Türkiye halkları 7 Haziran seçimlerinde bir tercihte bulundu. AKP’ye tek başına iktidar olma yetkisi vermedi. Bu 12 yıllık gözlemin, yaşanmışlığın bir sonucu olarak gerçekleşti.

AKP’nin Türkiye’nin temel sorunlarına yaklaşımını, iktidar tarzını, söylemini, muhalif ve farklı çevreler karşısındaki duruşunu, hukuk-insan hakları-ekoloji-kadın-kültür-bilim gibi konulardaki gerici, müdahaleci, toplum mühendisliğine soyunan tavrını, en önemlisi de Kürt halkının istem ve talepleri karşısındaki özde inkarcı, biçimde oyalamacı ve inkarcı politikalarını onaylamadı.

Buna dış politikada iflas eden emperyal fakat derinlikten yoksun, yalnızlaştırıcı, etkisizleştirici, tehlikeli dış politikasını ve ekonomiye dönük talancı tutumunu da ekleyebiliriz.

AKP Türkiye tarihinde hiçbir iktidarın yapmadığı kadar ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı ve intikamcı bir politika yürüttü. Toplumu bu kadar polarize eden başka bir iktidar görülmemiştir. İktidarın gücünü kucağında bulan AKP, bunu ucu diktatörlüğe varan bir pervasızlık ve kendini kaybetmişlikle kullanmış, aç gözlü, hasis ve intikamcı yaklaşımları toplumu hiç olmadığı kadar kamplara ayırmış ve gerilime neden olmuştur.

Demokrasiden zerre kadar nasibini almayan bu aç gözlü ve saldırgan siyaset tarzına 7 Haziran seçimlerinde “dur” denilmiştir. Türkiye halkları bu siyaset ve iktidar tarzını sınırlandırmıştır. Siyasetin dışına atmamakla birlikte, yalnız başına Türkiye’yi yönetmesi uygun görülmemiştir.

Bu AKP’nin hiç ummadığı ve hazırlıklı olmadığı bir durumdu. Bu sonucun ortaya çıkmasında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin çabaları belirleyici oldu diyebiliriz. Türkiye demokrasi güçleri ile ortaklaşmayı yakalayan Kürt Özgürlük Hareketi Sayın Öcalan’ın demokratik ulus projesinin yarattığı iklimde siyasal bir atak geliştirerek, AKP ve Erdoğan’ın Türkiye’nin geleceğine ipotek koymaya çalışan gidişatını durdurmuştur.

Bunda Kürt Halk Önderi'nin yaratmış olduğu barış ve demokrasi iklimi, HDP’nin demokratik çatı örgütü olmadaki ısrarı, Sayın Demirtaş’ın siyaset dili ve üslubu, demokrasi güçlerinin olgun ve sorumlu yaklaşımı, kadınların örgütlü ve iradeli duruşu, diğer halkların, inanç ve kültür gruplarının cesur yaklaşımı tayin edici rol oynamıştır.

Özelde Erdoğan’ın, genelde AKP’nin bu sonucu hazmedemediği herkesin kanaatidir. Zaten seçimlerden sonra içine girdiği yaklaşımlar Erdoğan ve AKP’nin bu sonucu kabul etmediğinin, toplumun seçimlerde ortaya koyduğu iradeye saygılı olmadığının ispatıdır. Hükümetken olmadığı kadar atak, hızlı ve keskin politikaları uygulamaya koymuştur. Azınlığa düşmüş, toplum tarafından tek başına iktidar olması uygun görülmemiş AKP bir geçici hükümetin cesaret edemeyeceği, sorumluluğunu üstlenemeyeceği uygulamalara ve politikalara girişmiştir.

Görevi koalisyon kurmak ve bir koalisyon hükümeti kurulana kadar ülkenin acil işlerini yürütmek olan AKP geçici hükümeti, tam yetkili bir gestapo rejimi gibi hareket etmektedir. Dış politikada IŞİD’e karşı koalisyona katılırken, bunun karşılığı olarak sağladığı taviz temelinde Kürt halkına karşı yıllara yayılabilecek, sonuçları onlarca yılda telafi edilemeyecek vahşi bir savaş başlatmıştır. Toplumun büyük çoğunluğunun desteğini sağlamış bir hükümetin bile kolay kolay cesaret edemeyeceği savaşçı, saldırgan bir yönelim içine girmiştir.

Açıktır ki bu Kürtlerin deyimiyle “ya herro ya merro” yaklaşımıdır. AKP bu durumdadır. Büyük kaybettiğini, bununla kalınmayacağını ve kendisinden hesap sorulacağını gören AKP iktidarını sağlama almak ve kendini kurtarmak için tek çare olarak bu kirli savaşı görmüştür.  

HDP’yi, Kürt halkını, Rojava Devrimi'ni, demokrasi ve özgürlük güçlerini, Alevileri, liberal demokratları, tutarlı sosyal demokratları, farklı inanç ve kültür gruplarını hedefe yerleştirmiş ve tüm gizli-açık, meşru-gayrimeşru güçleriyle saldırıya geçmiştir. Kendini Tayyip Erdoğan’ın başkomutanlığında bir savaş hükümeti gibi ele almakta ve öyle hareket etmektedir.

Başlattığı savaşın amaçları konusunda çeşitli yorum ve değerlendirmeler yapılmakta ve çoğu da yerini bulmaktadır. HDP’yi barajın altına düşürmeyi amaçladığı, Kürt Özgürlük Hareketi'ni zayıflatmaya çalıştığı, bunun için özel bir politika yürüttüğü doğrudur. Ancak hedefi bunlarla sınırlı değildir. Yürüttüğü saldırgan, kirli savaş politikaları bunun daha ötesine dönüktür. Söylemi, peş peşe geliştirdiği darbeci faşizan hamleler, harekete geçirdiği yandaş medyanın çığırtkanlığı, HDP’yi zayıflatmak veya Kürt Özgürlük Hareketi’ni darbelemekle yetinmeyeceğini net göstermektedir.

AKP Türkiye’yi bölmek istiyor. Türkiye’yi ikiye ayırmak istiyor. 

Kürt Özgürlük Hareketi, demokrasi ve özgürlük güçlerini bir tarafa; milliyetçi, dinci, muhafazakar ve faşist kesimleri bir tarafa ayıracağı bir Türkiye peşindedir. 

Böyle bir bölünme yaratamaz, milliyetçi, dinci, muhafazakar ve faşist kesimlerin hamiliğini sağlayamaz, bu konuda onay ve kabul görmezse yeniden tek başına iktidar olması mümkün değildir. Türkiye toplumu ona bu şansı bir daha vermeyecektir.

Saldırganlıkta, milliyetçi ve ırkçı tutumda giderek derinleşmesi, tüm güçlerini harekete geçirmesi, Türkiye’yi bir iç savaş havasına sokması buna dönüktür.

Bu konuda istediği kıvamı yakaladığında seçimleri gündeme getirecektir. Seçimlere bunun dışında girmesi söz konusu bile olamaz. Zira AKP’nin oyları böyle bir bölünme olmaksızın artmayacaktır. Türkiye’yi milliyetçilik temelinde ikiye ayırmadan ve milliyetçi kesimin hamiliğini kazanmadan AKP’nin iktidar olma şansı sıfırdır. 

IŞİD ile işbirliği ve başlattığı savaş ile barış, demokrasi, çözüm konusunda zaten güvenilmez olan AKP Kürtlerin, sol-sosyalist güçlerin, demokrasi ve barış yanlılarının, liberal demokratların, kültür ve inanç gruplarının sınırlı olan desteğini de tümden kaybetmiştir. Bu kesimlerin gözünde suçlu, yargılamalık ve kesinlikle hesap vermesi gereken bir konumdadır.

Geriye milliyetçi, muhafazakar, faşist kesimler kalmaktadır. Derinleştireceği savaş politikaları ve saldırgan tutumuyla toplumda milliyetçilik temelinde bir bölünmeye giderek bu kesimleri kendi çatısı altında toplamayı ve bu yolla yeniden iktidar olmayı hesaplamaktadır.

Önü kesilecekse burası mutlaka görülmek durumundadır. Kürt Özgürlük Hareketi'nin de özellikle işaret ettiği gibi AKP’ye ve Erdoğan diktatörlüğüne karşıt tüm güçlerin halkların kardeşliğini, barışı ve demokrasiyi esas alan, anlaşılır, özlü ve net bir program etrafında birliği ve direnişi bunun tek panzehiridir.

Dolayısıyla yapılacak bellidir. Türkiye böylesi bir demokrasi cephesine 7 Haziran seçimleriyle sağlam bir adım atmıştır. Genç, dinamik, direngen bir potansiyelimiz mevcuttur. Bunu daha geniş kesimleri içerecek ve milliyetçilik temelinde bölünmeye izin vermeyecek şekilde geliştirmemiz önünde hiçbir engel yoktur. AKP’nin yapmaya çalıştığının aksine barış ve demokrasi yanlıları ile barış ve demokrasi karşıtları temelinde bir seçeneği gündemleştirebiliriz. Bunu başardığımızda savaşın da AKP’nin de sonu gelmiş demokrasi ve barışın önü sonuna kadar açılmış olacaktır.