Bir sorunun çözümü için samimiyet, ciddiyet ve ezberleri aşan bir akıl lazım. Gerisi oyundur, oyalamadır ve sonucu da kayıptır. Hele söz konusu olan Kürt sorunu ise…

Çözüm süreci başlarken "gerekirse baldıran zehrini içerim" diyenlere şimdi daha gür seslenmek gerekiyor; senin baldıran zehiri diye içtiğin zehir değil, gencecik insanların kanıdır!

Son günlerde geliştirilen topyekün savaşa bakıldığında Türk devletinin "çözüm süreci"ne yönelik politikasında Kürt sorununu çözmeyi değil, PKK’yi tasfiye etmeyi amaçladığı çok net görülüyor. Yoksa bu kadar planlı bir savaş ani bir kararla yürütülemez. KCK'nin de vurguladığı gibi, bir yandan görüşmeler yapılırken, diğer yandan böyle büyük bir savaşın hazırlıklarının yapıldığı ortaya çıkıyor. Eğer siyaset veya görüşmeler yoluyla bir sonuca ulaşamasalar o zaman yine eski yöntemlerine döneceklerdi.

AKP hükümetinin çözüm süreci senaryosunu neye karşı, hangi amaçla hazırladığı şimdi daha net anlaşılıyor. Birincisi; gerillanın 2012'deki hamlesi 2013 ve 2014’te de sürseydi önünü kimse alamazdı ve bu AKP’yi de bitirebilirdi. İkincisi; başlayacak olan seçim sürecinde gerillanın başlattığı hamle ve çatışma ortamında girilmiş olsaydı AKP'nin iktidar olması ya da Erdoğan'ın başkanlığı mümkün görünmüyordu. Bu iki 

nokta, AKP'nin çözüm sürecinde yer almasında en büyük etkendir. Şimdi olduğu gibi çözüm sürecinde temel amaçları iktidarlarını güvence altına almaktı ve bu nedenle böyle bir taktiğe başvurdular. Hem yaratacağı bu hava ile seçimleri kazanacak, hem de ortada hiçbir resmiyeti olmayan görüşmeler ile PKK’yi sınırların dışına çekip veya kendilerince silah bıraktırıp tasfiye edeceklerdi. 

AKP'nin kendince akıllıca ve kazançlı gördüğü bu planı  tutmadı. En bariz haliyle Kürt halkı ve demokrasi güçlerinin seçimlerde ortaya koyduğu iradeye tosladı. Şimdi AKP'nin kursağında kalan iktidar hesapları ve hevesinin intikamıyla başlattığı savaşın acı sonuçlarıyla karşı karşıyayız. AKP, üç yıla yakın sürdürülen çözüm sürecindeki oyalama taktikleri ardından, şimdi hiçbir şey olmamış gibi bir kez daha Türk devletinin yıllarca uyguladığı yöntemleri aratmayacak şekilde savaşa başladı. Yeniden çatışmalı ortama dönülmesinde karşı tarafı suçlasa da, toplum bu kanlı sürecin kimler tarafından ve ne amaçla başlatıldığını gayet iyi biliyor. 

Hükümet ve AKP kurmayları çözüm süreci boyunca hiçbir yasal garantisi olmayan görüşmelerle topluma ve örgüte umutlar verip örgüte silah bıraktıracağını sanıyordu, ancak PKK Lideri Abdullah Öcalan’nın yaptığı izleme heyeti hamlesi ve Dolmabahçe mutabakatı bir anda gerçek niyetlerini ortaya çıkardı. Erdoğan'ın bu konu gündeme geldikten sonra söylediği, "Kürt sorunu yok, Dolmabahçe yanlıştı, masa yok" söylemleri AKP'nin çözüm süreci boyunca taktığı maskenin tamamen çıkarılması, gerçek niyetin beyanıdır. Kürtlerin AKP'nin bu aldatma politikasına yönelik hamleleri ise "ihanet", "istismar" olarak lanse ediliyor. Bu söylemlerle soykırım operasyonları ve bombardımanlara gerekçeler üretilirken, HDP'yi tasfiye planı da devreye konuluyor. AKP kurmayları seçimlerdeki sonuçları üzerinde yoğunlaşmak, bunun gereklerini yerine getirmekten ziyade, aldıkları yenilginin sebebi olarak HDP'yi göstererek, bu saldırılarını yoğunlaştırıyorlar. Bu saldırının en büyük tetikçilerinden biri de havuz medyası. AKP'nin fiili olarak uyguladığı politikanın, saldırıların algısı, gerekçeleri yaratılmak isteniyor. Medyanın dili de AKP'nin stratejine paralel; insanlık değerleri, basın ahlak hiçe sayılıyor, yalandan, aldatmadan besleniyor. 

AKP'nin erken seçim senaryosunun hedefinde ona yenilgiyi tattıran HDP, Kürtler ve demokrasi güçleri var. Bu nedenle olası erken seçimde en büyük amaçları HDP'yi barajın altında bırakmak olacak. Barajı başarısıyla yıkan HDP'nin geri dönüş yaşaması mümkün değil. AKP'nin savaş tamtamlarına karşı barışın güvencesi HDP. Bu durumda, erken seçimlerde HDP'ye oy verilmesinin gerekçeleri 7 Haziran seçimlerinden çok çok daha fazla.