AKP 30 Mart yerel seçim sonuçlarına göre önceden yapmış olduğu planı yenilemeye ve uygulamaya çalışıyor. Biraz zorlukla gerçekleşse de yerel seçimlerde hedeflediği sonuca önemli ölçüde ulaştı. Şimdi “2023 Planı“ dediği cumhurbaşkanı seçimi ile 2015’deki genel seçimi de kazanmaya hazırlanıyor.

12 Haziran 2011 genel seçimi ardından AKP’nin 2023 planı iyice netlik kazanmıştı. Bunun için de güçlendirilmiş cumhurbaşkanlığı veya başkanlık formülü ile Tayyip Erdoğan’ın 2014’ten itibaren üst üste iki kez Çankaya’ya çıkışı sağlanarak AKP iktidarının Cumhuriyetin yüzüncü yıldönümü olan 2023’e kadar sürdürülmesi hedeflenmişti.
Formül mükemmel ve plan AKP’liler açısından heyecan vericiydi. Fakat bunun önünde aşılması gereken ciddi bir engel vardı. Kürt sorununun çözümü için mücadele eden PKK, AKP’nin bu planı önünde ciddi bir engel oluşturuyordu. Dolayısıyla çeşitli yöntemler kullanılarak bu engelin bir biçimde ortadan kaldırılması gerekiyordu. 12 Haziran 2011 seçimi ardından yaşanan savaş AKP’nin bu planı çerçevesinde gündeme geldi.
AKP’nin Kürt politikası 23 Ağustos 2005 tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısı ardından önemli bir değişiklik yaşadı. Aslında 3 Kasım 2002 seçiminde AKP iktidara getirilirken önüne PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan uluslararası komployu başarıya götürme görevi konmuştu. Bunun için PKK’yi içerden bölmek üzere geliştirilen tasfiye hareketi AKP tarafından desteklenmişti.
Ancak ABD, YNK ve KDP tarafından da desteklenen bu tasfiye girişimi başarısız kaldıktan sonra AKP Kürt sorununun çözümü üzerinde politika yapılıp yapılamayacağının arayışına girdi. Bu temelde Tayyip Erdoğan’ın Ankara ve Diyarbakır konuşmaları gerçekleşti. Bunlar bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının ilk kez ifade ettiği sözlerdi. Kürt sorununda resmi yönetimin yaptığı en cüretli açıklamaydı.
İşte Başbakan sıfatıyla Tayyip Erdoğan’ın başlattığı bu arayış, 23 Ağustos 2005 tarihli toplantıda Genel Kurmay tarafından kesildi. Bir süre AKP ile ordu arasında ciddi bir mücadele yaşandıysa da, Tayyip Erdoğan ile Yaşar Büyükanıt arasındaki ünlü Dolmabahçe görüşmesiyle belli bir anlaşmaya ulaşıldı. Böylece hükümet Kürt sorununu orduya havale etmiş oldu. “Güvenlikçi politikayı“ kabul ederek Kürt sorununun çözümü üzerinden politika yapma arayışından vazgeçti.
Bundan sonra AKP politikaları yeniden Kürt direnişini tasfiye etme üzerinden şekillendi. Ancak bu tasfiyede sadece askeri yöntemleri değil de özel savaşın tüm yöntemlerini kullanmayı esas aldı. Özellikle demogojiye dayalı psikolojik savaşı ve oyun içeren yöntemleri kullanmaya büyük önem verdi. Yalan, aldatma, beklenti yaratma, polis terörü ve tutuklama AKP iktidarının temel yöntemleri oldu.
Bu temelde 2007 ve 2008 yıllarında ciddi bir savaş yaşandı. Ancak buna rağmen PKK yok edilemeyince, tersine 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde DTP büyük bir başarı elde edince, bu sefer demokratik siyaseti tasfiye etmeyi hedefleyen 14 Nisan 2009 siyasal soykırım operasyonları gündeme getirildi. Beşinci yılı dolmakta olan bu operasyonlar çerçevesinde on binden fazla Kürt siyasetçisi, aydını, yazarı, avukatı, genci ve kadını tutuklanarak zindanlara kondu.
Artık Kürtlere karşı savaşı ordu yerine polis yürütmeye başlıyordu. Genel kurmay’ın yerine Polis Akademisi geçiyordu. Böylece bir yandan Kürtlere karşı çok yoğun bir polis terörü uygulanırken, diğer yandan da bu terörü maskelemek üzere sahte bir “Açılım” söylemi gündeme getiriliyordu. AKP Hükümeti Kürt direnişine karşı baskı ve görüşme yöntemini birlikte kullanmaya başlıyordu. Fakat amaç tekti: Kürt özgürlük direnişini tasfiye etmek!
İşte bu politika ile 12 Haziran 2011 seçimlerine gelindi. Seçimden AKP başarıyla çıkınca, bu sonuca dayanarak bir yandan 2023 planını daha somut bir biçimde formüle etmeye ve diğer yandansa bunu PKK’nin savaşla ezilmesi temelinde gerçekleştirmeye yöneldi. Böylece hem PKK engeli ortadan kalkmış olacaktı, hem de PKK’yi ezmeyi başaran hükümet olarak AKP 2014 seçimlerini rahatlıkla kazanacaktı.
Fakat AKP’nin bu hesabı pratikte tutmadı. 2011 ve 2012 yılları boyunca yürütülen çok yoğun askeri saldırılara rağmen PKK ezilemedi. Kürtler topyekün bir direnişle söz konusu AKP saldırılarını boşa çıkarmayı başardı. Gerillanın direnişini zindanlardaki tutsakların ölüm orucu eylemleri tamamlayınca AKP iyice sıkışık bir duruma düştü. Bu gidişle seçimleri kazanamayacak ve böylece 2023 planı boşa çıkacaktı.
AKP’nin “Silahlar sussun, fikirler konuşsun” manevrası işte bu temelde gündeme geldi. Savaşla PKK’yi ezemeyince, ateşkesle 2014 seçimlerine gitmeyi ve bu temelde söz konusu seçimleri kazanmayı hedefledi. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın gündeme getirdiği “Kürt sorununa demokratik siyasal çözüm sürecine” bu amaç temelinde yaklaştı. Böylece Kürtleri oyalayarak 2014 seçimlerine ulaşmak ve söz konusu seçimleri kazanmak istedi.
Bu süreçte AKP planının uygulanması önünde Fethullahçı Hareketin 17 Aralık müdahale engeli ortaya çıktı. Bu engeli de Tayyip Erdoğan “Hedefi küçültme ve gerginlik yaratma stratejisi” ile aşmayı hedefledi. Hem stratejisinin koşullara uygunluğu ve hem de Tayyip Erdoğan’ın yoğun çabası sonucunda 30 Mart yerel seçiminde AKP “başarılı” oldu.
Şimdi göreceli başarı ifade eden bu sonuçları AKP’nin nasıl değerlendireceği tartışılıyor. Tayyip Erdoğan ve arkadaşları da söz konusu sonuçları kendi yararına nasıl kullanacağını araştırıyor. Bu konuda kendilerine iki hedef seçmiş oldukları  gözleniyor. Birincisi Fethullahçı Hareketin tamamen etkisiz kılınmasıdır. Bu biçimde AKP kendisini alternatifsiz bırakmak, Fethullahçı Hareketi aracı olmaktan çıkartarak ABD’yi tekrar kendisine muhtaç kılıp yeniden işbirliği oluşturmak istiyor.
İkincisi ise Kürt direniş hareketini tasfiye etme çabalarını sürdürmektir. Böylece iç ve dış çıkar çevreleri nezdinde Kürtleri en iyi kendisinin yöneteceğini göstermek istiyor. Bu konuda yöntem açısından yine baskı ve oyalama politikalarına başvurmayı esas alıyor. Seçimde fazlasıyla hile yapması ve hakkını arayan Kürt kitlelerinin üzerine polis terörünü yöneltmesi AKP’nin baskı politikasının somut örneği oluyor. Bu durum cumhurbaşkanlığı seçimine gidilirken AKP Hükümetinin içerde uygulayacağı politikayı gösteriyor.
Tabi baskı bununla da sınırlı değil. Ceylanpınar belediyesini almada bu kadar ısrarlı olması, AKP Hükümetinin Rojava’ya yönelik askeri müdahale hazırlığında olduğunu, El Kaideci çeteleri bu temelde daha rahat saldırtmayı amaçladığını gösteriyor. Kobanê kasabasında bir süredir artan çatışmaların da buna işaret ettiği değerlendiriliyor. Hatta AKP ile ilişki içinde KDP’nin de Rojava sınırına askeri mevzi yapımına başlamış olduğu belirtiliyor. AKP sadece Türkiye içinde değil, Rojava’da da Kürtler üzerinde baskıyı artırmaya çalışıyor.
Tabi AKP planı bununla da sınırlı değil. Eğer başarabilirse “Çözüm süreci devam ediyor” diyerek Kürtleri oyalama politikasını da sürdürmek istiyor. Çünkü cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde buna ihtiyacı var. Bir yandan PKK Lideri’nin gerekli gördüğü “Yasal statü”yü gerçekleştirmiyor, diğer yandan hala “Çözüm süreci”nden söz ediyor. Belli ki AKP sadece kendisini akıllı, başkalarını ise ahmak yerine koyuyor.
AKP planlarına karşı uyanık ve mücadeleci olmak lazım! Birlik içinde hareket etmeyi başarmak lazım!