AKP’nin statükocu-vesayetçi, tekçi, tek parti diktası çöküyor.
7 Haziran’da halklarımız bu diktaya açık olarak “Defol git!” dedi. Ama AKP şefleri bunu duymazdan gelip her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmaya çalışıyor.
Aslında Erdoğan ve AKP çetesinin iktidarı kaybetme korkusu çoktan başlamıştı.
7 Haziran öncesi bütün anketler HDP’nin yükselişini gösterirken, AKP’nin tek parti diktasının sonu da ilan ediliyordu. Büyük korkuya kapılan Erdoğan gemi azıya, dizginleri de iyice eline aldı.
Dolmabahçe mutabakatını reddetti ve ortada masa kasa ne varsa dağıttı. Savaşı başlattı. Böylece HDP’yi durdurabileceğini zannetti.
Erdoğan’ın saray medyası ve saray çeteleri saldırıya geçti.
Bir siyasi partinin yani HDP’nin en doğal hakkı olan seçime girmesi darbecilik olarak suçlandı. Ama tek parti diktasını mutlaka sürdürmek üzere her türlü suç örgütüyle birlikte darbe teşebbüsüne girenler kendileriydi. 7 Haziran öncesi bütün saldırılarına ve katliamlarına rağmen halk direndi, boyun eğmedi. AKP diktasına son dedi.
Ama AKP çetesi iktidarda kalmak için her türlü melaneti yapıyor. Sivil halka yönelik katliamlarla halk sindirilmek isteniyor. Bu arada gerillaya yönelik kapsamlı askeri operasyonlar yapılarak savaş geliştiriliyor.
Suruç Katliamı’ndan sonra, her gün yeni bir katliam haberi geliyor.
Artık şehirler, kasabalar kuşatılıp sokağa çıkma yasağı ilan edilerek göz göre göre katliamlar yapılıyor.
Bu da yetmeyince Ankara katliamı gibi kanlı saldırılar yapılıyor.
1993 yılı Temmuz ayında, Kürdistan Özgürlük Hareketi’yle Alevi halkı arasındaki bütünleşmeyi engellemek için Sivas Madımak Oteli’nde vahşi bir katliam yapılmıştı.
Şimdi de barış diyerek ayağa kalkan Türkiye’nin tüm demokratik güçlerini susturmak ve ezilen Kürt halkıyla birleşen tüm ezilenleri cezalandırmak için Ankara katliamı yapıldı. Rojava’daki AKP-DAİŞ işbirliği Reyhanlı‘da kalmadı, Suruç’ta ve tüm sınır boylarında sürüyordu. Ama artık Ankara’ya ve İstanbul’a kadar yani bütün Türkiye’ye yayılmıştır. AKP ve DAİŞ(IŞİD) iş ve kader birliği yapmıştır. Halklarımızın özgür geleceğine, barış içinde yaşamına karşı kanlı, kara ve karanlık bir savaş başlatmışlardır. Başlatanları boğacak olan umutsuz bir savaştır bu.
AKP çeteleri “Faili meçhuller durdu” diyorlardı. Artık tek tek kaçırıp kaybetmek değil, bir anda yüzlerce insanı infaz ediyorlar.
AKP çeteleri “Cezaevlerini boşaltacağız” diyorlardı. Şehirleri kuşatıp sokağa çıkma yasağı koyarak tüm şehri zindana çeviriyorlar. Sadece sokağa çıkanları değil, evinde oturanları da yaşlı-genç, çocuk-kadın demeden katlediyorlar.
“Artık cenazeler gelmiyor” diyorlardı. Şimdi cenazeleri paramparça ediyorlar. İnsanlar yakınlarının ölümüne üzülemeden cenazesini buldum diye seviniyor. Sağ kurtulanlar da yaşadığına sevinemiyor, suçlu gibi utanıyor.
60’lı, 70’li yıllarda gençliğin, işçilerin ve emekçilerin üzerine Komünizmle Mücadele Dernekleri, Ülkü Ocakları vb. birçok silahlı-sopalı faşist çete sürülmüştü. Zamanın cumhurbaşkanı “Ülkücüler devlete yardımcı olan milliyetçi gençlerdir” diyordu.
90’lı yıllarda Kürt Özgürlük Hareketi’ni durdurmak için Hizbullah vb. çeteler harekete geçirildi.
Bugün de tüm ezilenlerin özgürlük ve yeni yaşam mücadelesini bastırmak için resmi güçlere ek olarak DAİŞ-IŞİD çeteleri piyasaya sürülmüş bulunuyor.
Erdoğan ve AKP çetesi “PYD terör örgütüdür” derken IŞİD’e bir türlü toz konduramıyor. Her gün masum sivilleri tutuklarken, katlederken bombacı DAİŞ mensuplarının kılına bile dokunmuyor, onları seyrediyor.
“DAİŞ Ortadoğu’daki JİTEM’dir” denilmişti. AKP ve emrindeki çeteler de Türkiye’deki IŞİD-DAİŞ‘tir. Zaten hedefleri de, katliamları da, sloganları da aynıdır.
Bu karanlık gidişata dur demek için sokakta da, sandıkta da bütün özgürlük ve barış güçlerinin birleşmesi gerekiyor. 1 Kasım’da yeni bir dönem açılması için bu şarttır.
Bütün saldırılara rağmen halklarımız, AKP’ye 7 Haziran’dan daha güçlü bir tokat atmalıdır ki belki bu şokla kör gözleri ve sağır kulakları açılır.