30 Mart 2014 yerel seçimleri geride kaldı. Tozu dumanı kalktı ancak tartışmalar devam ediyor. Tartışmanın Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlere kadar süreceği de muhakkak.

Türkiye bu yüksek siyasi gerilimi ve kutuplaşmayı daha ne kadar taşır, orası şüpheli. Önümüzdeki günlerde bu gerilimin düşeceğini gösteren bir ibare gözükmemektedir. Tam tersi artacaktır. Bunun nedeni de Erdoğan’ın ta kendisidir.
Erdoğan’ın seçimlerde başvurduğu hile sadece yolsuzluklarda usta olmadığını, sandık hırsızlığında da usta olduğunu gösterdi. Kendisi açısından stratejik önemde gördüğü Riha ve ilçelerinde sandık hırsızlığına başvurması Rojava planıyla ilgilidir. Bir bakıma sınır bölgesinde El Kaide bağlantılı çetelere yol açmak istemektedir.
Seçimlerde hükümetin yürüttüğü politika halklar arasında ciddi bir ayrışmayı da getirdi. Neredeyse bir düşman hukuku oluşturdu. Erdoğan’ın kullandığı dil gerçekten ama gerçekten savaş diliydi. Seçim sonrası yaptığı balkon konuşmasında da bunu sürdürdü. Gerilen ortamı iyice gerdi.
Oysa Erdoğan’ın balkon konuşması önemliydi. Bütün bu gergin ortamı bir başbakan olarak yumuşatabilirdi. Tabii söz konusu Erdoğan olunca bunu beklemek de abesle iştigal oluyor.
Önümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimleri var, hemen arkasından genel seçimler geliyor. Erdoğan bu sertlikle devam ederse zaten sosyal, sınıfsal, etnik ve inanç olarak bölünen Türkiye’de önlenemez sorunlar kaos ortamına dönüşür.
Felaketi önlemenin tek yolu; Kürt sorununun demokratik çözümüne ilişkin adımlar atmaktır. Erdoğan’ın Kürt sorununun çözümü noktasında atacağı adımlar kendisi açısından belirleyici olacaktır.
Özellikle Rojava’yı ayrı bir başlıkta ele almak gerekiyor. Sınır bölgesi olan Ceylanpınar’ı ezici çoğunlukla BDP kazanmıştır. Şimdi orada AKP her türlü hile, zulümle halkın iradesini yok sayıyor. Peki, neden özellikle Ceylanpınar’da bunları yapıyor? Nedeni çok açık; savaşmak ve orayı da bir üs haline getirmek için.
Halk günlerdir ayakta. Yaralananlar, gözaltına alınanlar var. Bir yandan hükümet şiddeti devam ederken diğer yandan ‘ileri demokrasi’ adına Ceylanpınar’da sıkıyönetim ilan ediliyor. Bunun arkasında hükümetin Rojava işgali yatmaktadır. Son Dışişleri Zirvesinin ses kayıtlarının yayınlanması bunu doğruluyor. Zirvede yapılan plan Kobanê’de Kürtlere karşı, Lazkiye’de Alevi ve Ermenilere karşı uygulanıyor. Bu iki merkezdeki saldırılar sıradan çete işi değil, AKP Hükümetinin yürüttüğü savaştır.
Erdoğan’ın balkon konuşmasında ‘Suriye ile savaş halindeyiz’ sözü bu gerçeği işaret ediyor. Sınırda savaş hazırlıkları da devam ediyor. Çok büyük bir savaş planı var. Üç yıldır AKP, Rojava’da Kürtlere karşı çeteler eliyle vekalet savaşı yürütüyordu. Belki ki artık bunu gizlenerek değil, açık yapmak istiyor.
Şu çok iyi bilinmelidir; Ceylanpınar’a sessiz kalanlar yarın Taksim’den El-Kaide’yi kovalamak için yardım çağrısında bulunacaklardır. Ceylanpınar kaymakamı OHAL ilan etti. Bunun tek nedeni AKP’ye belediyeyi kazandırmak ve El Kaide’ye alan açmak istemesidir. BDP’nin itirazı kabul edilmedi. Ceylanpınar’da sandığa sahip çıkmak, savaşa da karşı çıkmaktır. AKP Kürdistan’da seçim sahtekarlığını asker, polis terörü ile derinleştiriyor. Ceylanpınar’ın AKP’li adayı, eski JİTEM’ci yeni El-Kaide’ci olması da planın boyutlarını gösteriyor. Buna karşı durmak meşru bir haktır. Savaş da ancak böyle önlenebilir.

Seçim sonuçlarına gelince…

2014 yerel seçimlerinde birçok parti seçime girse de, mevcut seçimler AKP ve BDP arasında geçti. AKP’nin, BDP’lilere yönelik her türlü engelleme ve hilelerine karşın BDP yine de başarılıydı. Elbet BDP daha başarılı olabilirdi, bunun koşulları ve imkanları vardı. Özellikle köylerdeki oy artışı ve şehir merkezlerinde oylarını düşürmesi iyi tartışılmalı. Sosyal, siyasal, ekonomik, psikolojik boyutları çok iyi ele alınmalı. Elit tarzdan uzak durulmalı ve salt ajitasyon, propaganda üzerinden değil, gerçekten halkın içinde, halkın yanında olarak bütünleştirici, herkesi kucaklayarak temsil ettikleri siyasi geleneği korumalıdır.
Bence HDP de başarılıydı. Öncelikle çok yeni bir parti olmasına ve seçim çalışmalarında çok ciddi saldırılara maruz kalmasına rağmen ve yeni olması itibariyle çok bilinip tanınmamasına rağmen başarılı görüyorum. Evet, daha başarılı olabilirdi ama özellikle batıda AKP ve CHP arasında seçim yapma ihtiyacı duyanlar HDP’yi göremediler. HDP’nin de bu seçimlerden yola çıkarak çok daha iyi tartışması gerekmekte. HDP içinde yer alan demokratik, devrimci güçler yüzeysel ele almadan, değerlendirmelerini ona göre yapmalılar.