Özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren Kürt halkı açısından direnişle kazanım elde ettiği ve bunun karşılığı olarak büyük bedeller ödediği 2019 yılı geride bırakılıyor. 2020 yılının zafer yılı haline gelmesi açısından 2019 yılında yapılması gereken siyasi, askeri, diplomatik hamleler, bunların olası sonuçları ve yapılamayanların ne olduğuna ilişkin muhasebeler yapılıyor, önemli tecrübeler çıkartılıyor. Tabii ki herkes kendisi açısından durum değerlendirmelerinde bulunacaktır, ama biz yine de Kürtler açısından önemli gördüğümüz bir iki konuyu burada belirtmek istiyoruz.
2019 yılına damgayı vuran konuların başında zindandaki tutsakların öncülük ettiği, tüm Kürdistan ve dünyanın her yerinde bulunan Kürtlerin de katıldığı “Tecridi Kıralım, Faşizmi Yıkalım, Kürdistan’ı Özgürleştirelim” hamlesi oldu. Zindanlar tıpkı 12 Eylül faşizminin koyu karanlık günlerinde olduğu gibi mücadelenin aydınlatıcılığı rolünü üstlendi, öncülük etti ve toplumun beyninde ve yüreğinde yaratılmak istenen korku duvarlarını yıkıp ‘direnilirse kazanılır ve sonuç alınır’ anlayışının canlanmasına vesile oldu. Evet, açlık grevleri süresince zindanlarda 8 direnişçi yaşamını yitirdi, ama dönemsel de olsa tecrit kırıldı, Önder Apo’yla görüşme gerçekleşti ve bu görüşmelerin sonucunda Önder Apo “direnişçilerin amacına ulaştığı ve yoldaşlarının sağlığının kendisi açısından çok önemli ve değerli olduğunu, onun için de mücadelenin şimdi farklı yol ve yöntemlerle sürdürülmesi gerektiğini” belirtti ve bunun sonucu açlık grevleri ve ölüm orucu direnişi sonlandırıldı.
Kuşkusuz AKP-MHP faşizmi her zaman yaptığı gibi Kürtlere ve Özgürlük Hareketi’ne basit ve yalancı yaklaştı, aldatma ve oyalama üzerine şekillenen karakterini bir kez daha devreye koydu, sıkışık durumu atlatıp soykırım yolunda devam etmeyi tercih etti. Hem direnişçiler karşısında yaşamış olduğu sıkışık durumdan kurtulmak hem de bu durumu kendisi açısından bir kazanıma dönüştürmek için yaklaşan yerel seçimlerde Kürtleri “sanki bir şeyler” oluyor gibi sorgulamaların içine sokup bocalar hale getirerek bu iç sorgulamalar içinde çekilen acıların sineye çekileceğini hesap edip kendisine oy koparmayı düşündü. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı, tüm kurnazlıkları kuyruğunun kapana kısılmasından kurtaramadı onu. Çünkü karşılarında ideolojik, tarihsel, toplumsal, siyasal bir bilinç birikimi ve bunların kişilikte şekillenmiş dehası ve bu dehanın yarattığı bir toplumsal gerçeklik vardı.
Dehaların hoşgörüsü ve stratejik düşünüşünü yanlış anlayıp sonuç aldığını, alacağını sananlar ancak kendilerini kandırırlar. AKP’nin kendisini kandırması da Kürtlere yaptığı tüm kötülükleri Önder Apo’yla yaptığı bir görüşmeyle unutturabileceğini sanmasıdır. Halbuki dehalar kandırılamazlar, dehalar yönlendirilemezler, dehalar aldatılamazlar; çünkü dehalar günlük ve güncel hesaplar peşinde koşmazlar. Küçük ve günü kurtarmanın derdine düşmüşlerin bunu anlayamıyorlar. Çünkü dehalar stratejik düşünürler ve bu düşüncede herkes için hayırlı olacak sonuçları hesap ederler. Kötülüğü yapanların bile kirinden kurtulup kendisi için neyin iyi olacağını düşünürler ve o çerçevede küçük de olsa bir söz söylerler, bir eylemde bulunurlar. Önder Apo yıllarca “ben ne aldanırım ne de aldatırım” sözünü tekrarladı, ama ne dost ne de düşman bunun önemini tam anladı.
Herhalde açlık grevi ve ölüm orucu direnişlerini Önder Apo dışında hiç kimse bıraktıramazdı. Zindanlardan yüzlerce, hatta binlerce cansız beden de çıkabilirdi. Hakeza dışarıdan bu direnişe katılan yüzlerce insan yaşamını yitirebilirdi. İnsanların yaşamını yitirmemesi güzel bir şey, ama açlık grevi ve ölüm oruçları bırakıldıktan sonra Önder Apo üzerinde tekrardan tecrit uygulanmaya başlanması ne anlama geliyor? Bu durum bile başlı başına yalancı AKP’nin ne kadar yozlaştığını ortaya koymaktadır, doğru, ama aynı zamanda insanlığın oluşmuş değerlerini yıprattığını göstermektedir. Halbuki gündelik çıkarlar için bazı değerler yıpratılmamalıdır. Çünkü evrensel nitelik kazanmış bazı normlar ortadan kaldırıldığında bedelini herkes öder ve bu durum herkes için çok ağır olur. Bunu tehdit olarak değil, belirleme olarak belirtiyoruz.
Direnişçiler eylemini bıraktıktan sonra AKP Önder Apo üzerindeki tecrit politikalarına geri döndü. Geçtiğimiz günlerde avukatlar Önderliğe disiplin cezaları verildiğini öğrendiklerini belirttiler. Aslında disiplin cezası verildiği söylenerek “bakın işkence içinde işkence yapıyorum, bunu herkes görsün” demek istiyorlar. İmralı’nın her anı zaten işkencedir, en zor koşullardır, yani yapabileceklerinin her türlüsünü zaten yapıyorlar, deniyorlar, ama bu acıyı bir de Kürt halkının duymasını ve bu acının altında ezilmesini istiyorlar. Bunun için disiplin cezası verildiğini söylüyorlar.
Peki, AKP-MHP’nin iç ve dış siyasette en sıkışık olduğu ve meşruiyetini tümden yitirdiği böyle bir dönemde zindandaki direnişçiler yeniden bir direniş başlatsalar ve bu defa ‘tecridi kıralım’ değil de ‘Önderliği özgür koşullara kavuşturalım’ hedefiyle hareket etseler ve hiçbir biçimde bu direnişleri sonuç almayana kadar devam edecek deseler ve bunun sonucu binlerce insan yaşamını yitirirse o zaman ne olacak? Herhalde toplum dayanamaz hale gelir ve patlar, böylece AKP-MHP faşizmini de Türkiye’nin tümünü de imha eder. Herhalde halklar arasındaki bağlar daha fazla zayıflar ve belki de kopup onarılması zor bir hal alır. Onun için de AKP Kürtlerin sinir uçlarına dokunmayı bırakmalıdır.
Bazı değerler yıpratılmamalıdır. Çünkü sonuçları herkes için çok ağır olur. İnsanın şunu diyesi geliyor, sanki Önder Apo üzerindeki tecrit ve uygulamalarla Kürtlerin sabır sınırları ölçülmek isteniyor. Bu bırakılmalıdır. Daha doğrusu Kürtler 2020 yılında yürüttükleri mücadeleyle AKP-MHP faşizminin boyunun ölçüsünü gösterecektir.
Kuşkusuz 2019 yılında önemli bazı farklı gelişmeler daha yaşandı. Mesela, yerel seçimlerinde Türkiye demek olan beş büyük metropolde kaybettirilerek AKP-MHP faşizmine sonunun yakınlaştığı gösterilmiş oldu. Türkiye’deki demokratik siyasi çevrelere ve gerçek yurtseverlere Kürtlerin ne kadar etkin bir aktör olduğunu ve Türkiye içinde sorunlarını çözmek istediklerini, uzatılmış bu el tutulduğunda herkesin kazanacağı gösterilmiş oldu.
Önder Apo her zaman Kürt sorununun esas olarak Türkiye’nin demokratikleşme sorunuyla iç içe ela alınması gerektiğini belirtti, onun mücadelesini yürüttü. Dolayısıyla tecrit bir yönüyle de Türkiye’nin demokratikleşmesine yönelik olmaktadır. Türkiye’nin demokratikleşmesinin sağlanması isteniyorsa tecrit kırılmalıdır.