Bizler eski ve deneyimli insanlarız. Gerçi tarih, hepimizin, (Türk solundan söz ediyorum) "devrim kokusu" alma konusunda başarısızlığına tanık olsa da bizler "felaketin" kokusunu büyük bir hassasiyetle alırız. AKP tabanında partilerinin durumu hakkında büyük bir kaygıyla düşünen insanlara seslenmek istiyorum: Amacım sizi korkutmak değil, çünkü zaten korkuyorsunuz. Amacım, AKP için "yaklaşan felakete" işaret etmek. Çünkü "önlem" almalısınız. Partiniz AKP, artık tehlikededir.
"Felaketin" yaklaştığını yalnız biz "eskiler" görmüyoruz. Partiniz AKP'nin hem deneyli, hem de "derin bilgili" kesimleri de sinsi ve tehditkar adımları hassas kulaklarıyla duyuyor. Duydukları sesleri gerçi sizlere pek duyurmuyorlar. Dikkat edin: Siz AKP'yi sırtınızda taşırken onlar ağırlığın altından yavaş yavaş sıvışıyorlar.
Evet... Erdoğan ve ekibinin "ağırlığını" sırtlarında taşıyamaz hale gelenler, önlemlerini almaya başladı bile. En önce Arınç konuştu. "Hizmetle barış" arayışına girdi. Sonra, "Yüzde elli oy alsak da diğer yüzde elle bizden nefret ediyor, böyle bir ülke yönetilemez" diyerek en büyük sinyali verdi.
Erdoğan'ın "havuz medyasında" meydana gelen ünlü Akşam ve Star tasfiyeleri, aslında "yaklaşan felaketi" hissedenlerin bu medyaya yüklenen ve şu sıralar "Sümeyye'ye suikast" manşetleriyle ne idüğü ortaya çıkan "misyonu" taşımak istemeyişleriyle ilgiliydi. O tasfiye edilenlerin kimisine, bugün söz konusu gazetelerin attığına benzer "manşetler" attıramazlardı.
Derken ortaya Babacan çıktı. Erdoğan'ın Merkez Bankası Başkanı'na karşı açtığı "faizleri indir" kampanyasına rağmen Babacan ve ekibi Cumhurbaşkanından farklı düşündüklerini "hafif" sesle dile getirdiler. Çünkü onlar da "yaklaşan felaketin ayak seslerini", Karl Marx'ın yöntemiyle "metayı" inceleyerek anlamışlardı.
Sonra devletin "kulağı" çınlamaya başladı. "Her şeyi" en iyi bilen bu "kulak" "yaklaşan felaketin ayak seslerini" hiç kimsenin duyamayacağı hassaslıkta işitti. İşittiği için de, "devletin kulağının zarını patlatacak" olan bu sesten kurtulmak ve böylece kendi "kulak sağlığını korumak" isteyen MİT Müsteşarı Hakan Fidan, cumhurbaşkanının tüm itirazına rağmen istifayı bastı.
Siz AKP'lilerin pek duyamadığı bu "felaketin ayak sesleri" Huber Köşkü'nün camlarını öylesine zangırdatmaya başladı ki, "Karınca ezmez Şevki" tadında, daima gülen, uğradığı "hakaretamiz" laflara rağmen kılını kıpırdatmayan, öyle sessizce köşesinde kalacak sanılan Abdullah Gül, en kritik zamanda konuştu. Hem "Erdoğan tipinde Başkanlık sistemine" kesin bir şekilde itiraz etti; hem de şu anda çözüm sürecini baltalayan "güvenlik paketini gözden geçirin" dedi.
Ve Davutoğlu... Gerçi "şefin" önünde el pençe divan duruyor, ama Hala "Yaşasın Erdoğan'a özgü Başkanlık rejimi" demiyor...
Ben şahsen, "yaklaşan felaketin ayak seslerini", sözünü ettiğim tecrübe sayesinde duyuyorum. Ve siz AKP'li kardeşlerime, yani bu "sesleri" henüz Erdoğan'ın yarattığı gürültü yüzünden duyamayan sizlere açıkça duyuruyorum.
Partiniz tehlikededir. Partiniz tehlikede olduğu için, sizlerin de bu partiye güvenerek attığınız her adım tehlikededir. ABD Erdoğan grubunun üstünü çizdi. Göreceksiniz, seçimlerden sonra, isterse AKP 400 vekille meclise girsin, bu partiyi parçalayacaklar. Erdoğan grubunu tasfiye edecekler. Planları budur. Bunun içinde "darbe" de vardır, "savaş" da, "iç savaş" da... Ve bu gidişten kurtuluşun tek bir çaresi şudur:
HDP'nin barajı aşması, AKP'nin tek başına anayasa değişikliği yapamaması, hatta tek başına hükümet kuramaması, buna karşılık, "yeni AKP yönetiminin" çözüm süreci ve demokratik bir Anayasa temelinde HDP ve CHP ile -ortak hükümet demiyorum- "demokrasi için anlayış koalisyonu" kurması... AKP'yi "Erdoğan'ın vesayetinden" kurtarması... Böyle bir Meclise hiç bir küresel ve bölgesel gücün suikastı sökmez. Tek yol budur.
Yani, "dış güçlerin", "Cemaatin" ve Ordunun AKP'yi parçalaması ve devirmesi "kaosa" yol açar; HDP'nin barajı aşması ve AKP'yi durdurması ise Türkiye'yi "kaostan" kurtarır.