AKP seçimleri kazandı diye rahatlayacak mı? Türkiye istikrar ve güven içinde geleceğe yol alacak mı? Bu sorular çok önemli. Üç dönem üst üste seçimi kazanmış, son yerel seçimleri de üstüne ekleyerk başarıyla çıkan bir iktidarın artık rahatlaması ve güven içinde ülkeyi yönetmesi gerekir.

AKP basını ve yöneticileri Fethullahçıların muhalefete geçmelerine ve kendilerini etkisizleştirme çabalarına rağmen seçimlerde başarılı olduklarını anlatıyorlar. Seçim propagandasını Erdoğan önemli oranda mağduriyete ve Fethullahçılardan hesap sorulacağı üzerine yürütttü. Şimdi yasadışı telefon dinlemeleri nedeniyle bazı polislere dönük operasyonlar ve tutuklamalar başlatıldı. Bu operasyonlar, seçimlerde yüzde 45 oy almalarına rağmen AKP, rahatlamış ve güven içinde Türkiye’yi yönetecek durumda görünmüyor.
AKP oldukça tedirgin ve ülkedeki çelişki ve gerginliği giderici ve çözücü yetenekte değil. Bunu sağlayacak, ele gelir herhangi bir demokratikleşme projesi yok. Kürt sorununda kamuoyuna yansıyan ve Kürtlere güven veren, ateşkesi kalıcılaştıracak bir plan ortada yok. İmralı ile yürütülen görüşmelerin yasal zemine dayandırılması için bir hukuki çerçeve oluşturulmadı.
AKP, Suriye’de El Kaide uzantısı kanlı örgütleri desteklemeye devam ediyor. Buna KDP’yi de ekleyerek Rojava’da Kürtlerin kendilerini yönetme ve örgütlenme çabalarını boğmak ve tasfiye etmek istiyor. KDP’nin Semelka Kapısını tümden kapatması ve sınır boylarında hendekler kazarak Rojavalı Kürtlerin giriş çıkışlarını engelleme ve tutumlarını sertleştirme çabalarını Türkiye dışında düşünmemek gerek. Güney sınırında olanlar büyük oranda Türkiye’nin planları ve KDP ile anlaşmalarıyla ilgilidir.
Rojava’da Kürtlere düşmanlık yapan, devşirme güçlerin Suriye’ye geçmesinde üs olarak kullanılması herhalde iyi niyetin ve barış arayışındaki Türkiye’nin tutumu olamaz. Rojava’ya yaklaşım Kürtlerle barış veya savaş arayışındaki yaklaşımını açığa vurur. Şu anki tutum Kürtlerle bir barış ve çözüm arayışı içinde olan bir iktidar ve devlet görüntüsü değildir.
Türkiye eğer Kürt sorununu çözecek ve demokratikleşecekse seçimlerde BDP’nin güç kazanmasından niye rahatsız olsun? Tam tersine güçlü bir BDP ve onunla demokratik zeminde bir işbirliği veya ittifak çözümü kolaylaştırır. Bu anlayışla soruna bakıldığında AKP’nin hiç de hayra yorumlanacak bir duruşu yok. Tam tersine sınırda olan ve önem kazanan Ceylanpınar’da seçimi kazanmak için her türlü hile ve baskıyı örgütledi. Seçimlere itirazlar özellikle reddedildi. Aynı şey Urfa merkezde de yapıldı. Üstelik Urfa adayı bir valiydi, Ceylanpınar’ın da bir kontraydı.
İmralı’nın barış sürecini daha aktif sürüdürmesi ve toplumun geniş kesimlerini kapsaması için çabalamak gerekirken AKP ısrarla ve inatla buna kapıları kapattı. Sadece BDP’den bir heyetin gitmesine izin verdi. AİHM’de hala davaları devam eden sayın Öcalan’ın avukatlarının İmralı’ya gitmesine bile hala izin verilmiyor. Bu açıkça yasaların ihlal edilmesi ve savunma hakkının ortadan kaldırılmasını ifade eder. Yasal ve hukuki bir hak gaspının sürdüğü yerde AKP’den görüşmelerin yasal çerçeveye kavuşturulmasını beklemek adeta olmayacak duaya amin demek anlamına geliyor.
AKP’nin sorunu bu kadar savsaklaması, zamana yayması ve sürümcemede bırakmasına rağmen başta sayın Öcalan olmak üzere Kürt tarafı büyük bir sorumluluk bilinciyle barış arayışında ısrarcı oldu. AKP’ye sürekli çağrılarda bulundu ve önüne alternatifler koydu. Ancak AKP bugüne kadar halkı ikna edecek veya güven artıracak bir girişimde bulunmadı. Sürecin sağlıklı yürümesi ve sonuç vermesi için ne yasal bir çerçeve oluşturuldu ne ciddi bir girişimde bulundu.
Bu kritik dönemde de KDP giderek tutumunu sertleştirdi. Bırakalım ulusal kongre çalışmalarını hızlandırmayı ve ittifak arayışını, Kürtler arası gerilimi artıracak, hatta çatışmalara kapı aralayacak kadar tehlikleli bir sertleşme ve tırmandırma gündeme geldi. KDP bunu neden yapıyor? Sorun PKK ve YPG’nin siyasi tutumu ve duruşu mudur? Bunlar bugünün konuları değil ki. Kaldı ki sözünü ettiğimiz partiler de Kürdistan’da kurulmuş ve mücadele eden partiler. KDP niye bu Kürdistanî güçlerle ortak iş yapmasın ki? Farklı çizgileri ve duruşlarının olması onlara karşıtlık yapmayı gerektirmiyor. Siyasi ve ideolojik mücadelesini yine sürdürür ama Kürt halkının birliği ve başarısı için de ittfak yapmak ve mücadeleyi ortaklaştırmak gerekir.
KDP’nin tutumunu da dediğimiz gibi AKP Hükümetinin Rojava’ya dönük tutumundan ayrı ele almak doğru olmaz. AKP, Kürt sorununu barış temelinde çözmek için kararlı ve kalıcı bir tavır ve görüş sahibi değildir. Şimdiye kadar ki gidişat bunu söylüyor. Bu durumda Türkiye’yi parlak bir gelecek beklemiyor. İmralı‘da süren görüşmelerde hükümet ne kadar net bir tutum sergileyecek, ne kadar çözüme dönük adım atacak, bu konu hem AKP’nin hem de Türkiye’nin geleceğini belirleyecektir.