AKP iktidarının son yıllardaki politikası ve özellikle seçimlerden sonraki Kürt düşmanı tasfiyeci politikası haklı olarak bir kaygı ve birçok soru işareti uyandırıyor. Beşir Atalay’ın açıklamasına göre “Her şey entegre bir strateji etrafında birleşen tüm devlet kurumları tarafından yapılmaktadır.” Yani tasadüfi ya da yanlışlıkla yapılan bir şey yoktur. Her türlü hukuk-yasa-anayasa kuralları çiğnenerek yasal alandaki Kürt ve sol-sosyalist-demokrat örgütlenmeler tasfiye edilmek istenmektedir. Seçilmiş yöneticileri, BDP örgütünü hedef alan KCK operasyonlarının, sol ve demokratları tasfiyeye yönelen Devrimci Karargah ve diğer sol örgüt operasyonlarının amacı bütün muhalefeti tasfiye etmektir.
Medyadaki her türlü muhalif ses susturulmakta, tasfiye edilmektedir. Askeri alanda sağlanan dış desteklerle PKK’nin gerilla güçlerine karşı vahşi bir imha hareketi yapılmaktadır. Bu arada “Gerilla zannettik” diyerek Kortek ve Roboski’de görüldüğü gibi sivillere yönelik vahşi katliamlar yapılmaktadır. Bu katliamların “yanlışlıkla yapıldığına-operasyon kazası olduğuna” inanmak için çok fazla iyimser olmak ya da açıkçası dangalak olmak gerekir. Geçmişte de birçok örneği görülen sivil katliamları, bu entegre stratejinin bir parçasıdır. Entegre devlet “Eğer direnirseniz gerilla-sivil, silahlı-silahsız ayırmadan hepinizi imha ederim” diyerek halka gözdağı vermektedir. AKP faşizminin amacı her türlü muhalefeti sindirip teslim almak ve etkisiz hale getirmektir. Bu amacına ulaşmak için her türlü hukuk dışı, kanlı ve kirli yollara başvurmaktadır. AKP faşizmi adeta geçmişten hiç ders almamış gibi saldırganlaşmış, gözünü kan bürümüştür. AKP bu cesareti nereden almaktadır? Niçin bu kadar kabadayılaşmış ve saldırganlaşmıştır? Ortadoğu halklarının despot rejimlere karşı haklı hoşnutsuzluğu ve isyanı patlama noktasına gelmiştir. ABD ise halkların hoşnutsuzluğunu kullanarak Ortadoğu’yu kendi çıkarlarına göre yeniden düzenleme çabasına girişmiştir. Başlangıçta bu planlardan tedirgin olan TC devleti ve AKP ne yapacağını şaşırmıştır. Hatta Erdoğan “NATO’nun Libya’da ne işi var?” diyerek müdahaleye karşı çıkmıştır. Ancak ABD ile yapılan anlaşmadan sonradır ki Erdoğan kadim dostları olan-kardeşlerim dediği Kaddafi ve Esad’ı satmıştır. Bu gizli anlaşmalarla görülüyor ki Türkiye’nin ABD planlarına desteği karşılığında PKK ve Kürtleri tasfiye etmesine destek verilmektedir.
Son dönemlerde Avrupa ülkelerindeki Kürtlere yönelik operasyonlar, ROJ TV ve özgür medyanın susturulması komploları bunun ürünüdür. Yine bu anlaşmalarla Rusya ve İran’ın itirazlarına rağmen füze kalkanları Malatya’ya yerleştirilmiştir. Bu stratejik tercih ve anlaşmalardan sonra TC devleti bölgede eskiden dost-kardeş dediği Suriye-İran-Irak gibi Müslüman devletlerle, bölgede kendi vatandaşı olan ya da olmayan Kürdistan halkıyla savaş haline geçmiştir.  AKP hükümeti ABD planları doğrultusunda ırkçı-faşist bir savaş hükümetidir. Türkiye’de Atatürk’ün çok söylenen “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi bir kenara atılmış ve “Yurtta savaş, dünyada savaş” ilkesi egemen olmuştur. AKP faşistleri ABD desteğiyle Kürtleri ezebileceklerini ve yeni Osmanlı adıyla bölgede Osmanlıyı hortlatabileceklerini düşünmektedirler. Düşünmekten de öte –ABD’den ne garanti aldılarsa- adeta körü körüne inanmaktadırlar. Medyadaki yalaka-yandaş takımının her türlü ahlak ve hukuk kuralını çiğneyerek pervasızlaşması bunu göstermektedir. Bu ırkçı-faşist-sahte dinci savaş lobisi tarihi ve hayatı Tv dizileri gibi zannetmekte ve ABD gölgesinde bölge kabadayılığına soyunarak Kürdistan başta olmak üzere bölgeyi torbada keklik saymaktadırlar. Erdoğan bölge lideri olarak lanse edilmektedir. Türkiye’nin bölgede bir yeri-gücü ve etkisi olduğu yadsınamaz. Ama bu pozisyon ancak barış, demokrasi, halkların özgürlüğü temelinde değerlendirilirse kalıcı ve umut verici bir pozisyona dönüşebilir. Kendi halkına ve bölge halklarına köleliği dayatan bir sömürgeci kabadayılık rejimi bugün ne kadar güçlü görünürse görünsün hiç bir geleceği yoktur.
Böyle bir rejim halklara zaman kaybettirip ağır bedeller ödettikten sonra yıkılıp gidecektir. Erdoğan’ın Suriye’ye müdahalede bu kadar hevesli olması Arap Birliği üyesi devletlerin bile tepkisini çekmiş ve “Bu bizim işimiz, karışma” denilmiştir. Kimse Türkiye’den “kurtarıcılık” yapmasını istememektedir. Buna rağmen Türkiye gücüne ve ABD ile ittifakına  güvenip “kurtarıcılık”ta inat ederse bütün Arap aleminin tepkisini çekecektir.
AKP ve devletin tüm kurumları vakit varken bu maceradan vazgeçip Kürt halkıyla uzlaşırsa umutlu-barışçı bir yol açılır. Yok illa bu maceraya gireceğim diye inat ederse Kürt halkı ve tüm emekçiler canını dişine takarak şanlı bir direnişe ve mücadeleye hazır olmalıdırlar. Halklarımızın bu mücadelesi mutlaka kazanacak, AKP faşizmini ve tüm destekçilerini silip süpürecektir. AKP eceline susamış ve eceline koşmaktadır.