Başkanlığı için gerekli oyu toplamak için meydanlardan ayrılmayan Erdoğan son gerçekleştirdiği mitinglerde, “Ya bu devletin varlığını kabul edecekler ya da yok olacaklar” dedi.  Demek bu devletin varlığını inkar edenler de varmış. Yakın bir zamana kadar devletin kendisi Kürt milletinin varlığını inkar ediyordu. Şimdi ise aralarında iktidarı paylaşamayanlar, paralelciler vesaire derken bunların bir kısmı devleti tanımıyormuş. Bunu da en yükseklerden Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan öğreniyoruz.

Bir zamanlar kendilerini ülkücü diye vasıflandıran ırkçı faşistler de “Ya sev ya terket” sloganıyla avunuyorlardı. Yani ya devletin ırkçılığını da faşizmini de tanıyacak ve mecburiyetten mütevellit seveceksin ya da bu ülkeyi, vatanını terkedeceksin demek istiyorlardı. Dinleyen veya duyan oldu mu, kurdun ulumasını? Onlar zannettiler ki, diş göstermekle tüm demokratların gözünü korkutacaklar ve başka ülkelere kaçırtacaklar.


Kürt sorunu diye bir şey yokmuş!

Erdoğan’a göre Kürt sorunu demek artık bölücülükmüş! Çünkü artık yüzde 10’luk seçim barajı kaldırılmış, Kürt diliyle seçim propagandası yapmak serbest edilmiş, PKK’nın silah bırakma işi yasal bir temele dayandırılmış. Öcalan’a ve gerillanın önemli bir bölümüne siyasi af yasası çıkartılmış, devlet okullarında ana dilde eğitim, demokrasi düşmanlığıyla maruf Terörle Mücadele Yasası kaldırılmış, köy, kasaba dağlar, tepeler ve nehirlerin değiştirilen isimleri geri verilmiş derken ortalık süt limanı olmuş!

Erdoğan’a göre karşılıklı masaya oturulmamış(!). Yoksa bu devletin çöküşü manasına gelesiymiş. Oysa başdanışmanı ve devlet Bakanı Aydoğan ile HDP arasındaki sayısız görüşmeleri herkes televizyon ekranlarından seyretti. Sırrı Süreyya Önder, Cumhurbaşkanını tekzip ederek İmralı’da Öcalan ile nasıl ve hangi nicelikteki bir masada oturduklarını da anlattı. Cumhurun değil, AKP’nin başına göre, HDP illegal yollarla barış görüşmelerine çomak sokmuşmuş. Halbuki HDP, illegal değil, legal yollarla iktidar partisine “kör parmağım gözüne” diye hiç yürümeyen sürece rest çekti.

Hem “barış süreci” diyeceksin, hem de “terör örgütü” deyip barışmak istediğin karşındaki insanları horlayacaksın. Buna “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” demezler mi? Erdoğan başbakan olduğu dönemde de HDP’ye ille de PKK için terör örgütü dedirtmeye çabalıyordu. Ama 1984 yılının en acımasız, en vahşi faşist devlet terörüne “Devlet terörü” diyen olmadı. Kendisi de demedi. Faşist cunta generali Evren’i güya yargıladı. Evren rahat yatağında yatarken televole değil de televizyonun uzaktan komanda tekniğiyle yargıçlara sorular sordurtuyordu. Sonuç ne oldu? Sıfıra sıfır, elde sıfır.

AKP parti olarak ortaya çıktığında sahte tavırlarla demokrat görünüyordu. Erdoğan başbakan olunca soluğu Avrupa Birliği’nde aldı. Verdiği demokrasi sözleriyle derhal üyeliğe müzakere statüsü aldı. Ama 13 yılda bu doğrultuda aldığı mesafe bir arpa boyunu geçmedi. 

Hocası Erbakan da generaller tarafından başbakanlıktan alaşağı edilip partisi kapatılınca, yani zor durumda kalınca soluğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi AİHM’de almıştı. Oradan aldığı cevap çok ilginçti: Sizin gibilerin iktidarında bizim gibi mahkemelere bile gerek kalmaz. Yani yüzeysel olarak demokrat görüneceksin ama içten demokrasi düşmanı. Yemezler köylü kurnazlığını!

AKP’nin gidişatı veya grafiği çöküşü gösteriyor. Seçimlerden sağ salim çıkabilirlerse şapkayı havaya fırlatsınlar. Devletin başı Cumhurbaşkanı anayasal yasağa karşın bir parti propagandası için devletin bütün olanaklarını kullansa da müthiş bir oy kaybına uğrayacağa benziyor. Öyle ki, daha şimdiden tek başına iktidar olamayacakları hesabını yapıyorlar. Burhan Kuzu “Belki de azınlık hükümeti kurar, bir yıl sonra da erken seçime gideriz” diyor.