
Kürt direnişi karşısında zorlandıkça AKP politikaları daha açık ve saldırgan hale geliyor. Tabi kendi içinde de gittikçe daha fazla uzlaşmaya yöneliyor. Örneğin son Yüksek Askeri Şûra toplantısında olduğu gibi.
Geçen yılki haftalara yayılan ve en üst düzeyde istifalara yol açan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısı ardından bu yılkinin nasıl geçeceği merakla bekleniyordu. Yine benzer bir gerginliğin ve çatışmanın yaşanıp yaşanmayacağı merak ediliyordu.
Fakat beklendiği gibi olmadı. Ağustos başındaki YAŞ toplantısından yeni bir uzlaşma çıktı. Erdoğan-Özer uzlaşması daha da ileri götürüldü denebilir.
Zaten “Ergenekon” veya “Darbe” davaları denerek görev başındaki elliye yakın general tutuklanmıştı. Bunların hepsi farklı nedenlerle emekliye sevkedildi. Böylece ordu içindeki AKP karşıtlarının büyük bir bölümü temizlenmiş oldu. Yine ordu içindeki AKP-Fethullahçı etkinliği güçlendirilmiş oldu. Çok sayıda albayın general yapılması buna işaret ediyor.
Bunun karşılığı olarak Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’e de “Tutuklu generallerin serbest bırakılma” güvencesinin verilmiş olduğu anlaşılıyor. Muhtemelen önümüzdeki haftalarda çeşitli gerekçelerle tutuklu generaller grup grup tahliye edilecekler. Böylece hem emekli edilmiş eski generallere “Özgürlükleri verilerek” teselli edilecekler, hem de Kürtlerin deyimiyle Kimyasal Necdet’in ordu içindeki yönetim gücü artacak.
Dikkat edilirse bu uzlaşmadan tarafların hepsi yarar görüyor. Bir yandan AKP ordu içindeki etkinliğini artırarak iktidarını güçlendiriyor, diğer yandan Necdet Özel hapse girmelerine itiraz etmediği arkadaşlarını tahliye ederek saygınlığını yeniden kazanıyor. Bu arada cezaevinde daralmış olan emekli generaller de tahliye olarak rahatlama imkanı buluyor.
Ne diyelim, amiyane deyimle alan memnun satan memnun! Fakat bu memnuniyet verici uzlaşmanın Kürt karşıtlığı temelinde gerçekleştiğini de bilmek gerekiyor. Gelişen Kürt direnişi, kendi içlerinde çıkar ve iktidar mücadelesi veren Türk milliyetçilerini yeniden uzlaştırıyor ve birleştiriyor. Önümüzdeki süreçte bunun önemli sonuçları olabilir.
Burada bir gerçeğin altını daha çizmek gerekir. Kemal Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’nin de bu uzlaşmanın koltuk değneği olduğunu görmek önem taşır. Siz Kılıçdaroğlu’nun Tayyip Erdoğan’a yönelik atıp tutmasına bakmayın. Bu durum sözkonusu uzlaşma temelindedir ve siyaset gereğidir. Kılıçdaroğlu’nun sözde meydan okumaları altında CHP eğilimi devletten tecrit ve tasfiye edilmektedir. Kılıçdaroğlu’nun boş bağırtıları ise bu gerçeğin ancak asma yaprağı olabilmektedir. Tabi bu da Kürt karşıtlığı aşkına yaşanmaktadır.
Artan milliyetçi söylemlerle MHP tabanını etkileyen AKP, böylece MHP yönetimini de siyaseten etkisizleştirmeyi başarmaktadır. Zaten HAS Parti’yi de kendine katarak taban erimesinin önünü almayı da sağlamıştır.
İçerde bunları yapan AKP; dışarda da yoğun olarak Kürtlere ve bölge devletlerine yönelmektedir. TV ekranlarından izlediğimiz Başbakan Tayyip Erdoğan, Kürtlere hitap ederken tıpkı Kemalistlere benzemektedir. “Bu ülkeye komünizm lazımsa onu da biz getiririz” dercesine, “Kürt vatandaşlarımızı da AKP temsil etmektedir” demektedir. Bu sözleriyle halkları kandırmaya çalışan sömürgecilere ne kadar da çok benzemektedir!
AKP’nin Kürtlere yönelik çabaları bununla da sınırlı değildir. Politikalarının tümünü çoktan Kürt karşıtı eksene oturtmuş durumdadır. Türkiye sınırları içindeki Kürt örgütlerinin ve demokratik çevrelerin birliğini parçaladığı yetmiyormuş gibi, Suriyeli Kürt örgütlerinin oluşturduğu birliği parçalamak için de çok yoğun bir çaba harcamaktadır. Bu konuda KDP yönetimi ile anlaştıkları yönünde bilgiler gelmektedir.
Bazı çevrelere göre, son Hewlêr ziyaretinde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani anlaşmıştır. PKK’ye karşı ortak mücadele ve Suriye’deki Kürt birliğini parçalama konusunda KDP yönetimi Davutoğlu’na güvence vermiştir.
Kürtlerin Başbakan Tayyip Erdoğan’ın çağrısına ne kadar olumlu cevap vereceği belli olmadığı gibi, Davutoğlu anlaşmasının pratikte ne kadar tutacağı da belli değildir. Zira hem PKK’ye karşı çıkmak, hem de Kürt birliğini bozmak oldukça zor görünmektedir.
Ahmet Davutoğlu’nun Kerkük ziyareti de yeni bir politikaya işaret etmektedir. Bu ziyaret daha çok da Mesud Barzani’ye yaramış durumdadır. Barzani bu biçimde rakibi Maliki’ye cevap vermiş olmaktadır. AKP Hükümeti ise kural ihlali yaparak Maliki yönetimini kendisiyle görüşmeye çekmek istemektedir. Tabi oluşan “Kürt tehlikesine” karşı ortak tutum geliştirmek için.
Benzer biçimde bir de İran Dışişleri Bakanı’nın Türkiye ziyareti var. Bir gün önce Başbakan Tayyip Erdoğan İran’ı “Düşman” olarak tanımlıyor, ertesi gün İran Dışişleri Bakanı Türkiye’yi ziyaret ediyor. Tabi tartışılan konu yine aynı: Kürt sorunu ve PKK! AKP Hükümeti geçen yılki gibi PKK’ye karşı İran’la birlikte neden ortak operasyon yapamıyor olmaktan hayıflanıyor. Belliki Libya savaşını ve Suriye politikasını unutmuş görünüyor.
AKP’nin tüm iç ve dış politikasını “Kürt karşıtı” bir eksene oturtmuş olduğu netçe anlaşılıyor. Bunda yadırganacak bir şey de yok. Çünkü kendisinden önceki tüm özel savaş hükümetleri de aynı politik çizgiyi izliyordu. Fakat burada garip olan şey, AKP’nin “Kürtlerle PKK’yi birbirinden ayrı gösterme” çabasıdır. Çünkü bu garip görüş adeta herkesi güldürmektedir. Günümüzde Türkiye sınırları içinde PKK’den başka Kürtleri temsil eden başka bir güç mü vardır?
Kürtlerle PKK’yi birbirinden ayırma gayretinin gülünçlüğü gibi, PKK ile silahı birbirinden ayırma gayreti de gülünç olmaktadır. AKP Hükümeti bir de bu gülünçlüğü yapmaktadır. Halbuki silahı olmadan PKK’nin Kürtleri temsil etme ve Kürt sorununun çözümünü dayatma gücü yoktur. Silahı olmayan PKK’nin diğer Kürtlerden ne farkı kalır?
Beğenelim beğenmeyelim, doğru bulalım veya bulmayalım, PKK budur ve de silahlıdır. Kürtler de işte bu silahlı PKK’yi desteklemektedir. Eğer gerçekten AKP Kürt varlığını kabul ediyor ve Kürt sorununu çözmek istiyorsa, bunu PKK ile yapmak zorunda olduğu açıktır. Nasılki savaş PKK ile oluyorsa, çözüm de ancak PKK ile olur! Hem de silahlı PKK ile olur! Bunun başka yolu ve yöntemi yoktur.
AKP’nin bulunmayacak başka yöntemler peşinde koşması hem gülünç olmakta, hem de ülkemizi ciddi zarar ve tehlikeye sokmaktadır. Bu gerçeği gören akıllı insanların AKP’ye gerçeği gösterme ve dur deme zamanı gelmiştir.