Erdoğan’a devlet seçimi kazandırdı. Bu sonuç sadece AKP’nin kendi çalışması ve aldığı oylarla ortaya çıkmadı. Bir bütün olarak seçimin sonuçlarıyla oynandığı söyleniyor. Muharrem İnce’nin tehdit edildiği güçlü bir ihtimal. Çünkü kendisi halka açıklama yapmıştı. Seçim gecesi YSK’nın kapısında olacaktı. Ama hiç ortada görünmedi. MHP Kürdistan’da asla alamayacağı oyları aldığı açıklandı. Erdoğan son derece moralsizdi. Ta ki, gece muhalefet etkisizleştirilip Erdoğan rahatlatılana kadar.
Seçim zaten normal koşullarda yapılmadı. Bu açıdan bir meşruiyeti yok. HDP ağır baskılar altındaydı. Selahattin Demirtaş hapisteydi. Tüm basın karşı saldırının bir parçasıydı. OHAL altında salt Erdoğan’a kazandırmak için her şey hazırlanmıştı. Erdoğan’ın kaybetse de gitmeyeceğini herkes söylüyordu. Faşist diktatörlerin seçimle gitmeyecekleri biliniyor. Ancak karşısında güçlü bir muhalefet ve halk hareketi olursa iktidarı bırakabilir. CHP’nin böyle bir muhalefet yapmadığı biliniyor. Savaşın ve ırkçı cephenin yedeğine alındığı ortada. Tüm kritik kavşaklarda CHP savaşa destek verdi. Demokratik kazanımların tasfiyesine ya onay verdi ya da sessiz kaldı.
Bundan sonra CHP’nin etkili bir muhalefet yapacağını beklemek saflık olur. AKP Kürtlere karşı savaş için hazırlandı. Bunun için MHP güçlendirildi ve kontrol gücü olarak yanına verildi. Bu seçimin bu kadar öne alınmasının nedeni de savaşa süreklilik kazandırmak içindi. CHP buna karşı çıkmadı. Güney Kürdistan’a saldırılar seçimlerden önce başlamıştı. CHP buna itiraz etmedi. Şimdi de karşı değil. Savaşa karşı çıkmayan bir CHP demokrasi cephesinde yer alamaz ve aktif bir varlık gösteremez.
KDP de seçim sonuçlarını bekledi. Türkiye’nin saldırılarına ve işgal planlarına karşı çıkmadı. Sessiz kalmayı tercih etti. Aslında olan bitenlerden habersiz veya dışında değildi. Ne zaman Erdoğan seçimleri kazandı o zaman Neçirvan Barzani basın karşısında PKK’yi işgalci bir güç olarak ilan etti. Türk sömürgeciliği Efrîn’i işgal etti. Öncesi tanklarını Silopi’ye dizdi. Barzani’ye her türlü hakareti yaptı. Türkiye İran ve Irak’la ortaklaşarak Kerkük’ü Kürtlerin elinden çıkardı. Bunlar herhalde PKK’nin işgalciliği yüzünden olmamıştı. Sömürgecilerin Kürdistan’a saldırmasını ve işgalini meşru gören bir KDP zihniyetiyle karşı karşıyayız. KDP ulusal birliği ve çıkarları bir kenara atmış varsa yoksa iktidarlarını sürdürme histerisine kapılmıştır.
Türkiye KDP ile ortaklaştığı için tüm Güney politikasına müdahale etmektedir. YNK’yi de baskı altına almaktadır. Bunun için YNK bölgesine ambargo uygulamakta, YNK’nin içine el atmaktadır. PKK’ye uzak durun, KDP gibi bizimle ortaklaşın yoksa KDP’yi güçlendirir sizleri tasfiye ederim, diyor. Goran ve diğer yurtsever kesimleri de tehdit ve baskı altına almaya devam ediyorlar. AKP’nin MHP ile öncülük yaptığı Kürt düşmanlığı tüm Kürdistan’a yayılmış ve her taraf bir savaş alanına çevrilmiştir.
Devrimci güçler Türk devletinin Ortadoğu’da demokratik tüm kazanımları hedeflediğini bilerek harekete geçmelidir. AKP-MHP öncülüğünde Ortadoğu halklarına faşizm ve karşı devrim dayatılmaktadır. Savaşın yayılacağı, derinleşeceği ve katliamları içereceği açıktır. Halkların birliğine ve demokrasiye inanan, buna bağlı olan güçlerin direnmeleri ve birlikte hareket etmeleri varlık yokluk sorunu haline gelmiştir. Devrimci demokratik tüm güçler tehdit ve tehlike altındalar. Arap, Fars, Türk ve Kürt halkları barış ve kardeşlik koşullarında yaşamak istiyorsa bu ırkçı-faşist güçlere karşı durmak zorundalar. Halkların birbirlerini boğazlamalarına ve milliyetçiliği tahrik etmelerine karşı durmak tarihi bir görev olarak herkesin önünde. Özellikle Kürt halkı açık hedef haline getirilmiş. Kürdistan’daki bütün yurtsever ve demokratik güçler hızla birleşerek harekete geçmelidirler. Oyalanma ve geç kalmanın bedeli ağır olacaktır.