Türkiye tarihinin en anormal seçimlerinden birisi yapılıyor. Artık seçim kampanyası sona erdi. Aslında seçim kampanyası biçiminde dile getirmek yanlıştır. Ortada seçime katılan partilerin serbest bir ortamda yarışı yoktur. Ringde boksörlerden birisinin eli kolu bağlanmış, rakibi de istediği gibi vuruyor. Bu maçın sonucu nasıl olacaksa Türkiye’deki seçimlerin sonucunu da öyle düşünmek gerekiyor.

Ancak son derece eşitsiz koşullarda yapılan seçime rağmen AKP-MHP istediği sonucu almaktan uzaktır. 2015 Haziran seçimlerinden beri MHP kendisini iktidara taşıdı ve tüm seçimler baskı, terör ve katliamlar eşliğine yapıldı. AKP 17 yıllık iktidarı sonunda MHP çizgisine geldi. Bu yerel seçimleri de Türkiye’nin bekasının oylanması gibi yutturmaya çalışıyorlar. Sanki seçime değil de savaşa gidiliyor havası yayarak halkı düşünemez hale getirmeye çalışıyorlar. Türkiye’yi dipsiz bir savaşa soktukları açık. Türk ordusu Suriye’de ve Irak’ta Kürtlere karşı savaşta. Savaş Türkiye’nin içinde kalmadı, dışına da taştı.

Kürtlerin bütün kazanımları hedeflendi. Belediyelere el konuldu. Milletvekilleri hapse atıldı. Binlerce parti çalışanı ve yöneticisi hapiste. Türkiye’de hukuk ve yargı dibe vurdu. Basın AKP’nin elinde tarihinin en aşağılık rolünü oynuyor. Irkçılık ve savaşın borazanlığını yapıyor. Suriye için Türkiye’nin önemli kaynakları Rusya’ya peşkeş çekildi. Suriye’den devşirilen çetelere milyar dolarlar akıtılıyor. Ekonomik olarak Türkiye büyük bir krize sürüklendi. Kürt sorununu çözmek yerine şimdi Kürtleri yok ederek süreci tamamlamak istiyorlar. AB ile ilişkiler donma noktasında. ABD ile ciddi bir çelişki içinde. Arap dünyasından Katar hariç dışlanmış durumda.

AKP-MHP Türkiye’yi bu hale getirdi. Şimdi de her türlü baskı ve hileyi kullanarak seçimleri kazanmak için çırpınıyorlar. Türk halkını esir almış durumdalar. Beka sorunu varmış! Beka sorunu varsa hesabını vermeleri gerekiyor. Beka sorununu yaratan kendileri olduğu halde hala halka bize oy verin, diyorlar. İnanılmaz bir düşmanlık, dışlama, karalama kampanyası yürütüyorlar. Lümpen bir içişleri bakanı bulmuşlar, her gün herkese hakaret edip tehditler yağdırıyor.

AKP-MHP devletin bütün gücünü arkasına almış. Muhalefeti ezmeye çalışıyorlar. Buna rağmen rahat değiller. Oyları artmıyor, tersine azalıyor. Bunun için daha da saldırganlaşıyorlar. Her türlü kötülüğü yapma noktasındalar. Halka güvenmiyorlar. Sandıkları ve halkın iradesini serbest bırakmıyorlar. Bu seçimde de sandıkları korumak en önemli görevlerden birisi olacak. Halkın oy vermesi yetmiyor. Oylarının ve iradesinin çalınmaması için oy hırsızlarına karşı sandıkları korumaları gerekiyor.

Dünya emekçi kadınlar günü ve Newroz kitlesellik açısından güçlü geçti. AKP faşizmi halkın baskı ve kara propagandaya rağmen hala diri olduğunu görünce yine tehditleri artırdı. Seçilenleri görevden alacaklarmış, kayyum atayacaklarmış vb! Bütün devlet desteğine rağmen kazanamıyor ama zorbalık yapıp gasp ederim, diyor. Bu dil ve zihniyet dört dörtlük faşizmi ifade eder. Adalet, hukuk ve yasalar terk edilmiş. Türkiye ve Kürdistan halkları bu faşist zihniyet sahiplerinin ne kadar tehlikeli olduğunu bilerek sandıklara akmalı ve onların meşruiyetlerine son vermelidir. Bu seçimlerin bu açıdan büyük bir önemi vardır. AKP-MHP faşizmine oy vermeyerek onların ırkçı ve savaşçı politikalarının kabul edilmediği gösterilmelidir. Kürt halkı ve dostları, devrimci ve demokratik kesimler seçimde faşist cumhur ittifakına karşı aktif harekete geçmelidir. Nasıl ki meydanlar sahiplenildi, faşizme karşı bir tutum alındıysa sandıklara da giderek onlara bir ders daha verilmelidir. Farklı görüşler, eleştiriler olsa da faşizme karşı ortak bir duruştan sakınmamak gerekir. HDP’nin kazanacağı yerlerde HDP’ye, HDP’nin kazanamayacağı yerlerde de AKP-MHP faşistlerine kaybettirecek biçimde oylar kullanılmalı.

Türkiye normal koşullarda bir seçime gitmiyor. Erdoğan bütün meydanları gezerek, TV kanallarını işgal ederek tam bir savaş formatında seçim propagandası yaptı. Bu savaşçı, ırkçı ve iftiracı saldırı ve kampanyalarına karşı demokrasi güçlerinin de söyleyecek sözleri olduğunu onlara göstermek gerekiyor. AKP-MHP istediğini elde ederse bu savaşın daha da tırmanacağı, baskı ve terörün artacağı anlamına gelecektir. Faşizme meydanı boş bırakmamak temel bir görev. Bu topraklar büyük direnişlere, yenilmez kahramanlara tanıklık etti. Halklarımızın özgürlük tutkusuna ve adalet arayışına güvenmek ve doğru karşılık vermek gerekiyor. Hiçbir mazerete sığınmadan, bir an olsun gevşemeden irademizi ortaya koyalım.