KCK 17 Şubat’ta, 15 Şubat itibariyle çözüm sürecinin bitme aşamasında olduğunu açıkladı. Bu açıklama "iyi şeyler” olacak diyen AKP’nin meclise getirdiği 'İç Güvenlik Yasası'yla daha da kritik bir önem kazandı.

Kandil’den yapılan bu açıklama sürecin kaderi açısından hayati önem taşıyor. Sancılarla yürütülen bir dönemin sonuna yaklaşıldığına işaret ediyor. 

Ancak AKP kurmayları, başbakan "süreç iyi gidiyor” açıklamasıyla karşılık veriyor. Halkı ve kamuoyunu Kürt sorununun çözümüne kilitleyip, beklenti oluşturuyor. 

Peki KCK ve AKP’den aynı konuda iki zıt açıklama neden geliyor?

Belki de asıl can alıcı soru bu. KCK Kürt sorununun çözümünü ve İmralı’yla kurulan diyaloğun sonuca ulaşması için yıllardır bazı gereklilikleri ortaya koyup, AKP’ye bunlar olmazsa bu süreç işlemez, diyor. 

Son açıklamada KCK; Diyalogdan müzakereye geçilmesi, izleme heyetinin kurulması. AKP’nin müzakere taslağını neden kabul etmediğini kamuoyuyla paylaşmasını, istiyor. 

AKP bu sorunların yanıtını bugüne kadar vermedi. Yanıtını vermeyecektir de. Çünkü bunlara yanıt verirse kamuoyu bunun hesabını soracak ve gerekli adımları atmak zorunda kalacaktır. Bunun yerine boş vaatlerle bulanık suda balık avlamayı tercih ediyor. 

KCK Kürt sorunu gibi çetrefil ve tarihsel kökleri bulunan bir soruna AKP’nin bu gayri ciddi yaklaşımlarını gördüğünden 17 Şubat’ta sürecin bitme aşamasında olduğunu açıkladı. Zıt açıklamaların nedeni de işte bundandır. 

AKP çözüm süreci değil, tamamen seçime entegre bir süreç yürütüyor. Olmayan bir süreç için iyi şeyler olacak, deniliyor. İyi şeylerin ne olduğunu zamanında Abdullah Gül’de söylemişti. Ancak iyi şeylerin Türkiye’yi nereye getirdiğini bugün bütün dünya görüyor. Şimdi AKP kurmayları da aynı boş vaatleri devam ettiriyor. 

İyi şeyler dedikleri belli ki Türkiye’yi derin bir çıkmaza, kaosa sürükleyen güvenlik yasasıdır. Müzakereleri başlatmamak süreci bitirmek anlamına gelirken güvenlik yasalarındaki ısrar ise Kürtlere karşı açıkça savaş ilanıdır. Bununla şüpheli gördükleri tüm Kürtleri zindanlara alacaklar. Eline taş alanı, polisin emrine uymayanları içeri alacaklar. Türkiye’de mevcut anayasaya itiraz eden, AKP’nin politikalarına, polisin şiddetine en fazla karşı çıkan Kürtlerdir. Dolayısıyla bu yasalar da Kürtlere karşı çıkarılıyor. 

AKP’nin en büyük çıkmazı, yanlışı işte budur. Kürtleri kendisine mecbur görüyor. Oysa bu başını kuma gömmektir. Bugün Ortadoğu'daki kaostan çıkışın anahtarı Kürtlerdedir. Türkiye’deki çıkmazın da adresi yine Kürtlerdir. Fakat AKP siyasetinin merkezine Kürt düşmanlığını, PKK düşmanlığını oturtmuş durumda. Eğer AKP bitmek istemiyorsa başını kumdan çıkarmalı ve Kürt sorununda gerekli adımları atmalıdır. Ne var ki komplolarla, tezgahlarla bu süreci götüreceğini sanıyor. En büyük gafleti de bu oluyor. 

Sonuç olarak Kandil ile Ankara’dan gelen mesajlar çok farklı. Hava akımları çok farklı yönlerden esiyor. Ankara mevcut yönde ilerlemede ısrar ederse fırtınaya tutulmaktan kurtulamayacaktır. Ortadoğu'daki kaotik havadan sağ kurtulmak, düzlüğe sağlam çıkmak istiyorsa güzergah kesinlikle değiştirilmelidir. Güzergahı kadar yolda birliktelik kuracaklarını da doğru belirlemelidir. 

Zira 20. YY seçenekleriyle, yöntemleriyle 21. YY’da yol almak mümkün değil. Çünkü sahadaki aktörler değişti. Siyasetler değişti. Argümanlar değişti. Türkiye eski yol, yöntem ve argümanlarda ısrar ederse sonuçta gideceği yer uçurumdur. Fırtınada yitip gitmektir. Bu yolu terk etmesi, Kürtlerle barışması Ortadoğu’nun bu fırtınalı havasında kendisi açısından da en mantıklı yoldur.