Dünü bilmeden, AKP kalabalığının (güruh da diyebilirsiniz), bugün yaptığını anlayamayız. Çünkü yaşadığımız, tanıklık ettiğimiz vahşi gaddarlık, birden bire ve gökten düşme değil, dünkü ruhun devamı, onun akışıdır.

Sözünü ettiğimiz toplum ise ırkçılıkla zehirlenmiş devşirmeler kalabalığıdır. Burada herkes birbirine yalan söylüyor ve en birinci Türk ve has Müslüman görünme yarışına katılıyor. Su başlarını tutmak için, temele bu yalanı yerleştirmek gerekiyor, çünkü.

Onun için, Cumhurbaşkanı olmuş biri bile, elinde Kuran, ağzında “en tek Türk lafzı, gerisinde ayet diye Arapça bağırtı ortalıkta dolaşıyor, cami açılışlarına koşuyor.

Soyu kırılmış, “affedersiniz“ denilerek aşağılanmış, dini inancı “gavurluk“ diye damgalanmış Ermeni Etyen Mahçupyan, Markar Esayan AKP’lileşmede Tayfuni Orhan Miroğlu’nu, sülale boyu ona buna hizmetkar olmuş Diyarbakırlı Ensarioğlu ve Kahtalı Metiner’i geçmek için dümdüz gidiyor, çıkar sularında.

Kendini satışa çıkarmış bir insanın, kazanç elde etmesi için, bu bir zorunluluk. Çünkü, arkadan gelip nimetlere koşu tutturan herkes, daha çok Türk olma, en has Müslüman görünmek zorunda. 

AKP’nin öncü kadroları, ta çocukluklarından itibaren, bu yarışın koşucuları. Din, iman, inanç, bu yarışta zekası geri kalabalıkları avlamada, oltanın ucuna takılmış yemdir.

Kendi kendileriyle yüz-göz olmuş, özüne ilişkin saygıyı kaybetmiş, utanma duygusu dumura uğramış, silinip kaybolmuş olanlar, dini, imanı, cami ve minareyi kullanmayı gayet iyi bilirler. Dünün mahalle ve şehir “ipsizleri bu alanın kompetanlarıdır.

 Mesela, AKP’nin öncü kadroları din, dindarlık, Türklük diye dursun, onlar Gorki’den alınma deyimin Türkçesiyle “ayak takımı“dır. Sol literatürdeki kavramla, erdemi kendinden menkul lumpen… 

Bunların şah Sultan edalısı, daha o yaşta vicdan çıplağı olarak ortaya çıkmış, büyük kalpazan olmaya hak kazanmıştı. O yazın İstanbul sokaklarında, “hakiki kaynak suyu çığırtkanlığıyla, bardak bardak musluk suyu satıyor, kışında da, elde kalmış, bayatlanıp küflenmeye başlamış simitleri hiç fiyatına alıyor, annesine ıslatıp, fırında pişirme derecesinde ısıttırıyor, sonra dışarıda taze fiyatında satıyor, daha sonra da portre yazarlarına, bu kalpazanlığı “yaratıcı deha“ olarak anlatıyordu.

 Kalpazanın, vicdanı çıplak, merhameti ölünün dehası kendine de, Kürt yardımcısı, eline geçen parayı içkiye yatıran bir alkoliğin oğluydu. Lisedeyken, okul dışı zamanını esnaf çarşısında geçirip, ayak işlerine koşuyor, gece de cam avına çıkıyordu. Gözüne kestirdiği iş yeri, çalışma alanı ve dükkanların camını kırarak, şehrin tek camcısına iş çıkartıyor, bundan pay alıyordu.

Bunların çoğu, üniversite ve yüksek okul yıllarında, Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) ya da şurada, burada ücret mukabilinde, Faşizmin çelik çekirdeği “derin devlet“in hizmetindeydi. Türk devletinin o zamanki düşmanı solcuların tepesinde sopacı, cana kasdeden tetikçiydi. Maraş, Sivas, Çorum’da MHP’lilerin adı önde, ama “Allah û ekber“ naralarıyla arkadan dolandıran, dolayısıyla iktidar nimetlerinden en büyük payı alan onlardı. İkinci Sivas vakasında insanları diri diri yakanların savunucuları da daha sonra AKP sıralarında diziliydi.

O yollardan gelen AKP, bugün tek ses, tek karar olarak, hükümran güçtür.

Dün, sokaklarda devletin terör gücü olarak kullanılanlar, büyüyüp serpildiler, kendi darbesini yağan güç haline geldiler.

Olan ve yaşananlar budur. …

Kürtleri Parlamento dışına atıp hapishaneye tıkarak, orduya yaranmak ve cinayet ile katliamları saklamak istiyorlar.

Şırnak Milletvekili Ferhat Encü’nün Roboskî’de, Türk ordusu tarafından katledilenleri anıp, Kürt şehirlerinde girişilen katliamları hatırlatması üzerine 200 kadar AKP’li topluca saldırıya geçiyordu.

Kanlı bir geçmişten gelenler, işledikleri insanlık suçları örtük kalsın istiyorlardı. Ancak bunun mümkün olmadığını görünce, ikinci saldırıyı Anayasa komisyonunda tazeliyorlardı.

Dokunulmazlıkların kaldırılıp, parlamentoya seçilmişlerin hapishanelere çekilme hamlesi, Generallere yaranma çabasıdır. Tıpkı 1990’lar gibi…

 Ancak Kürdistan aynı durakta değil. Kürt hareketi çoktan uluslararası güç oldu. Her şerde bir hayır vardır derler ya, kim bilir, belki de bu son parlamento darbesi, Cizîra Botan ya da Amed’de yeni bir oluşuma vesile olur…

Bilinmez ki, barsınız Kürtleri temsilen yeni bir dünya kurulur…