AKP çıldırmış gibi ezilenlere saldırıyor. AKP emrindeki medya da koro halinde bu saldırganlığı destekliyor. Medyada AKP’yi eleştirenler susturuluyor. Başbakan her ağzını açışta “terör ve medya” diyor. Akşam yazarı Serdar Akinan işinden atılan son gazetecidir ve medyanın üzerinde sallanan Demokles’in kılıcını göstermiştir. On yılda AKP nereden nereye geldi:
2002 senesinde AKP yüzde 36 oyla TBMM’de 2/3 çoğunluk sağlayıp iktidara gelmişti. ABD-AB baştan beri “milli görüş gömleğini çıkardık” diyen AKP’nin arkasındaydı. AKP güya statükoya karşı savaş açmıştı ve vesayete son verecekti. İleri demokrasi, AB üyeliği, Kopenhag kriterleri, yeni anayasa dillerinden düşmüyordu. “Komşularla sıfır sorun”, “işkenceye sıfır tolerans”, “Kürt sorunu önce benim sorunumdur” sözleri yeni bir dönemi müjdeliyor gibiydi. PKK gerillaları, 1999’da kahpe tuzaklara ve ağır bedellere rağmen medya savunma alanlarına çekilmişti. Türkiye’de tek kurşun sıkılmıyordu. Bütün bunlar her türlü şüphe ve itiraza rağmen sadece AKP’ye oy verenlerde değil, Kürtlerin ve liberallerin önemli bir bölümünde de bir umut yaratmıştı. En umutsuzlar bile Deniz Baykal CHP’sini görünce “AKP’ye bir şans verilse ne olur” diyorlardı. Ama AKP kendisine verilen şansı iyi kullanmadı ya da kullanamadı. Verilen kredileri batıran müflis bir tüccar gibi batırdıkça arsızlaştı, saldırganlaştı. 10 sene önce tek kurşun atılmazken şimdi tüm ülke barut fıçısına dönmüş durumda. Her yer bir kıvılcıma bakıyor.
Çünkü AKP demokratikleşme yolunda tek ciddi adım atmadı. Ortaya attığı sloganlarla halka umut verip oyalarken hepsini ortada bırakıp geleneksel vesayetçi politikalara döndü. Milli Görüş gömleğini çıkardıktan sonra üşüyünce statükoculuğun-vesayetin kalın kabanını sırtına geçirdi. Geleneksel ırkçı-dinci-statükocu siyasete sarıldı. Bunun dışında iktidarını kendi çetesinin kesesini doldurmakla geçirdi. Son on yılda zenginleşenlere dikkat edin. AKP onların iktidarıdır.
Türkiye siyasetinde 3 K formülü meşhurdur. Türkiye devleti baştan beri Komünistlere, Kürtlere, Kızılbaşlara (KKK) karşı yapılanmıştır. Bu K’lerin tehdit sıralaması zamana göre ayarlanır. AKP devrinde buna bir K daha eklendi:
Kadınlar...Kadınlar aslında her zaman eziliyordu ama seslerini çıkar-a-madıkları için görünmüyordu. Bir de egemen sistem-ideoloji her erkeğe doğal olarak egemenlik hakkı tanıdığı ve her erkek bu sistemin doğal görevlisi olduğu için devletin özel örgüt kurmasına gerek kalmıyordu. AKP devrinde açıkça görüldü ki kadınlar da özgürlük istedikleri an devletin hedefindedir. Kadın katliamları başlı başına ciddi bir sorundur. Artık kadınların Kürtaj hakkına bile AKP karar vermektedir. Erdoğan’ın emriyle “Çocuk da olsa kadın da olsa gereği yapılmaktadır.”
AKP iktidarı, on senede ülkeyi “İşkenceciye terfi, işkenceye-tecavüze uğrayanlara sıfır tolerans”, “Sorunsuz sıfır komşu”  noktasına getirmiştir. AKP’nin on yıllık macerası hazin sonuna doğru hızla yaklaşmaktadır. AKP iktidarı “Yüzde 50 oy aldım, en güçlüyüm” dediği bir dönemde en güçsüz dönemine girmiştir. Yapacağım dediği bütün açılımları yarı yolda bırakmış ve temel sorunların çözümünü orduya-polise-ÖYS ve ÖYM’lere, linçler tezgahlayan sokak çetelerine bırakmıştır. TBMM’den kaçmaktadır. Yeni Anayasa laflarını hatırlayan kalmamıştır. “12 Eylül faşizmi bile bu kadar zulüm yapmadı” değerlendirmesi her geçen gün güçlenmektedir.
Başbakan olup bitenlerdeki sorumluluğu dış güçlere ve medyaya atmaktadır. Oysa Türkiye tarihinde dış güçlerin en çok desteklediği ve dolayısıyla dış güçlere en bağımlı iktidar kendisidir. Dış güçler Atatürk’ten bu yana hiç bir iktidarı bu kadar desteklemediler. Denebilir ki AKP kuruluşunu ve iktidara gelmesini bile onlara borçludur. AKP politikalarının batağa saplanması bu dış güçleri de tereddüde düşürüyor ve bunu hisseden AKP bağımsızlıkçılık oynuyor.
TC tarihinde, medya hiç bir dönemde bu kadar iktidarın kontrolüne girmemiştir. Medya Roboskî katliamını 2 gün duymadı-duyurmadı. Özgür Kürt medyası duyurmasaydı hala daha duyurmazlardı. Suriye’den doğru yalan haber veren medya Şemzînan’dan 20 gündür haber vermiyor. Erdoğan daha ne istiyor? Ayrıca şunu bilmesi gerekir ki medyaya sansür-baskı uygulandıkça fısıltı gazetesinin tirajı yükselir ve daha etkili olur. Matbaası, dağıtım ağı, bayii olmayan fısıltı gazetesi bütün diktatörlerin sonunu hazırlamıştır. Binlerce yıl önce medya yoktu ama bütün diktatörler yıkıldı. AKP ve Erdoğan yangın haberlerini bile yasaklayan Evren faşisti gibi basını susturmakla gidişatı değiştiremez. Yağmuru-rüzgarı-güneşin doğmasını yasaklayabilir misiniz? AKP için mukadder akıbetin başlangıç dönemine girilmiştir. Başbakan Erdoğan, “terörün siyasi gündemi şekillendirmesine izin vermeyeceklerini” söylemekle gidişatı değiştiremez ama hızlandırır. Kendisiyle birlikte hepimizi kanlı bir bataklığa sürükleyebilir. Tünelden önce son çıkış var mı? Onu da hep birlikte arayabilir ya da inşa edebiliriz. HDK’nin 1 Eylül’de başlatacağı barış kampanyası önemli bir başlangıç olabilir.