Dünya korona virüsü salgını nedeniyle ne yapacağının arayışı içindedir. Devletler trilyonlarca dolarlık ek bütçeler hazırlıyor, insan sağlığını ilgilendiren bütün kurum ve örgütler yoğun bir çaba gösteriyor ve öncelikler sırasına göre atılması gereken adımlar belirleniyor. Virüs bütün insanları hedef aldığı için önlem ve arayışlarının da buna göre bütünlüklü ve evrensel olması gerekiyor.

BM’nin ilgili kurumları da bütün dünya devletlerine hasta ve yaşlıları hapishanelerden çıkarın diye bir çağrı yaptı. Virüsün en çok etkilediği, bağışıklık sistemi zayıflamış hasta ve yaşlı insanlardır. İran dahil bazı devletler on binlerce insanı hapishanelerden çıkardı. Türkiye’de ise hapishanelerin doluluk oranı çok yüksek, 300 bine yakın tutuklu ve hükümlü var. Türkiye’de de salgın nedeniyle hapishanelerin yükünün hafifletilmesi ve tehlikede olanların bırakılması için hazırlıkların yapıldığı basında işleniyor. Hatırlanırsa, daha önce Devlet Bahçeli ülküdaşı, mafyacı Alaattin Çakıcı ve onun gibileri hapisten çıkarmak için girişimlerde bulundu. Kamuoyunun tepkisi gelişince AKP bu düzenlemeyi erteledi. Ancak şimdi salgın nedeniyle onlara fırsat doğdu. Zorbalık yapan, uyuşturucudan tecavüze kadar toplumsal dokuyu tahrip eden suçları infaz kapsamına alıyorlar. Erdoğan ve Bahçeli’nin kırmızı çizgisi yine hapishanelerde de olsa Kürtler ve muhalifleridir. Mafya artıkları, tecavüzcüler, vurguncular çıkacak ama Figen Yüksekdağ, Aysel Tuğluk, Selma Irmak ve arkadaşları içeride kalacak! Virüs, doğa ayrımcılık yapmıyor. Ama en zor günlerde, birlik olalım diye nutukların atıldığı ortamlarda Erdoğan ve şürekası kendi Anayasalarına da aykırı olduğunu bildikleri halde herkesin gözüne sokacak biçimde ayrımcılık yapıyorlar.

Erdoğan ve Bahçeli Kürt düşmanlığını kesinlikle onları yok etme ve ortadan kaldırma temelinde yürütüyor. Bütün toplum ve basın salgına odaklanmışken Erdoğan ve Bahçeli fırsat bu fırsat deyip Kürtlerin gırtlağını sıkmaya, onları nefessiz bırakıp boğmaya çalışıyor. Virüsten daha hızlı davranıp önce biz Kürtlerin canını alacağız diyorlar. Doğada planlanmış, tasarlanmış böyle kötücül beyinler ve organizasyonlar yoktur. Bunu ancak yönetici, egemen sınıflar yani insanlar yapabilir. İnsanlar sokağa çıkamazken, yöneticiler evlerden kalın diye çağrı yaparken hükümet halkın oylarıyla seçilmiş ve halka hizmet eden belediyeleri gasp ediyor. Bu hengamede İstanbul kanalı ihalesi yapılıyor. Felaketler, acılar, zorluklar karşısında birleşelim diyen bu maskeli kötülük planlayıcıları salgın günlerinde bile Kürtlerin evlerini basıyor, tutukluyor, aşağılıyor. Devletin gücünü kullanarak Kürtlere boyun eğdirmeye çalışıyorlar. Zorluklar ve felaketler ne olursa olsun, eşitlik içinde bir arada yaşama yerine Kürtlerin özgüvenleri kırılarak, aşağılanarak esaret altında tutulmaya çalışılıyor.

Başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye’deki sol ve demokratik çevreler, insani meziyetlerini yitirmeyenler, koronavirüsten daha tehlikeli, toplumu parçalayan, adalet duygusunu yıkan bu ayrımcı ve zorba yönetim anlayışına karşı daha büyük bir öfke, çaba ve örgütlenmeyle cevap vermelidirler. Salgınların ve doğal afetlerin tahribatı ağır da olsa geçer ya da ilacı bulunur. Ancak ırkçı, ayrımcı, adaleti ortadan kaldıran, toplumu çürüten, kötülük kaynağı olan faşist iktidarlar örgütlü mücadeleler olmadan atlatılamazlar. Bu tür iktidarlar kendiliğinden yıkılmazlar, bırakıp gitmezler.

Virüse karşı nasıl ki herkesin duyarlı, önlem alması gerekiyorsa toplumsal sağlığa musallat olmuş faşist iktidar virüsüne karşı da insanların duyarlı olması, örgütlenip kendini koruması ve önlemlerini alması gerekir. Faşizmin tahribatları toplumsal yaşamda, ekonomik ve sosyal boyutlarda daha derin ve uzun vadeli iz bırakır. 12 Eylül askeri faşist darbesinin tahribatları günümüze kadar yaygınlaşarak, derinleşerek sürdü. Nitekim AKP-MHP iktidarı da o günlerde temeli atılan Türk-İslam sentezinin bir ürünüdür. Toplumsal vicdanı, adaleti, özgürlükleri, kültürel zenginliği, farklılıklarıyla bir arada yaşamayı istiyorsak toplum bünyesini kemiren AKP-MHP virüsüyle yüzleşmek, örgütlenmek, mücadele etmek zorundayız.