Kürt direnişi yayılıyor ve radikalleşiyor. Bunu önlemeye AKP’nin polis terörü yetmediği gibi, BDP’nin belli bir sağduyu sınırında tutma çabaları da etkili olmuyor. Polis terörü arttıkça BDP de radikalleşiyor.
Zindanlardaki açlık grevleri Kürtleri ve demokratik çevreleri harekete geçirmede gerçek bir kıvılcım oldu. Kürtlerin ve dostlarının olduğu her yerde açlık grevleriyle dayanışma eylemleri yapılıyor. Eylemler Türkiye sınırlarını aşarak bölgeye ve dünyaya yayılıyor. Açlık grevlerinin yankısı uluslararası ortama ulaşmış bulunuyor. Açlık grevleri etrafında Kürt halk direnişi geliştikçe AKP sarsılıyor. Toplumda “AKP’nin artık yönetemeyeceği” intibağı gittikçe büyüyor ve yayılıyor.
Yaşanan olayların üç gerçeği ortaya çıkarması söz konusu: Birisi AKP politikalarının Kürtlerde yarattığı kin ve öfke. AKP’nin çözümsüz ve devlet terörüne başvuran politikaları öyle bir kin ve öfke yaratmış ki, her türlü eylemi yapma ve iktidarı yıkma potansiyeline sahip. Diğeri, Kürtlerin PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne kilitlenmesi. Bu da öyle bir düzeye ulaşmış ki, uğrunda her türlü eyleme başvurulduğu gibi, artık Kürtlerin dışındaki birçok çevre tarafından da kabul görüyor.
Üçüncüsü ise, AKP’nin sarsılmasıdır. Bu da öyle bir düzey kazanmış ki, Başbakan Tayyip Erdoğan’a artık açıkça yalan söyletiyor. Zindanlarda yüzlerce tutuklu açlık grevindeyken ve bu durum tüm dünyaya yayılmışken herkesin gözüne baka baka “Böyle bir şey yok” diyebiliyor. Geçmişte bu tür şeyleri çaktırmadan yapıyordu, şimdi artık açıktan yapmak zorunda kalıyor.
Bütün bunları BDP ve demokratik güçlerin 30 Ekim’deki topyekûn direniş çağrıları ortaya çıkarıyor. 30 Ekim’de başta Amed olmak üzere Kürtlerin bulunduğu her yerde ortaya konan tutum görülmeye değer. Kelimenin tam anlamıyla yaşam durmuş! Kepenkler kapalı, sokaklar ıssız, okullar ve iş yerleri boş. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın deyimiyle “Sadece emniyet çalışıyor”!
Selahattin Demirtaş’ın ifadesiyle eyleme “Yüzde doksan katılım” var. Birçok gözlemciye göre ise, 30 Ekim topyekûn direnişi son yirmi iki yılda yaşananların en kitlesel olanı durumunda. Demekki Kürtler daha çok bilinçlenmiş, örgütlenmiş ve birleşmiş. AKP’nin “PKK ve BDP’nin kitle tabanını eritme” politikası boşa çıkmış.
30 Ekim topyekûn direnişinin ortaya çıkardığı en önemli siyasal sonuç bu oluyor. AKP’nin devlet terörü uygulayan politikaları AKP’yi güçlendirmiyor, tersine zayıflatıyor; BDP’yi zayıflatmıyor, tersine kitle tabanını daha da büyütüyor. Eriyen AKP, büyüyen ise BDP oluyor. Böylece de AKP’nin “BDP Kürtleri temsil etmiyor” tezi boşa çıkıyor.
AKP iktidarını sarsan gerçekten işte bu gelişmeler oluyor. Kürt sorununu çözemeyen AKP’nin kendisi bir çözülme ve erimeyi yaşıyor. Devlet terörü politikasında ısrar ettikçe de AKP’nin bunu yaşayacağı anlaşılıyor.
Tüm bu yaşananlar karşısında AKP yönetiminden gelen açıklamalar umut vermiyor. Çünkü hiçbir değişiklik ve yenilik yok. Dahası kendinden önceki özel savaş politikalarında ve devlet teröründe derinleşmeyi içeriyor. Kenan Evren ve Tansu Çiller politikalarının devamı oluyor. AKP iktidarı sarsıldıkça devlet terörüne ve yalana daha çok sarılıyor.
Devlet teröründe sınır tanımazlığın örneği 3 Kasım’da Amed’de yaşananlar. Sanki 30 Ekim’in intikamı alınıyor. Sayısı bilinemeyecek kadar çok polis gücü şehri tümden ablukaya alıyor. Polisin kullandığı gaz bombaları kentte göz gözü görmez bir durum yaratıyor. BDP il başkanlarının deyimiyle “Amed polis tarafından işgal ediliyor”!
Gaz bombalarının etkisiyle gözleri kızarmış BDP yöneticileri Valiliğin kapısına dayanıyor. Fakat kapı kapalı ve vali görünürde yok. Kim bilir hangi dehlizlerden bu polis terörünü yönetmeye çalışıyordur! Kentte birçok yer tahrip oluyor, birçok kişi yaralanıyor. AKP Hükümeti açlık grevlerini destekleme eylemlerini resmen olmasa da fiilen yasaklamış bulunuyor.
AKP iktidarının ikinci sığınağı “Yalan” oluyor. Demagojide usta oldukları için, AKP yöneticileri yalan söylemekte zorlanmıyor. Eskiden bunu biraz üstü örtülü yaparlarken, şimdi açıktan yapıyorlar.
Başbakan Tayyip Erdoğan bile, taşıdığı sıfata bakmadan rahatlıkla yalan söyleyebiliyor. En az 682 kişi açlık grevindeyken ve bunu Adalet Bakanı resmen açıklarken, Başbakan Tayyip Erdoğan Almanya’da kameraların karşısına geçip “Cezaevlerinde açlık grevi yoktur” diyebiliyor. Açlık grevlerine çözüm bulmaya çalışanları “Şov yapmak”la suçlayabiliyor. Kendi yalanını açığa çıkaran medyayı “Yalan yazmakla” itham edebiliyor.
Bu durum Başbakan Tayyip Erdoğan’ın medya üzerinde neden bu kadar durduğunu açıkça izah ediyor. Medyaya şunu söylüyor: Gerçekleri değil, bizim yalanlarımızı yazın! Siz de bizim yalancılığımıza ortak olun!
Bunu kabul eden medya AKP iktidarından kredi alıyor. Kabul etmeyenler ise tehdide uğruyor, polis baskını yiyor, tutuklanıyor ve kapatılıyor. AKP iktidarı kendi yalancılığını, çözümsüzlüğünü ve faşizmini yalancı medyaya dayanarak gizlemek istiyor. Toplumu bu temelde aldatmaya çalışıyor. Nitekim toplumdan gizlenen sadece açlık grevleri de değil. En fazla dağda yaşanan savaşın sonuçları gizleniyor. Örneğin devlet ile PKK’nin verdiği bilançolar birbirini tutmuyor. Hatta çok büyük bir farklılık var. Desekki PKK de kendi açısından abartıyor, ancak öyle olsa bile hükümetin asker ölümlerini gizlediği bir gerçek.
Bazı çevreler paralı askerliğin bu temelde örgütlendiğini belirtiyor. Asker ölürse cenaze töreni yapılmıyor. Aile yapmak isterse, o zaman belirlenen emekli maaşı kesiliyor. AKP Hükümeti buna dayanarak savaşın sonuçlarını toplumdan gizliyor. Yani bu konuda da topluma yalan söylüyor, hakaret ediyor. Gerçeği aydınlatmaya çalışan medyaya ise “Çift yüzlü” diyerek saldırıyor. Kırk yüzlü AKP, başkalarını ikiyüzlülükle suçlamaya çalışıyor.
AKP’nin önemli bir sığınağı da tehdit ve şantaj. Siyasal karşıtlarını tehdit ederek ve demagojiyle bastırarak iktidarını korumaya çalışıyor. Başbakan Tayyip Erdoğan Kürt direnişi karşısında her sıkıştığında idamdan söz ediyor. Kürt halkını açıkça idam ile tehdit ediyor.
Bu kez de aynı yönteme başvurdu. Kızılcahamam kampında “İdamın geri gelmesini isteyenler var” diyerek, özgürlük ve demokrasi isteyen Kürtleri açıkça idamla tehdit etti. İşin daha garibi ise onu dinleyenlerin tutumu. Başbakan “İdam” dedikçe onlar da çılgınca alkışladı. Demekki küfretse bile alkış alacağı bir AKP gerçeği var ortada.
AKP’nin geldiği nokta işte bu. Vatan-millet, din-iman edebiyatı bu kırk yüzlü çıkar gerçeğini gizlemek için. AKP bugün Türkiye’nin en çıkarcı çevrelerini kendi içinde toplamış durumda. Böyle bir topluluk tehlikeli ve toplumun başına bela! Bu belanın yok edilerek toplumun kurtarılması gerekiyor.