bir şekilde girmesi, AKP’nin ana başarısı olan ordunun siyasetten çekilmesini ters yüz etmiş oluyor. AKP’nin şöyle bir hesaplaması olabilir: önümüzdeki erken seçimlerde çoğunluğu alarak iktidar olmaması durumunda, muhalif partilerin ve halkın ne isteyip ne istemediğini umursamadan fiilen bir başkanlık istemini resmileştirmesi için orduyu sessiz bir askeri darbe yaptırmaya orduyu davet edebilir. Ancak yeniden dirilen ordunun, AKP’nin pasif bir yürütücüsü olması ihtimali çok düşük. AKP’nin sürdürdüğü gerilimi tırmandıran politikası, AKP’nin bitmesine sebebiyet verecektir."
Kürtlere başarının bedeli ödetiliyor
Dr. Nazand Begikhani: "Kuzey Kürdistan’da AKP’nin politikalarıyla olup bitenlere karşı çok öfkeliyim. Kişiyi dehşete düşüren durum ise dünyanın çifte standartlı politikası ve çocuklar olmak üzere sivillerin toplu bir şekilde öldürülüşlerine seslerini çıkarmayışları. Cizre’de olup bitenler tam anlamıyla etnik temizlikti. Genel anlamıyla Kürtler, özelde HDP, Haziran seçimlerinde gösterdikleri başarının bedelini ödüyor. HDP’ye büyük destek vermiş şehirler özellikle Cizre’de işte bu yüzden hedef olarak alındılar. Erdoğan, erken seçimlerini kazanmaya muhtaç durumda. Sırf erken seçimi kazanmak için PKK ile ateşkesi sonlandırdı ve milliyetçi duyguları da artırarak hızlı bir şekilde şiddeti de tırmandırdı."
Türkiye'nin yaptığı tam riyakarlık
Dr. Eszter Spat: "DAİŞ’e karşı mücadele etmede en başarılı kesimin Kürtler olduğunu bütün dünya kabul ediyor ki DAİŞ sadece Kürtler için değil bütün dünya için büyük bir tehdit teşkil ediyor. Türkiye’nin askeri gücünü bütün dünyaya meydan okuyan ve hastalıklı ideolojilerini kabul etmeyen herkese savaş açmış DAİŞ’e karşı savaşarak kullanması gerekirken Kürtler savaş açmış durumda. Kürtlere savaş açarak, PKK’ye hava saldırısında bulunarak Türkiye aslında bir nevi DAİŞ’e karşı koalisyonunda gücünü zayıflatmış oluyor. Son bir kaç yıldır hükümet ve Kürtler arasında sevindirici bir ateşkes süreci başlamıştı ki AKP’nin bu son bir kaç aydır devam eden politikaları bu barış ortamını da tamamen baltalamış oldu. Türkiye şimdi bir iç savaşa doğru sürükleniyor ve bu durumdan hiçbir taraf kazançlı çıkmayacaktır. Silahlı çatışmalar esnasında sivillerin hayatını kaybetmesi durumunda sesini çıkaran Türk hükümetinin Kürt bölgesindeki sivillere saldırıp ölümlerine yol açması tam bir riyakar tutum."
ÖZLEM GALİP / İSTANBUL