Kürt halkının bir süreden beri kaygıyla izlediği şey sonunda gerçekleşti. Eskiden kendine “Hizbullah” diyen, son dönemlerde ise adını “Hüda Par” olarak ilan eden güç, Batman’da yurtsever Kürt gençlerine saldırdı. Saldırıda Özcan Temel isimli BDP üyesi yurtsever bir genç katledilirken, üçten fazlası da yaralandı. Bir haftadır özelde Batman, genelde ise Kürdistan bu olayın gerginliğini yaşıyor.

Gerçi Hüda Par olayla ilişkisinin olmadığını söylüyormuş, ama çok açık ve resmi değil. Dolayısıyla BDP’lileri ikna etmiyor. Bu nedenle BDP’liler daha somut ve net açıklama istiyor. Böyle bir açıklama olmadıkça olaydan Hüda Par’ı sorumlu tutacaklarını belirtiyor. Gerçekten de böyle ciddi bir olayın yüzeysel bir açıklamayla geçiştirilmesi mümkün değil. Eğer gerçekten Hüda Par yapmadıysa, o zaman net ve yeterli açıklama yapmalı ve olayın aydınlatılması için çalışmalıdır. Yoksa olayın sorumluluğunun Hüda Par üzerinde kalacağı açık.
Zaten şimdi kendisini Hüda Par olarak adlandıran grubun geçmişi temiz değil. Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin Batman ve çevresinde gelişimini baştan beri engellemeye çalışıyor. Kendisini Kürdistan’a ait bir güç saymasına rağmen, özgürlük mücadelesini geliştirmediği gibi, büyük bir cesaret ve fedakarlıkla bu mücadeleyi geliştirenlere de karşı çıkıyor. Bu konuda silahlı saldırı dahil her türlü yönteme başvuruyor.
Bu grubun 1990’lı yıllarda yaptıkları ise çok iyi biliniyor. Ergenekoncularla birlikte Kürt yurtseverlerine yönelik binlerce silahlı saldırıda bulundukları herkesin malumu. Hala aydınlatılmamış olan binlerce olay var. Kürtlerin bu gruba Hizbulkontra adını verdiğini unutmak mümkün değil. Dolayısıyla da tekrar saldırı olayıyla karşılaştığında benzer refleks göstermesi anlaşılırdır.
Bütün bunlar, eğer bu grup siyasal bir parti olacaksa ve siyasi mücadele yürütecekse, o zaman geçmişe dair kapsamlı bir özeleştiri yapması ve kendini Kürt halkına affettirmesi gerektiğini açıkça göstermektedir. Şimdiye kadar yarım ağızla “Geçmiş hatalarımızı düzelttik” demesi böyle bir özeleştiri açısından yetmemektedir. Dahası kendine taktığı ad çerçevesinde gerçekten bir siyasal partiyse, o zaman seçimlere girmeli ve ne kadar halk desteğine sahip olduğunu herkes görmelidir. Yoksa AKP’nin koltuğunun altına saklanarak parti olunamaz.
Geçmiş pratiği nedeniyle, Kürt yurtseverlerinin Batman olayından Hüda Par’ı sorumlu tutması anlaşılır bir durumdur. Bu yönlü önemli kanıtların olduğu ifade edilmektedir. Aksi ispat edilmedikçe de Batman saldırısının sorumlusu olarak Hüda Par görülecektir. Bu durumda olayın faili Hüda Par olacaktır. Tetikçilik zaten geçmişinde de vardır. Fakat Batman saldırısını sadece Hüda Par’la sınırlı görmek de mümkün değildir. Fail Hüda Par olabilir, ama arkasında esas sorumlu olan başka güçler de vardır.
Biraz kurgu veya aşırı yorum gibi görülebilir, fakat Batman saldırısına kadar gelişen süreci şöyle formüle etmek mümkündür: Önce AKP Genel Başkanı ve Başbakan olarak Tayyip Erdoğan Hüda Par Genel Başkanı ile bir görüşme yapmıştır. Bu görüşmenin sonuçları basına fazla yansımamıştır. Bu görüşmeden birkaç gün sonra İran Dışişleri Bakanı Türkiye’ye gelmiş ve Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşmüştür. Bu görüşmeden iki gün sonra da Batman saldırısı yaşanmıştır. Sanki düğmeye basılmış gibi olmuştur. Dolayısıyla Kürt halkının tüm bu olayları birbirine bağlaması anlaşılırdır.
Tabi İran-Türkiye görüşmesinin Rojava’da Kürt halkının askeri başarılar kazanması ardından ve Kürt sorununu görüşmek üzere yapılmış olması da böyle bir bağlantı kurmayı getirmiştir. Yine Hüda Par denen grubun dayanakları da bu görüşü doğrular niteliktedir. Hüda Par grubunun Ecevit hükümeti tarafından tutuklanan liderlerinin iki yıl önce basit bir hukuk oyunuyla AKP Hükümeti tarafından hapisten çıkarıldığı ve ardından İran’a geçmeleri sağlanarak İran yönetiminin denetiminde çalışmalarını sürdürmekte oldukları bilinmektedir.
Yani AKP ve İran tarafından desteklenen bir grup durumundadır. Dolayısıyla İran-AKP görüşmesi ardından Batman saldırısının yaşanması söz konusu bağlantıları kurmayı getirmiştir. Bu durum hem saldırıyı yapanın Hüda Par olma olasılığını gündeme getirmiş, hem de bu saldırıyı yaptırtan güçlerin AKP ve İran yönetimi olması olasılığını güçlendirmiştir. Bu nedenle Batman saldırısının sorumlusu sadece Hüda Par değil, saldırıyı yaptırtmaktan esas sorumlu olan AKP ve İran’dır.
Dikkat edilirse Rojava özgürlük güçlerinin Til Koçer’i kurtarması ardından hemen hareketlenen iki güç İran ve Türkiye olmuştur. AKP Hükümeti İran ve Irak yönetimleriyle bir süredir kesik olan diplomatik ilişkilerini hemen yeniden harekete geçirmiştir. Irak ve İran Dışişleri Bakanları acilen Ankara’ya gelmişler ve hararetli görüşmeler yapmışlardır. Dahası Güney Kürdistan Başbakanı Neçirvan Barzani de Ankara’ya gelmiş ve AKP yöneticileriyle bir dizi görüşmeler yapmıştır. Bütün bu diplomasi trafiğinin Rojava üzerine olduğu ve görüşmelerde YPG gerillalarının kazandığı askeri başarıların gündemleştirildiği tartışmasızdır.
Buradaki formül son derece açıktır. Rojava’da Kürt halkının geliştirdiği kahramanca direniş sonucunda El Kaide saldırılarının kırılması ardından, bu sefer Kuzey Kürdistan’da Hizbullah saldırısı devreye konmuştur. AKP ve İran yönetiminin verdiği ortak mesaj şudur: Rojava’da saldırıyı kırarsanız, biz de Bakur’da saldırı başlatırız! El Kaide güçleri başarısız kalırsa, biz de Hizbullah’ı saldırıya geçiririz! Bu çerçevede bakıldığında Batman olayının çok mantıklı açıklaması ifade ettiğimiz gibi yapılmaktadır.
Tabi İran ve AKP’nin Kürtlere verdiği mesajlar bununla sınırlı da değildir. İran yönetimi PJAK üyesi Kürt yurtseverlerini idam ederek, “Bizim de başarımız var, biz daha güçlüyüz” mesajını vermeye çalışmıştır. Rojhilat Kürtlerine “Rojavalılar gibi yapmaya kalkmayın” denmek istenmiştir. Açıkça Rojhilat halkı tehdit edilmiştir.
AKP’nin yapmaya çalıştığı ise biraz daha farklıdır. Bir yandan KDP’yi yanına çekmeye ve Kürtlere karşı yeni bir diplomatik kuşatma yaratmaya çalışırken, diğer yandan Almanya ve Filistin’de yapıldığı gibi Kürdistan’ın ortasına utanç duvarları örmeye çalışmaktadır. AKP’nin Kürt düşmanı inkarcı ve kara yüzü böylece açığa çıkmaktadır. Bütün bunların sonucunda hala AKP’nin yanında olan Kürtlerin Kürtlüğünden şüphe etmek gerekir.
Görülüyor ki, Rojava Kürtlerinin kazandığı başarılar sömürgeci devletler tarafından hazmedilememekte, tüm parçalarda Kürt halkına yönelik yeni saldırılar gündeme getirilmektedir. Bu gerçeği başta gençler ve kadınlar olmak üzere tüm Kürt halkı iyi görmek ve olası saldırılara karşı örgütlülüğünü ve öz savunmasını daha da geliştirip derinleştirmek durumundadır. Yoksa sömürgeci güçleri eleştirmek yalnız başına yeterli değildir. Her türlü sömürgeci baskı ve saldırıya karşı Rojava örneğinde olduğu gibi kahramanca direnmek ve başarı kazanmak gerekir.
Şimdi benzer bir direniş AKP’nin utanç duvarına karşı Nusaybin Belediye Başkanı ve Bakur halkı tarafından geliştirilmektedir. Öyle anlaşılmaktadır ki, Bakur ve Rojava halkının ortak direnişi AKP’nin utanç duvarını da, yalancı ve demogojik iktidarını da yerle bir edecektir! Bu durum Kürtler için bir onur meselesidir. Kürtler utanç duvarını yerle bir ederek tarihten gelen onurlarını koruyacaktır!