“Türk, bu ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler.”
Hukuk profesörü olan bir adalet bakanı bunu söylüyorsa o devletten adalet beklenir mi? Gene de bu bakana teşekkür etmek gerekir. Çünkü fikriyle zikri birdir ve açıkça ifade etmiştir. Bu bakandan sonra da TC devletinin temel politikası bu olmuştur. Hangi parti iktidara gelirse gelsin bu temel politikayı uygulamıştır. Zaten anayasanın değişmez-değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez olan ilk üç maddesi bu nedenle dokunulmazlığa sahiptir. Türkiye’de her şeye dokunabilirsiniz. Partileri kapatabilir, milletvekillerini vurabilir, başbakanları asabilirsiniz ama bu ilk üç maddeye dokunamazsınız.
Devlet kendi kayıtlarına 29. isyan olarak geçen PKK-Öcalan önderliğindeki Özgürlük Hareketini ezmek için de yine aynı yöntemlere başvurdu. Bu son isyanla öncekiler arasındaki tek farkı numara farkı zannetti. Demirel “Devlet bundan önceki 28 isyanı bastırdı, 29. isyanı da bastırır” rahatlığı ve güveni içindeydi. Bu sadece Demirel’in değil bütün siyasi ve askeri liderlerin ortak görüşüydü. 1980 darbesinden bu yana görev yapan bütün askeri ve siyasi liderlerin söylediklerine bakarsak bunu görürüz. Hepsi de geleneksel baskı-zulüm yöntemleriyle Kürt halkının özgür iradesini kırabileceğini zannetti.
Evren faşisti Diyarbakır zindanını bu amaçla kurdu. Bugün bir çok insanın yüreği bu zindandaki zulmün küçük bir bölümünü yansıtan filmleri izlemeye bile dayanamıyor. Evren faşisti hatırlamasa bile Kürt halkı bunları unutmadı ve birçok gerçeği kanı canı pahasına öğrendi. Bir daha da unutmayacak.
Bunlardan ders almayan Demirel-Çiller-Yılmaz-Güreş-Ağar gibi ırkçı çete reisleri de Kürt halkının iradesini kırabileceklerini zannettiler. Aynı kanlı, insanlık dışı yöntemleri tekrar tekrar uyguladılar. Ama hepsi de bozguna uğradı ve kendileri rezil kepaze oldu.
Son 10 senedir iktidarda olan AKP ne yaptı? Başlangıçta geçmişteki inkar-imha politikalarından ders almış gibi kendilerinin de mağdur olduğunu söyleyip ileri demokrasi-çözüm-açılım sloganlarını ortaya attı. Halkın bir kesiminde umut yarattı. Halkın bir kesimi ise “Eskilerden daha kötü olmaz ya, bir de bunu deneyelim” deyip destekledi. Ama AKP, 10 yıllık iktidarı süresinde bütün umutları boşa çıkardı, kendisini destekleyenleri hayal kırıklığına uğrattı. Geleneksel inkarcı-imhacı Kürt politikasını inatla sürdürdü. 2011 baharında, seçimler öncesinde Oslo mutabakatını çöpe attıktan sonra izlediği politika 90 yıllık inkar ve imha politikasına körü körüne sarılmaktan ibarettir.
Erdoğan’ın gözü dönmüş ırkçı söylemi ve eylemi AKP’ye destek olan Kürtleri bile isyana teşvik ediyor. Önceleri AKP’yi destekleyen birçok Kürt çevre artık umudunu kesti. AKP Amed il başkanı bir açıklama yapınca kapı dışarı edildi. Çarşamba günü yapılan toplantıda Erdoğan “bölge” teşkilatlarına “Açılımda eksik bir şey kalmadı, Kürt sorunu gibi lafları etmeyin, Roboskî’den söz etmeyin” gibi talimatlar yağdırmış. Yani AKP Hükümeti istediği zulmü yapacak, katledecek, Suriye’de Kürtlerin bir statü elde etmesini engelleyecek ama Kürtler ağzını bile açmayacak. Uysal bir köle olarak “Emret ağam, paşam” diyecekler. Ölecek ama ağzını açmayacak, cenazesini bile kaldıramayacak, Roboskî’nin hesabını bile sormayacak, susacak. Öyle Kürt kalmadı artık.
AKP ne 28 isyandan ne de PKK önderlikli Özgürlük Hareketinden bir şey anlamış. Özgürlük Hareketinin farkını sadece numara farkı zannediyor. Kürtleri bölüp parçalayıp birbirleriyle çatıştırarak iradelerini kırabileceğini sanıyor. Bu konuda AKP’ye umut veren işbirlikçi Kürtler ya da AKP’nin işbirliği yaptığı dış güçler AKP’yi iflasa ve yok oluşa doğru sürüklüyor.
Kürt halkının iradesini tanımayan hiçbir siyasetin başarı şansı yoktur. Hala Kürt halkının özgür iradesini yok etmeye çalışanlar sadece kendilerini kandırır ve kendileri yok olup tarihe karışır gider. Tarihin küflü sayfaları böylelerinin trajedileriyle doludur. Böyle giderse AKP orada bir sayfa değil bir paragraf bile olamaz.
AKP ve irade savaşı
TC kurulduğundan beri Kürtlere karşı politikasının temeli inkar ve imhadır. En insanlık dışı zulümler, idamlar, yargısız infazlar, tehcirler bu amaçla yapılmıştır. Devletin arşivlerine göre Kürtler bu zulme karşı 28 defa isyan etmişlerdir. 1937-38 Dersim katliamlarından sonra Kürdistan coğrafyası sessizliğe bürünmesine rağmen Özalp, Viranşehir gibi birçok “küçük” katliam yapılmıştır. Bu açık katliamlara paralel olarak okulda, kışlada, camide, sokakta yoğun bir beyaz terör uygulanmıştır. Bunların amacı açıktır: Kürt iradesini kırmak, kimliğini-kişiliğini esir almak ve köleleştirmektir. Zaten Atatürk’ün Adalet bakanı ve hukuk profesörü Mahmut Esat Bozkurt bunu açıkça ilan etmiştir: