Türkiye’nin hali tam fıkralık. Ağlanacak haller, komik hikayeler anımsatır bazen. Öyleyse, hikaye ile başlayalım bugün. Ömrü köyde geçmiş bir vatandaş, şehirde yürürken köpeklerin saldırısına uğrar. Can havliyle oraya buraya koşar. Bakar kurtuluşu yok, aklına taş gelir. Doğru ya, köpekleri uzaklaştırmak için en etkili yöntemdir taş ve sopa. Zifiri karanlıkta taş almak için davranır ancak kaldırım taşını sökmek kolay olmaz. Kendi kendisine çaresizce söylenir: ''Ne biçim memleket be kardeşim; köpekleri salıvermişler, taşları da bağlayıvermişler.''
İşte Türkiye’nin traji-komik hali bu. Evet, memleketimizde köpekler bağlı olur; taş, sopa ise elinin altında.
Ancak Türkiye’nin bugünkü hali hiç de güzelim memleket havası vermiyor. Fıkrayla karışık ''ne biçim memleket’ havası esiyor Türkiye’de.
Hak ihlalleri diz boyu. Polis, hakkını arayan vatandaşı düşman bellemiş ha bire gazlıyor, copluyor. Bu da yetmiyor; ırkçıları, yobazları saldırtıyor, linç ettiriyor.
Kürdistan’da ise durum bin beteri. KUR-ŞUN-LU-YOR-LAR. Polis, asker, kontra; Kürdistan sokaklarında ellerinde silahlarla cirit atıyor. Sağa sola ateş ediyor, sokaklara bomba atıyor, terör estiriyorlar.
Belaya karşı koymak için ''Taş yok mu taş'' diyeni ise ''kamu düzenine muhalefet'' diyerek yargılıyor, onlarca yıl hapis cezası veriyorlar. Etraf katiller sürüsüyle dolmuşken, Kürt'ün elindeki taşı suç sayıyorlar. Taş atmak ''vandalizm'' oluyor, ''terörizm'' oluyor. Onların elindeki silah döner bıçağı, kılıç, pompalı tüfek, kamu düzenini koruma aracı olmuş!
Kamu düzeni ve vandalizm, hükümetin ve kalemşörlerinin dilinden düşmeyen, Türkiye’de dezenformasyona ve demagojiye alet olan kavramlar. Bu kavram kargaşasında tartışmalar adeta laf salatasına dönüyor. Onun için, bu kavramların sözlük anlamlarına bakmakta yarar var:
Kamu: 1) Hep, bütün. 2) Bir ülkedeki halkın bütünü.
Kamu düzeni: Bütün toplumu ilgilendiren düzen.
Kamu güvenliği: Bir devlette, halka sağlanan can ve mal güvenliği.
Vandal(Fransızca): Miladın başlangıç yıllarında yaşayan ve Roma İmparatorluğu ile yaptığı savaşlarda acımasızlığı ile ün salan bir doğu Germen halkı.
Vandal(Mecazi anlam): Kültür ve sanat anıtlarını yakıp yıkan kişi veya topluluk.
Vandalizm: Vandal olma yanlısı.
Provokasyon: Kışkırtma.
Şimdi TDK’nin bilgileri ışığında kimin vandal, terörist, provokatör olduğuna bakalım.
Eğer vandallık, acımasızlıkla ve şiddetle ün salmak ise; Cizre’de sokak ortasında çocukları kurşunlayanlar mı, yoksa kendisine saldıran polise taş atan çocuklar mı vandal?
Kültür ve sanat anıtlarını yakıp yıkan vandal ise, örneğin Hasankeyf’i sular altında bırakan, 8 bin yıllık Hevsel Bahçeleri'ni yok etmek isteyenler mi vandal, yoksa ''Hasankeyf’e, Munzur’a, Hevsel’e dokunma'' diyenler mi? Berkin’i katledenler mi; ''parkıma dokunma'' diyen Geziciler, Ethemler mi vandal?
Gelelim kamu düzeni meselesine: Kamu, bir ülkedeki halkın bütünü; kamu düzeni, halkın bütününü ilgilendiren düzen ise; Kürtleri yok saymak, kamuyu bölmek ve kamu düzenini bozmak değil mi?
Yunus Emre; "Biz kimseye kin tutmayız / Kamu alem birdir bize'' diyorken; Kürtlere karşı kin, nefret ve düşmanlık besleyen düzen olsa olsa ''vandal düzen'' olmaz mı?
Kamu güvenliği, "halka sağlanan can ve mal güvenliği" demek ise halkın canına, malına, ırzına saldıranlar kamu için en büyük tehdit ve tehlike yani "vandallar'' değil midir? Böyle bir düzene, ''kamu düzeni'' denilebilir mi? Ve buna karşı, halkın kamu düzenini sağlama yani halkın düzenini kurma hakkı yok mu?
Zırhlı araçtan sokağa bomba attıran komiser mi provokatör yani kışkırtıcı, yoksa Hakkarili çocuklar mı? Provokatör arıyorsak adres belli değil mi?
Baştaki hikayeyle bitirelim. AKP’nin "kamu düzeni'' dediği vandal düzendir. Halk diliyle ''köpekleri salma, taşları bağlama düzeni''.
Şimdi Kürtler, ''Ne biçim düzene düştürk be kardeşim. Köpekleri salmışlar, taşları da yasaklamışlar'' demesin de ne desin?…