Üstün'ün açıklamalarına tepki gösteren Komisyon üyesi BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü ise, "Cezaevindeki sorunlar Komisyon Başkanı'nın söylediği gibi sadece bir kapasite fazlalığı sorunu değil. Ülkede dört duvar arasında sıkıştırılmış büyük bir adaletsizlik var" dedi.
Urfa E Tipi Cezaevi'nde geçen Cumartesi günü çıkan isyan sonucu 13 tutuklu ve hükümlünün hayatını kaybetmesi, ardından da isyanların Adana, Antep ve Karaman cezaevlerine sıçraması Türkiye’de cezaevleri sorununu yeniden gündeme getirdi. Urfa cezaevi yaklaşık 300 kapasitelik olmasına rağmen 1000’in üzerinde tutuklu ve hükümlüyü barındırıyor. Cezaevinde daha önce de olumsuz koşullara karşı isyanlar çıkmıştı. 2010 yılında bir mahkum kendini yakmış ve 2011 yılında da mahkumlar koğuşlardan birini ateşe vermişti.

Üstün'den yeni cezaevi müjdesi!

Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Cezaevleri Alt Komisyonu, Urfa E Tipi Cezaevi'nde incelemelerde bulundu. Komisyon üyeleri, incelemenin ardından Valilik'te basın açıklaması yaptı. Kapasite fazlalığına vurgu yapan Komisyon Başkanı, AKP Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün, 350 tutuklu ve hükümlünün başka illerdeki hapishanelere nakledileceğini açıkladı. Üstün, Urfa'da Cezaevi ile ilgili üç projenin devam ettiğini söyledi. Bir yıl içerisinde bu projelerin faaliyete geçeceğini anlatan Üstün, bu süre zarfında kısa vadeli çözüm olarak mahkum nakli yapılacağını söyledi. Ailelerin nakil istemediğini dile getiren Üstün, ailelerden bir yıllık fedakarlık talebinde bulundu. Üstün ailelere yeni cezaevi müjdesi vererek "Şu anda alınan önlemlerle birlikte önümüzdeki bir yıl içerisinde Urfa'da kapasite yönünden cezaevi sıkıntısı olmayacak. 500 kişilik açık cezaevi bitmek üzere, mevcut cezaevinin hemen yanında ek bina yapılıyor, Siverek'te 1000 kişilik cezaevinin yapımı devam ediyor. Yine merkezde de arsa temin edilmiş, projesi yapılmış, çok kısa sürede inşaatına başlanacak bir proje var" dedi.
Beş kişi nasıl kurtuldu?
Üstün, C15 koğuş yangınından sağ kurtulan dört mahkum, olaya müdahale eden infaz koruma memurları ve C15 koğuşunun sağında ve solunda bulunan C14 ile C16 koğuşu mahkumları ile görüştüklerini dile getirdi. Koğuştaki beş kişinin nasıl yaralı kurtulduğunu da şöyle anlattı: "Dört tutukluyu dinlediğimizde, kendisini koğuş sorumlusu, sorumlu yardımcısı ve meydancı olarak tanıtan üç kişinin kendilerinin tuvalet ve banyo kısmına geçmelerini istediğini öğrendik. Beş tutuklu o bölüme geçti ve kapıları kapattı. Daha sonra bazı sesler duyduklarını, o seslerden yatakların aşağı taşıdıklarını ve yatakların tutuştuğunu, buradan da yangının çıktığını öğrendiklerini söylediler. Bunun üzerine yanındaki havlu ve gömleklerini ıslatarak dumandan daha az etkilenmeye çalıştıklarını, bu şekilde kurtulduklarını belirttiler."
Üstün, gardiyanların ifadelerine dayanarak, olayın üç dakika gibi kısa bir sürede meydana geldiğini ifade etti. Üstün, olayın öncesinde koğuşta herhangi bir kavganın olmadığını söyledi. Üstün'ün anlatımına göre mahpuslardan 10'u dumandan zehirlenerek, üçü de son anda kapıyı açmaya çalışırken yanarak hayatını kaybetti.

Tek sorun kapasite fazlalığı değil'
CHP Milletvekilleri Malik Ejder Özdemir, Mahmut Tanal, Hüseyin Aygün ve BDP Milletvekilleri Ertuğrul Kürkçü ile İbrahim Binici, Üstün'ün açıklamalarına tepki gösterdiler. Kürkçü, cezaevinde yangın alarmının olmadığına dikkat çekti. "Tutuklular bize cezaevi birinci müdürü ile başgardiyandan menfaat şebekesi oluşturulduğunu söyledi. Cezaevindeki sorunlar Komisyon Başkanı'nın söylediği gibi sadece bir kapasite fazlalığı sorunu değil. Ülkede dört duvar arasında sıkıştırılmış büyük bir adaletsizlik ve düzensizlik var" dedi.
Kürkçü, BBC'ye yaptığı açıklamada ise Urfa Cezaevi'nde isyana neden olan sorunların daha önce ziyaret ettikleri Mardin, Antep, Osmaniye ve Mersin cezaevlerinde de yaşandığını ve hepsininde kapasitelerinin çok üzerinde insan barındırdığını aktardı. Urfa Cezaevi'nde yaşananların benzer koşullara sahip cezaevleri için örnek alınması gerektiğini söyleyen Kürkçü, “Urfa cezaevi diğer cezaevleri üzerinden Türkiye’ye, 'anlatılan senin hikayendir' dedi” diyor. Cezaevi yönetiminin tutuklu ve hükümlülere karşı aşırı keyfi, sert otoriter ve çoğu zaman ideolojik bir saldırganlık içinde olduğunu belirten Kürkçü “Susuzluk, havasızlık, anlayışsızlık, baskı hepsi bir araya gelince bir yangın için bütün yanıcı maddeler bir araya toplanmış oluyor” diyor.

Zihniyet değişimi şart
Kürkçü, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu olarak hem adli hem de siyasi mahkumlardan aldıkları temel şikayetlerin cezaevine giren bütün mahkumların çırılçıplak soyularak aranmaları, katı disiplin uygulamaları, ziyaretlerin sınırlandırılması, mektupların yerine gitmemesi gibi sorunlar olduğunu söylüyor. Ancak birçok durumda tutuklu ve hükümlülerin şikayetleri dikkate alınmıyor ve dilekçeler işleme konmuyor. Kürkçü, giderek artan tutuklamalar ve mahkumiyetler nedeniyle, Adalet Bakanlığı’nın artan cezaevi yüküne yetişecek ne maddi kapasite, ne personel üretemediğini ve ceza indirimine gidilmesi ya da genel af gibi bir öneri olmadıkça bu hızla sorunun çözümünün çok uzun zaman alacağını söylüyor. Kürkçü, “Zihniyet, hukuki ve idari durum değişmedikçe cezaevi sorunu Türkiye’nin sorunu olmaya devam edecek" dedi.

Kavga değil isyan ettiler
CHP Sivas Milletvekili Malik Ejder Özdemir de sağ kurtulanların kendilerine anlattıklarını şöyle aktardı: "Cezaevi koşulları insani değil. Cezaevi yönetimi keyfi uygulamalarla baskılar uyguluyor. Şartlar zaten çok ağır. 6 kişilik koğuşta 18 kişi kalıyorduk. Tuvaletin önünde bile yatıyoruz. Gece biri tuvalete kalkarsa diğerinin sırtına basa basa ancak ulaşıyor. Olay akşamı arkadaşlarla yemek yedik, çayımızı içtik. Tabi yine sırayla. Sonra bize 'Biz cezaevi koşullarını tepki için olay çıkaracağız. Katılmayacaksınız gidip tuvalete gizlenin' dediler. Bizi tuvalete soktular. Sonra bağrışmalar başladı, etrafı duman sardı. Kokular gelmeye başladı. Tepkiler, sloganlar, çığlığa dönüştü. Çığlık atarak, kurtarın diye bağırarak öldüler. Her şey 15-20 dakikada oldu bitti. Çığlıklar kesildi."
Ölenlerin koğuşunda altı aydır kalan bir mahkum da "Ben üst katta kalıyordum. Orada bir vantilatör vardı. Ben kendi paramla aldırmıştım. Yangının nedeninin vantilatör olduğu söyleniyor ama doğru değil. Herkes kullanıyordu. Arkadaşlarımız kavga etmedi, cezaevinin ağır koşullarına tepki gösterdiler" diye konuştu.

Yangına kovayla müdahale
Özdemir, tüplerin yetersizliği nedeniyle kovalarla su taşınarak yangının söndürülmeye çalışıldığını söyledi ve ekledi: "Koğuş 12 metrekarelik bir yer. Tuvalet banyo ortak. Üst kata merdivenlerle çıkılıyor. Üstte de ranzalı yatak bölümü var. Çelik dolaplar bile erimiş. Yangına ilk müdahale edenlerle görüştük. Gecikme yok. Kapı kapatılmış ve dışarıdan duman sızmaya başlayınca nöbetçi gardiyanlar müdahale etmişler. Ancak yangın tüpleri yeterli değil. Hortum da koğuşa kadar yetişmemiş. Yangından kaçmak isteyen mahkumlar üst kata çıkmışlar. 10'u orada dumandan boğularak yaşamını yitirmiş. Üç kişi ise son anda alevler içinde kalan kapıyı açmak istemiş ancak onlar da yanarak can vermişler."
Özdemir, "Biz beş saat bile tahammül edemedik sıcaklık ve şartlara. Aşırı yoğunluktan koku var her yerde. Yangının yaşandığı yer ise tam bir vahşetti. Yanık kokusu hala vardı" dedi.

HABER MERKEZİ