AKP, üst orta burjuvazinin ekonomik, İslami hareketin yaygın örgütsel gücüne dayandı. Burjuvazinin başlıca partilerinin politik iflasıyla doğan boşluktan yararlandı. Selefi Erbakan'dan ayrılarak sistemle ve emperyalizmle çok daha fazla uzlaşacağını ilan etti. Bütün bunların sonucu olarak iktidara geldi. 

Burjuva faydacılığı ve oportünizmi karekteristiği haline getirdiği için geçen süreçte pek çok kesimi yanıltarak destek de aldı. Ancak, özellikle iktidarda egemen hale geldikten sonra Srilankavari topyekün kirli savaşın büyük çaplı denemesini 2011-12'de tamamen kendi iradesi ve kararıyla yoğunlaştırdı. 

Şimdi ise 2014'te generallerle birlikte planladığı "çöktürme" saldırısını zamana yayılmış bir soykırım olarak uyguluyor. 

Kürt Özgürlük Hareketine, devrimci harekete ve Kürt halkımıza karşı Srilankavari kirli savaşa, Mussolini, ve Hitler gibi sınırsız yalana başvuruyor. Burjuva muhalefet ve medyayı bile yasak ve cezayla sindirme yöntemini Erdoğan faşizmi ve AKP'si uyguluyor. Buna rağmen geniş bir kitle tabanını hala koruyabiliyor. Bunu saflaştırma yöntemiyle konsolide etmeye önem veriyor. 

Sonuçta Erdoğan faşizmine karşı direniş cephesine bu tabanı çözmenin, siyasi heyalan yaratmanın yol ve yöntemlerini irdeleme görevi yüklüyor.

Birincisi bütün faşist diktatörlüklere karşı mücadele deneylerinin kanıtladığı gibi, ancak direniş ve mücadele faşizmin tabanını pekiştirmesini önler. Antifaşist direniş cephesi ya zaferle ona yenilgi tattırır. Böylece faşizmin tabanın çökerterek dağıtır. Ya da henüz yenecek gücü toparlayamadığı süreçte bile, Erdoğan faşizminin tabanında umutsuzluğa ve çözülmeye yolaçar. 

Kürt halkımızın örgütlü gücüyle birlikte her dönemindeki gibi çetin bir direnişe geçmesi, devrimci hareketin gücünün azlığına aldırmadan direnişçi geleneğinde karar kılması daha şimdiden Erdoğan faşizmi saflarında sarsıntıya yolaçtı. Eski yolarkadaşları, kariyer yakalamak için "birlikte ıslanan" Arınç'lar, Gül'ler safları terketmeye başladılar. 

Savaşhali koşullarında desteğini çekmeyi uygun görmeyen TÜSİAD yeniden rahatsızlığını dile getirmeye başladı. 

Üstten başlayan bu çözülme, tabanda 7 Haziran'da açığa çıkan çözülmenin, tank-top-bombayla yeniden tersine çevrildiği koşullarda üst katmanda kendisini yansıtan belirtisidir. Erdoğan faşizminden bu kaçışlar onun gemisinin batmaya başladığının işaretidir.

Faşizmdeki çözülmeyi sağlayan birinci etken direniştir. Cizre'nin, Sur'un, Farqin'in, İdil'in, Nusaybin'in yiğit halkının ağır bedelle mücadelesi, direnişi bugüne getirdi, Erdoğan faşizmini ve polis-asker şefi tetikçilerini şaşkına uğrattı. 

Bu ağır yükü hafifletmek ve direnişi daha geniş kitleye yaymak için, Kürdistan'da Türkiye metropollerinde, basit-karmaşık, barışçı-şiddetli, küçük büyük her türden halk mücadelelerini ve örgütlü mücadeleyi yaygınlaştırmak dünden daha önemli rol oynayacak. Direniş, dün daha çok boyun eğmeyeceğimizi düşmana gösterme rolü oynuyordu. Bugün yaygınlaştırılacak haliyle mücadele, daha çok faşist cephenin çözülmesini hızlandıracaktır.

İkincisi Türk emekçilerini yeniden yükseltilen şovenizm zehirinden kurtararak mücadeleye katmanın zorluğunu nasıl gidereceğimiz, faşizmin tabanı olmaktan nasıl çıkaracağımız sorunu. En son Artvin halkının direnişi buna iyi örnektir. Yaşam alanı Cerattepe'yi sermayeye peşkeş çeken AKP'ye karşı direniş günlerce sürdü. Bu direnişte yeralan halk kendi deneyleriyle devlet-hükümet-sermaye'nin çıkarının halka karşı olduğu gerçeğini kavrıyor. Şovenizmi yararak ileriye sıçrıyor. 

İrili ufaklı, hak talepleriyle, işçi, gençlik, çevre, kadın, emekçi köylü mücadeleleri kitleleri faşizmin tabanından kopararak faşizme karşı mücadele cephesine çeker. Henüz çekemediklerini etkileyici olur. 

Direniş cephesinin sert saldırıları göze alarak mücadele yürütmesinden hareketle, diğer mücadelelerin önemsiz olduğunu sonucuna varmak son derece yanlıştır. Geçmiş yüzyılın bütün mücadele deneyleri, Kürt özgürlük mücadelesinin deneyleri, en sert mücadelelerin aynı zamanda daha geri halk kesimlerinde daha geri mücadele biçimleriyle harekete geçmeye yolaçtığını göstermiştir. Örneğin siyasi genel grevler çok geri kesimleri iktisadi grevlere girişmede cesaretlendirici olmuş böylece çok daha geri kesimleri de harekete katmıştır. 

Unutmamak gerekir ki hak mücadelelerine katılacak yeni yeni kitleler, Erdoğan faşizminin devlet bütçesini kullanarak "yardımlar"la kitle tabanı genişletmesine büyük darbe indirecektir. Kitleler, mücadelelerle özgücüyle kendi yolunu açabileceğini öğrenecektir. 

Üçüncüsü, AKP'nin şartlanma yaratmada kullandığı politika ve taktiklere karşı, halklarımızın, ezilenlerin, gerçek toplumsal çıkarları ve kurtuluşu amacına sıkıca bağlı program-politika-taktik-yöntemlerimizde ısrar etmektir. Bu alanda eksiklikleri herzaman giderecek bilimsel eleştirelliği kullanmalı, halktan gelen uyarı ve önerilere değer vermeli, geliştirici olmalıyız. Böylece yalnız direnişçiliğimizle değil, hedef, politika, önerilerimizle de halklarımızın önünü aydınlatan niteliğimizin kitlelerce bilinmesini ve kavranmasını sağlamalıyız. 

AKP faşizminin yalanlarını halka yutturabilmesinin önemli bir nedeninin kitleler içindeki yaygın örgütlenmesi olduğu gerçeğini unutmamalı. Mücadeleler içinde kitlelerin ve partilerimizin örgütlenmesini geliştirmeliyiz. Her mücadele ona katılan kitleleri örgütlemeye de teşvik eder, bunu değerlendirmesini bilmeliyiz. 

Direniş; kitleleri mücadelelere katarak özdeneyleriyle eğitme; doğru politika-taktik-yöntemler ve örgütlenmeyi geliştirme; Erdoğan-generallerin faşizmini yenmenin de, AKP tabanını çözmenin de yoludur. Yılmadan direnecek ve faşist sömürgeciliği yenene değin yürüyeceğiz.

***

DÜZELTME: Geçen haftaki yazımda Ankara feda eylemini, daha büyük olasılık olarak Rojava'ya müdahale gerekçesi yapmak için düzenlenmiş bir eylem olarak analiz etmiştim. Kürt gençlerimizin devrimci intikam eylemi olabileceğini ama bunun ağırlıklı ihtimal olmadığını söyleyerek yanıldım. Yanılgımı belirterek düzeltmek, herşeyden önce faşist sömürgecilerin katlettiği o nazlı Kürt çocuklarımızın intikamını almak için can feda bir çabayla mücadele etmiş olan yiğit devrimci gencimiz Abdülbaki SÖMER'e saygımın gereğidir.