Toplumsal yaşamın her tarafına burnunu sokmaya alışan AKP’nin, kadının toplumsal durumuna ilişkin olarak belirlediği politikalar giderek daha fazla gericileşiyor. Kürdistan kadın özgürlük mücadelesi öncülüğünde kadının toplumsal durumunda yakalanmaya başlanan gelişim düzeyine, özgürlük düzeyine karşı büyük bir gerici hamle içerisinde. Çünkü Kürdistan’da yaşanan hızlı değişim ve gelişimin tüm Türkiye’yi etkilemesinden korkuyor.

Bu korkusundan olacak ki, özellikle Kürdistan’da kadının yaşadığı değişim ve gelişim düzeyini mercek altına almış durumda. Kadının kırmaya çalıştığı geri, geleneksel, boğucu, dar cinsiyetçi çemberi tersinden beslemeye çalışmaktadır. Bunu siyasi emellerle teşvik etmeye çabalamaktadır.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, bu konuda partisinin Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın sağ kolu gibi çalışıyor. Bu bakanlığın eski adı bile değiştirilirken, kurumsal isimlendirme konusunda ciddi bir geriye düşüş oldu bir süre önce. Eskiden Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanlık iken en son haliyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı oluyor. Yani kurumsal tanımlamadaki “kadın” adlandırması bile kaldırılmış. Adlandırmadaki ‘aile’ kavramı ‘kadın’ vurgusunu yutmuş. Yani kadının sorunları ile ilgilenip çözümler oluşturan bir bakanlık olmaktan çıkarılalı epey oluyor. Varsa yoksa AKP’nin, Erdoğan’ın kadına dönük ‘erkekçe’ belirlenmiş siyasi iktidarını pratikleştirme kurumudur. Kadın için kadınca hak ve özgürlükleri sağlamanın mücadelesini teşvik eden bir bakanlık değil, Erdoğan’ın egemen erkek aklıyla kadına reva gördüğü geri, geleneksel, muhafazakar, cinsiyetçi siyasetini yürütmekte ve pratikleştirmektedir.
AKP’nin şu anki iktidar siyaseti, kadın bedeni üzerinden yürütülüyor. AKP’li kadın imajı, son derece ideolojik ve siyasal bir imaj olarak geliştiriliyor. Koluna taktığı kadın tipi adeta kendi ideolojik ve siyasi çizgisinin simgesi oluyor. Türkiye’ye hakim kılmaya çalıştığı saltanat islâmının adeta bayrağı olmaktadır.
Mevzubahis edilen sadece türban siyaseti değil, o da içinde olmak üzere kadına erkeğin sultacı aklı tarafından dayatılan bir yaşam tarzı var. Hadi demokrasi adına, hak ve özgürlükler adına, kişisel tercihler adına türban siyasetini görmezden gelelim.
Peki ya üç çocuk siyasetine, devlet nikahının kutsanmasına, evliliğin para ve kredilerle teşvik edilmesine ne demeli?
Genç anne ve babalara erken yaşta yapacakları çocuk başına vereceği paraya ne demeli?
Öğrenci evleri müdahalesine ne demeli?
Ya peki meşru yaşam tarzları, resmi yaşam tarzları tartışmalarına?
Bunların tümü kadını can evinden vuran mevzular. Basbayağı kadın bedeni üzerinden geliştirilen iktidarcı, sultacı politikalar. Kadının bin bir çabayla kırmaya çalıştığı, zayıflatmaya çalıştığı kölelik çemberini kesinlikle onarmaya, tamir etmeye, güçlendirmeye dönük cinsiyetçi politikalardır. Kadının kırmaya çalıştığı kölelik zincirlerini adeta yeniden parlatarak aldatmak istemektedir.  
Başını örttürerek aslında aklını bağlayacaksın, nikahlayıp evlendirerek bir erkeğe bağlayacaksın, ömür billah bu erkeğin çocuklarının anası olarak yaşamaya mahkum bırakacaksın. Dövse de sövse de öldürse de çocuklarının kutsal babası adedeceksin. Bütün ömrünü “koca”sına ve çocuklarına adamış, en fazla sûltacı “koca” sının kol çantası olabilen kölece bir kadın gerçeğinin sürmesini sağlayacaksın.
Bu kadın siyasetinin demokrasiyle, hak ve özgürlüklerle izah edilebilir bir yanı var mı gerçekten?
Demokrasiye, hak ve özgürlüklere karşı olan ne varsa burada var. İşin en vahim yanı ise kadının buna gelmesi parayla teşvik ediliyor. Aslında kadın satın alınmaya çalışılıyor.
Kadının son yıllarda özgürlük yolunda aldığı mesafeye yazık oluyor. Bu yaştan sonra “tövbeye gelip” başını örtmeye karar veren TBMM’deki bazı kadın milletvekilleri, kendilerine ve kadınlık kimliklerine yazık ediyorlar. Kadın olarak, kendilerini bu düzeyde kullandırtmalarından incinmemek mümkün değil. Kadının bu düzeyde erkeğe dayanarak siyasette yürümesi hiç de kadın lehine ve kadın hanesine yazılan bir gelişme değildir. Derler ya olacaksa böyle, olmaz olsun daha iyi.  
İster türban ister pantolon veya dekolte, ister üç çocuk ister beş çocuk,  ister imam nikahı ister devlet nikahı, ister 18 yaşında ister kırk yaşında, ister öğrenci evi ister “koca” evi ister genel ev. Kadın bu kullanılma biçimleri üzerinden ayrışıp kavgaya durmak veya saf belirlemek yerine, bedenini ve yaşamını belirleyen kanunlardan kendini kurtarmaya odaklanmalıdır. Buna odaklanıp ortaklaşmadıkça her gelen yeni hükümet kendi ön gördüğü çıkarları çerçevesinde kadını kullanmaya devam edecektir.