AKP iktidar olduğu yıllarda ittifaklarından birisi Fethullahçılardı. Hem de en güçlü ittifaktı bu. Bunun yanında liberaller, bir kısım demokratik kesimler ve AB’den yana olanlar da AKP’ye destek verdiler. Bunların yanında daha geniş bir yelpaze AKP’ye şu veya bu düzeyde katkı sundular. En önemli destek güçlerinden birisi de Kürtler oldu. Kürtler ulusalcı ve inkarcı gelenek dışında gördüğü ve bir çözüm olanağı olabilir diye AKP’ye büyük bir destek verdiler. 

Din dahil AKP toplumda etkili olabilecek tüm unsurları kullandı. Önemli dayanaklarından birisi olarak da AB’yi kullandı. Çünkü ordudan korkuyorlardı. AB’ye gireceğiz deyip destek almaya çalıştılar. İçeride ve dışarıda demokratik, reformlardan yana olan çevrelerin desteklerine ihtiyaçları vardı. 

AKP şimdi tüm mevzilerini ve ittifaklarını değiştirdi. En önemlisi devleti ele geçirdi, iktidara oturdu. Oturdukça da devletleşti ve devletin, iktidarın tüm hastalıklarını bağrında topladı. Başta Kürt sorununu çözeceğim, analar ağlamasın söyleminden „ya baş eğecekler ya baş verecekler. Kıyamete kadar savaşacağız“a kadar iş gelip dayandı. Temmuz’dan bu yana yedi binden fazla gerilla vb yani Kürt gençlerini öldürdüğünü övünerek dile getiriyorlar. Tankları şehirlerin üzerine sürüp on binlerce evi yerle bir ediyorlar. Milletvekillerini meclisten attırıp mahkemelerin önüne bırakıyorlar.

 Bu ırkçı ve kanlı savaşı sürdürmek için açık ki, yeni ittifaklara ihtiyaç olacaktı. Şimdi Erdoğan’’ın yanında AKP’yi kuran kadrolardan bile kimse kalmadı. Erdoğan ısrarla Hitlervari bir üslupla „tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek vatan“ deyip duruyor. Zihin ve tez olarak devletin 1925’lerden beri sürdürdüğü çizgiye tam girmiş durumda. Yeni ve umut veren, demokrasi çağrıştıran hiçbir girişim ve çabası yok. Liberaller ve demokratik kesimlerden kimse AKP’nin yanında kalmadı. AB’ye sırtını çoktan dönmüş durumda. En temel ortakları ve ittifakları ise Bahçeli ve MHP, Ergenekoncular, ulusalcılar ve Perinçekler. Türkeş ise zaten AKP yönetiminde. 

AKP, Türkiye’nin en gerici ve en faşist kesimlerini bir araya getirip tam bir savaş bloku oluşturmuş. Şimdi bu militarist, her renkten faşist kesimin Kürt düşmanlığı temelinde bir araya gelmesi Kürtlere bir şeyler anlatmalı herhalde. PKK rahat durmadı, o savaşı başlattı demagojisine inanacak kim olabilir artık. İlk defa Suriye’de Kürtler kendi adlarına bir örgütlenmeye ve mücadeleye atıldılar onları da düşman ilan ettiler. Kürt düşmanlığının bütün bu birlik ve ittifakların mayası olduğu açık. Bu durumda Kürtler ne yapmalı?

Evet, Kürtler bu ırkçı ve kanlı ittifaka karşı bir tutum sahibi olmalı. Bundan daha doğal ne olabilir diye düşünülebilir. Ama yaşadıklarımız ve gördüklerimiz hiç de böyle değil. Şimdi Türkeş, Bahçeli, Perinçek ve AKP iç içe, kol kola. Tam bir milliyetçi ve savaş cephesi oluşturmuşlar. Türk ırkçılığı ve faşizmi şahlanmış, kanlı bir kasırga gibi Kürtlerin üzerine salınmış. Bu ittifaka AKP saflarında hala yer alan Kürtler de dahil olmuşlar. Büyük zorluklar altında çalışıp seçilmiş HDP milletvekillerinin meclisten atılıp ırkçı mahkemelerin önüne atılmasına AKP’deki Kürt olduğunu söyleyen milletvekilleri de evet oyu verdiler. Irkçı ve faşist blokun bir neferi olmaktan haya etmediler. Türkeş ve Bahçeli’’yle birlikte Kürt milletvekillerini meclisten atmak için ortaklaştılar

AKP’deki Kürtler eskiden halkı aldatmak ve gerçek yüzlerini gizlemek için çözüm gibi yalanlara sığınıyorlardı. AKP, Kürt sorununu çözebilir, diğer partiler umut vermiyor, onun için bu partideyiz diyorlardı. Ama AKP’nin maskesi çoktan düştü. Kürt sorunu yok, konuşacak bir şey yok diyeli çok oldu. Bunun üzerine Kürdistan’ın dağı taşı bombalanıyor. Şehirleri yerle bir ediliyor, çocuklar dahil yüzlerce sivil katledildi, yüzbinlere insan sokaklara atıldı. AKP’deki Kürtler de insanlık ve onur diye bir kaygı olsaydı şimdiye kadar bin defa ayrılırlardı. Kürtler, Türk basını, egemen çevreleri ve bürokrasisi tarafından büyük bir nefret söylemine muhatap oluyorlar, aşağılanıyorlar. Ama AKP Kürtleri hala TV’lere çıkıp PKK’yi ve HDP’yi suçluyorlar. Sanki yüzyıldır Kürtleri inkar eden ve hala kayıtsız şartsız onları asimile eden bu devlet ve yöneticileri değilmiş gibi.

Kürt halkı zor zamanlardan geçiyor. Yüz yıldır kanlı katliamların ve sürgünlerin hedefi oldu. Kırk yıldır büyük bedeller ödedi. Bu halk büyük bir deneyim kazandı. Dostunu ve düşmanını tanıdı. İçinden çıkan hainleri, itirafçıları, ajanları, hainleri gördü. Ancak bu hainlere hak ettiği cevabı vermesini bildi. Bu hainler ve çıkar düşkünleri olmasa Türk ırkçılığı ve faşizmi Kürdistan’da barınamaz. Halk bunun derin bilincindedir. Kürt halkı bundan sonra da Bahçeli, Türkeş ve Erdoğan’’a biat eden, onların piyonu olan bu düşkün sürüngenlere hak ettiği cevabı vermeye devam edecektir.


Muzaffer Ayata