Türkiye’de AKP-MHP ittifakıyla tam bir faşizan sistem kurmaya çalışılıyor. Erdoğan bir zamanlar AB’ye girmek için çabalıyordu. Söylemlerinde soldan ödünç aldığı birçok argüman vardı. Demokratik reformlardan yana halkta ve liberal çevrelerde belli bir iyimserlik yaratmıştı. Şimdi tüm bunların tersi ne varsa yapılıyor.

Erdoğan, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartını imzalayıp belediyeleri daha güçlendirme ve demokratikleştirme yerine şimdi halkın oylarıyla kazanılmış belediyeleri DBP’nin elinden zorla alıyor. Seçilenler büyük hakaretler ve karalama kampanyaları eşliğinden görevden alınıp tutuklanıyorlar. Aynı şey HDP ve milletvekillerine yapılıyor. Kendileri gibi halkın oylarıyla seçilmiş milletvekilleri basitleştirilmiş ve tam bir emir eri gibi hareket eden savcı ve mahkemelerin önüne atılıyorlar. Akademisyenler, aydınlar, basın mensupları, öğrenciler, memurlar vb kendilerinden olmayan herkesi hedefleyip hapishanelere dolduruyorlar.

Çöktürme planı çerçevesinde bir yandan devlette etnik temizlik yaparken bir yandan da muhalif ve aykırı tüm sesleri bastırmak istiyorlar. Tüm dernekler, kültür kurumları, basın organları, hayır kurumları dahil örgütlülük adına ne varsa hepsini kapatıyorlar. Toplumu tam bir örgütsüzdük ortamına iterek teslim almaya, çaresizlik ve umutsuzluk içinde bırakmak istiyorlar.

Erdoğan bir zamanlar MHP’ye “kafatasçı, kandan beslenenler” diyordu. Şimdi tamamen MHP çizgisine gelmiş durumda. Türkiye tarihinin en ırkçı, en gerici ve en faşist cephesini kurmuş durumdalar. Bu tam bir savaş ve soykırım ittifakıdır. Bu ittifakla OHAL ortamında şimdi de dünyayla dalga geçer gibi anayasa değişikliğine gidiyorlar. Demokratik bir anayasa yapıp 12 Eylül garabetinden kurtulma yerine onu daha da faşistleştirecek adımlar atıyorlar. Toplumsal uzlaşma metinleri yerine sistemi faşist temelde inşa etmek için hazırlıklar yapıyorlar. 

Türkiye tam bir yangın yerine çevrilmiş durumda. Buna ekonomik kriz de ekleniyor. Kriz giderek kendisini hissettirecek düzeye geldi. Bunu gizlemek ve halkı oyalamak için kendi vurgun düzenlerini ve savaş politikalarını sorumlu gösterme yerine kolayından dış güçlere bağlamaya çalışıyorlar. Bir zamanlar yerli mali kullanma haftası okullarda vb düzenliyordu. Şimdi de aynısı yapılıyor. Yerli para kullanalım kampanalarıyla ekonomik krizi atlatacaklarmış!

Türk ordusu Suriye’de savaşa girdi. Türkiye’nin içinde on şehir yerle bir edildi. Milyonlarca insan ağır maddi-manevi kayıplara uğradı. Dağ taş sürekli bombalanıyor. On binlerce insan zindanlara dolduruldu, işten atıldı. Askeri ve istihbari harcamalar sınır tanımaz oldu. İşkenceler, tecavüzler, baskı ve terörün hesabı ortada yok. Bütün bu yıkımları ve ekonomik maliyetleri toplumun dikkatinden kaçırmaya çalışıyorlar. Savaşı içte ve dışta yayan bir devletin ağır bir ekonomik faturayla da karşılaşacağı çok açık. Bu kaynaklar barış ortamında kalkınmaya aktarılsaydı Türkiye şimdi başka yerde olurdu. 

AKP’ye Devlet Bahçeli kılavuzluk yaparsa Türkiye’nin gideceği yer de felaket olur. Krizden ve savaştan çıkış konusunda herhangi bir işaret ortada yok. Kürdistan yeniden işgal ediliyor. Kürt halkının iradesi ve seçtikleri tamamen ortadan kaldırılmaya ve soykırımı tamamlamaya dönük uygulamalar sürüyor. Kürt toplumsal yapısı tamamen dağıtılmaya çalışılıyor. Bir yandan korku, öldürme, işkence bir yandan yoksulluk ve açlıkla terbiye etme hız kazanmış durumda. Diğer yandan da hain ve çıkarcı, işbirlikçi bazı çevreleri kullanarak Kürtleri birbirine kırdırma, toplumun içinde güvensizliği derinleştirme, umutları kırma ve kendisi olmaktan çıkarmayı sürdürüyorlar.

Erdoğan varlığını ve iktidarını savaşa ve Kürt soykırımına bağlamış durumda. Faşist kesimler dışında etrafında başka güç kalmamış. Bölgede ve Avrupa’da dayanakları ve destekleri giderek tükeniyor. Kimseye güven vermiyor. Bölgedeki tüm ittifak ve arayışları da Kürt karşıtlığı ve düşmanlığı temelindedir. Kürtlerle ittifak yapıp sorunlarını asma ve rahatlama yerine onlarla her cephede savaşarak ayakta kalmaya çalışıyor.

Kürtler 1926’lardan beri bu politikaların muhatabıdırlar. Büyük bedeller ödediler. Barışçıl tüm çabaları ırkçı ve faşist zihniyet kalıplarına çarptı. Varlıkları ve talepleri hiç kabul görmedi. 12 Eylül darbesinden bu yana da kesintisiz bir direniş içindeler. Kürt halkı karanlıkları yara yara bugünlere geldi. Binlerce köyleri yakılıp yıkıldı. On binlerce insan yaşamını yitirdi. Cezaevleri hiç boşalmadı. Yüzbinlerce insan ırkçı ve inkarcı yasalar yüzünden cezalar aldı. Bütün bunlardan daha fazla ideolojik ve psikolojik saldırılara hedef oldular. Şimdi de tüm devlet ve hükümet güçleri, faşist blok Kürtlerin umutlarını kırmak için ağır bir saldırı yürütüyorlar.

Psikolojik savaşla tüm gerçekler karartılmaya, insanları düşünemez hale getirmeye çalışıyorlar. Daha önceleri de “kökünü kazıyacağız, belini kıracağız” lafları askeri ve sivil yöneticilerin ağzından düşmüyordu. Şimdi de daha fazlasını örgütleyerek sanki bu topraklarda Kürtler yaşamamış, hiç direnmemişler, bu saldırılarla karşılaşmamışlar gibi bir hava yaratmaya çalışıyorlar. Bitmez tükenmez bir Kürt düşmanlığı böyle hastalıklı bir zihni yapı ortaya çıkarmış. Dünyada herkese taviz verirler, en kirli ittifaklara girerler, insanlık suçu olan işkence ve tecavüze başvururlar. Yeter ki, Kürtler olmasın, irade ve söz hakkına kavuşmasınlar! 

Kürt halkı tüm Kürdistan’da artık bilinçlenmiş ve örgütlenmiş bir halktır. Nasıl ki, şimdiye kadar yok olmadı, tüm karanlıkları yırtıp bugüne geldiyse, bundan sonra da daha güçlü ve örgütlü olarak yarınlara özgür ve irade sahibi olarak yürüyecektir.